Kurban Yardim 2024 Kurban Yardim 2024

Asım Çavuşoğlu ile “medreseler” konulu kitabı üzerine...

Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın eğitiminde bir döneme damga vuran medreseler ile ilgili “Batı Trakya’da Medreselerin Dünü Bugünü” isimli kitabı yazan Bat

Batı Trakya 29 Aralık 2014
Asım Çavuşoğlu ile “medreseler” konulu kitabı üzerine...

Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın eğitiminde bir döneme damga vuran medreseler ile ilgili “Batı Trakya’da Medreselerin Dünü Bugünü” isimli kitabı yazan Batı Trakya Medrese Mezunu Müslüman Muallimler Cemiyet Başkanı Öğretmen Asım Çavuşoğlu, kitabı ve içeriği hakkında Millet gazetesine konuştu.

Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’na önemli bir eser sunan Çavuşoğlu, kendisi ile yapılan söyleşide kitap yazma fikrinin nasıl doğduğunu, kitabı ne amaçla yazdığını ve kitabın konusu medreselerin bugünkü durumu hakkında bilgiler verdi. Çavuşoğlu, gazetemizin Gümülcine sorumlusu Ramadan Molla’nın sorularını yanıtladı.

Ramadan MOLLA: Sayın Asım Çavuşoğlu bizlere kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Asım Çavuşoğlu: Gümülcine (Komotini) Belediyesi’ne bağlı Tuzcuköy’de (Kikidion) 1944  yılında  dünyaya  geldim. İlkokulu köyümde bitirdikten sonra öğrenimime Gümülcine Medrese-i Hayriyesi’nde devam ettim. 1963 yılında mezun oldum ve aynı yılın sonbaharında yani 1963-1964 eğitim-öğretim yılında dinimizin de kutsal olarak gördüğü, insana şekil ve anlam kazandıran öğretmenlik mesleğine başladım.

Ancak otuz yıl Türk Kültürüne hizmetten sonra mesleğimde çalışır durumda iken, Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı, Lozan Antlaşması ve Türkiye ile Yunanistan arasında  imzalanan ikili Kültür Anlaşmaları hükümlerinin özüne aykırı 1991-1993 yıllarında  Yunanlı öğretmen  yazarlara  Türkçe  Okuma Kitapları hazırlatmış ve bu kitapların okullarımıza  dağıtılmasından sonra  tepki olarak 26-27 ve 28 Şubat 1992 tarihlerinde öğrenci ve 1-5 Şubat 1993 tarihlerinde ise yapılan “öğrenci-öğretmen” boykotlarından sonra Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığınca  “Persona non grata” olarak not edilmişim ki,  Z2-219/23-5-1993 sayı ve tarihli  kararına istinaden, Doğu Makedonya-Trakya Bölge Sekreteri’nin F27.2.654 / 4..10..93 sayı ve tarihli kararı ile son görev yerim olan Gümülcine-Mastanlı Azınlık İlkokulu’ndan, İskeçe (Ksanthi) İli Göynüklü (İliopetra) köyü Azınlık İlkokulu’na sorgusuz-sualsiz sürgüne gönderildim.

Bil’âhare Rodop Valisi Pavlos Papadopulos, yeni “Bakanlık Kararı”nın kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak, 23 Mart 1994 tarihli kararı ile Mastanlı Azınlık İlkokulu ile olan iş sözleşmesini feshetti. (mesleğimden azletti). Evli olup  iki çocuk babasıyım.

Hocam ne oldu da böyle bir eser yazmak aklınıza geldi?

A.Çavuşoğlu: Batı Trakya’da Medreseler meselesi kapsamlı araştırmayı gerektiren çok yönlü bir konudur. Bu tür konular hakkında  bilimsel çalışmanın yapılması kişisel ilgi ve meraktan doğduğu bir gerçektir.

Bu düşünceden hareketle, bu konuda bir çalışma yapmaya daha 1960’lardan itibaren (öğrencilik yıllarımda)  başlamış,  özellikle beş asırlık  süreç içerisinde bölge insanına  sayısız  meslek erbabı  yetiştiren Gümülcine’deki Osmanlı  medreseleriyle yakından  ilgilenerek notlar almışımdır.

Azınlığımıza öğretmen ve din görevlilerini yetiştiren bu kurumların geçirdikleri büyük dönüşümleri ve günümüzdeki durumlarını  kayıt altına almak amacıyla ilgili bilgi ve belgeleri bir kitap halinde derleyip kamuoyunun bilgisine sunmayı yararlı buldum. Çünkü, Batı Trakya’daki medreselerin geçmişi çok zengin olduğu halde, yazılmadığı veya derlenip toplanmadığı için  Azınlık eğitim tarihinin önemli bir noksanlığı olarak  göze çarpmaktadır.

Kim bilir (?) belki de Osmanlı idaresinin son bulmasıyla Lozan sonrası bölgenin yeniden  yapılanmasında Yunan Yönetimi tarafından uygulanan “sindirme”  politikası ve 1923’ten sonra ülkemizde istikrarlı  bir devlet yönetiminin olmayışı, işgallerin ve İç Savaşın  yarattığı ekonomik  ve sosyal sıkıntılar nedeniyle bu tür kayıt  işlerine önem verilmemiştir diye düşünüyorum.

Oysa beş asırlık süreç içerisinde bölge insanına sayısız meslek erbabı yetiştiren, Gümülcine’deki  tarihi Osmanlı Medreseleri (Soh(f)talar Medresesi, Kayalı Medresesi, Tekke Medresesi, Yeni Cami Medresesi) geçmiş yüzyıllardan 1950’lere kadar görevlerini başarıyla yapa gelmişlerdir.

1950’lerden sonra ise eğitim-öğretime açılan Medrese-i Hayriye ile Şahin Medresesi mezunlarının  toplumumuzun tarihi akışı  içerisinde, azınlık eğitiminde önemli roller üstlenmiş ve karşılaştıkları  tüm olumsuz  şartlara rağmen, hem okullarımızda bir eğitimci, hem de camilerimizde bir din görevlisi  olarak  görev yapmışlardır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                 

Nihayet uzun bir bilgi toplama  ve inceleme faslından sonra, kendi kozalarımı çatlatma zamanının geldiğini düşünerek, tarihî Medreselerde okumuş yaşlı hocalarımızın da anlatımlarını dikkate alarak kafamda  biriktirdiğim anıları,  bilgi ve belgeleriyle “iyi yazılmış” olmaktan  çok, daha farklı  bir değer taşıyacağına inanarak kâğıda dökmeye başladım. Yazarken  de  her konunun  delil ve vesikalara  müstenid, günümüz gereksinimlerini karşılayacak bir yaklaşımla öz ve hakikat olmasına özen gösterdim.!

Üzerinde titizlikle çalıştığıma inandığım ve bir merakın ürünü  diyebileceğim bu kitaptaki bazı önemli hata ve eksikliklerimiz olmuş veya  bazı önemli hususlar gözden kaçmışsa bu eksiklikler, konuları daha yakından inceleyecek olanların katkılarıyla en aza ineceğine hiç şüphem yoktur.

Kapsamlı bir çalışma sonucu hazırlanan, kendi küçük fakat faydasının  çok büyük olduğuna / olacağına inandığım işbu eser, bana göre, azınlık tarihimizde  yerini almış, eğitimimize önemli katkılar sağlamış olduğuna inandığım  Medreselerin  tarihi vesikasıdır.

İşbu mütevazî  araştırma , bir yarışma  eseri değildir. Birilerini memnun etmek veya eleştirmek için de  yazılmamıştır. Bu kitabın hazırlanmasından maksat, Medreseler hakkında  bilinmeyenleri, kafa karışıklıklarını ortadan kaldırmak,  İdare-i Yunaniye tarafından medreselerin müfredatına yapılan müdahalelerle kuruluş amacı olan azınlığa din görevlisi yetiştirme işlevlerini nasıl yitirmiş  olduklarını Azınlık kamuoyu ile paylaşmak için kaleme aldım. Her şeyiyle mükemmel yazdığımın  iddiasında değilim!   

Ümit ederim ki kendi türünden bir ilk olduğuna  inandığım bu eser, ön yargılı ve duygusal  bir tepki ile değil, akıl ve mantık ölçüsünde değerlendirilir.

Kitabı yazmaktaki amacınız nedir?

A.Çavuşoğlu: “BATI TRAKYA’DA MEDRESELERİN DÜNÜ-BUGÜNÜ” adlı bu eser, Osmanlı eğitim sisteminde medresenin yeri ve bu kurumlarla birlikte azınlığımız camilerinde dinî görev ifa edecek imam-hatip ve ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 1949 yılında öğretime açılan Gümülcine Medrese-i Hayriyesi ile 1955- 56 ders yılında tedrisata başlayan İskeçe Şahin  Medresesi’nin zaman içerisinde  geçirdiği değişim evrelerini azınlık kamuoyu ile paylaşmak ve Osmsnlı’dan miras  tarihi medreseler  alanında  çalışmalar yapan/  yapacak olan  araştırmacılara , “Doktora Tezi” hazırlayan/hazırlayacak  olan üniversite gençlerine  bir kaynak  sunmak, ilim camiasına katkı sağlamak  amacıyla  kaleme alınmıştır.

Kitap kaç bölümden oluşmaktadır?
 
A.Çavuşoğlu: Batı Trakya’da bir boşluğu dolduracağına ve bilim hayatına katkıda  bulunacağına inandığım kendi küçük, ancak yararının çok büyük olduğuna/olacağına  inandığım  işbu kitapta yer alan çalışmalar beş bölüm altında toplanmıştır:

-Birinci bölümde, Osmanlı Medreseleri,  Medrese Eğitimi ve Tarihi verilere göre
Batı Trakya’da  Medreseler.
-İkinci bölümde, Yakın tarihimizde Gümülcine’de  faaliyet gösteren  Medreseler.
-Üçüncü bülümde, Lozan sonrası siyasi gelişmeler ve Medrese-i Hayriye’nin  eğitim-öğretime açılması, medreselerde yönetimin oyalama hareketleri…
-Dördüncü bölümde, İskeçe Şahin Medresesi.
-Beşinci  bölümde ise,  Ekler – Belgelerdir.

Batı Trakya’daki medreseler tarihinin bir bölümünü aydınlatacak olan, uzun ve zahmetli bir emeğin ürünü olarak meydana gelen bu mütevazi eserin azınlığımıza faydalı olmasını temenni ederim!

Faydalandığınız kaynaklar oldu mu?

A.Çavuşoğlu: İtiraf etmeliyim ki diğer bazı konularda olduğu gibi, tarihî medreseler konusunda da detaylı yazılı kaynaklara ulaşamadığım için ilk başlarda bayağı bir kaynak sıkıntısı çektim. Kitapta gösterdiğim kaynaklar dışında faydalandığım noktalar söz konusu medreselerde okumuş olan kişiler olmuştur. Eserdeki konularla ilgili bilgiler, sadece ve tamamen mülâkat  ve önceden mevcut notlarımdan  alınmıştır.

Medrese nasıl bir okuldur, Osmanlı’da yeri nedir?

A.Çavuşoğlu: Medrese, Müslüman ülkelerde orta ve yüksek öğretimin yapıldığı eğitim kurumlarının genel adıdır..İlkokuldan sonra  yegâne  dini  tahsil kaynaklarıdır. Medreselerde ders verenlere müderris, onların yardımcılarına muid, okuyanlara danışmend, softa veya talebe adı verilir. Türk İslam devletlerinde medrese geleneği Karahanlılarla başlar. Ayrıca Karahanlılar medrese geleneği ile birlikte burslu öğrencilik sistemini başlatmışlardır. Medreseler, Selçuklular'la zirve yapar. En kapsamlı, çok yönlü medreseleri Büyük Selçuklular açmıştır. 

Osmanlılar  devlet  işlerini  tedvîr  için kaynak  olarak  medreselere  dayanarak kâdı ve müftüleri  ön  planda  tutuyordu.  Medreseler,  müftü ve kadıların  yetişmesi  nedeniyle çok önemli görevler ifa  etmişlerdir.
 
Osmanlılar  zamanında ilk medrese İZNİK’te  (Sultan  Orhan) tarafından inşa  ettirilmiştir. Daha  sonraları  ise Bursa,  Edirne ve İstanbul’da  pek  çok  medrese kurulmuştur. Çok yönlü  bir düşünce  ile  inşa edilen medreseler, cami,  okul,  imaret…gibi  yani  bir  külliye  olarak  ilim  yuvaları haline  getirilmişlerdir. Bütün alimler, hakimler, hekimler, mühendisler medreselerden yetişiyordu.

Tarihe baktığımız zaman Selçuklulardan tevarüs  ile  getirilen medreseler en mükemmel şekillerini  (Fatih Sultan Mehmet) zamanında bulmuşlardır.

Osmanlı Devletinin hakim olduğu topraklar üzerinde yapılan her camiin yanında ve bir köşesinde  medrese yapılması âdet  haline gelmişti.  Bu  cümleden olarak Batı Trakya’da da, yaşayan Müslümanlara din hizmeti verecek imam, vaiz ve ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere pek çok medrese  kurulmuştur. 1923’ten önce ve sonraki yıllarda Müslümanların moral ve kültür değerlerinin korunmasında ve devam ettirilmesinde başarılı olmuşlardır.

Medreselerin Batı Trakya’da rolü ne olmuştur? Hangi fonksiyonları yerine getirmişlerdir?

A.Çavuşoğlu: Medreseler, azınlığımızın moral ve kültür değerlerinin korunmasında ve devam ettirilmesinde çok önemli bir yeri olan eğitim ve öğretim kurumlarıdır. 

Azınlığımızın bağrına bastığı, yürekten benimsediği bu ilim ve irfan yuvaları Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığına iki önemli fonksiyonu yerine getirmiştir:    

Bunlardan birisi, toplumumuzun özünde var olan ve fakat çeşitli sebeplerle ihmale uğrayan dini duyguların  geliştirilmesinde ifa ettikleri  görevleri, diğer önemli fonksiyonu da, okuma imkânı ve şansı bulamayan pek çok fakir aile çocuğuna (özellikle mahrumiyet bölgelerindeki soydaşlarımızın)  okuma fırsatı sağlamalarıdır.

Bu nedenle Gümülcine ve İskeçe–Şahin Medreseleri, azınlığımızın moral ve kültür değerlerinin  korunmasında ve devam ettirilmesinde  çok önemli eğitim/öğretim  kurumları  durumuna gelmişlerdir.
Yıllarca kuruluş gayelerine uygun hizmetleri başarıyla yürütmüşlerdir. Hizmet verdikleri topluman değer yargılarına  bağlı, kanunlara saygılı elemanlar yetiştirmişlerdir.

Her medrese mezunu öğretmen veya imam-hatip  Batı Trakya’nın  mağduriyet ve mahrumiyetlerle  dolu şartları içinde yıllardır  azınlığımız bireylerine  eğitim, kültür, sanat, sağlık, çevre ve tarih  gibi insanla ilgili konularda  yol gösterici olmayı  toplumsal  sorumlulukları  olduğuna inanarak  hizmet etmişlerdir.  

Hocam, bugün de aynı işlevlerini devam ettiriyorlar mı?

A.Çavuşoğlu: Maalesef Hayır! Özellikle toplumumuza karşı yerine getirdikleri fonksiyonlarından, görevlerinden  birinci şıkkı (camilerde  dini görev îfa edecek imam, hatip yetiştirmek) daha  1970’lerde tarih olmuştur. 

Bilindiği gibi 1967 yılında ülkenin idaresine el koyan Albaylar Cuntası, 1968 yılında  mevcut  temel yasalar hilafına  Selanik Özel Pedagoji Akademisini (SÖPA) devlete güvenilir öğretmen yetiştirmek üzere açar.

SÖPA’nın açılmasından sonra İdare-i Yunaniye, medreselerin eğitim-öğretim sistemini  deforme etme yönünde,  aşamalı olarak  haftalık ders programlarına  ciddi şekilde  müdahale ile  Yunanca ders saatlerinin  çoğaltılmasını  sağlanmıştır.

Örneğin: 1988’lere kadar  Eski ve Yeni Yunanca , Tarih ve Coğrafya  derslerinin dışında  tüm dersler TÜRKÇE  olarak okutulur iken;  1982-1983  ders yılından itibaren  Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji ve Psikoloji  dersleri Yunanca  okutulmaya başlanmıştır.

Böylece medreseler, müfredata yapılan müdahalelerle kuruluş amaçları olan, azınlığa din görevlisi yetiştirme  işlevlerini tamamen yitirmişler ve adı geçen akademiye  öğrenci yetiştiren  (ham madde) bir kuruma dönüşmüşlerdir…

Söz SÖPA’dan açılmış iken birkaç söz de onun hakkında söyler misiniz?

A. Çavuşoğlu: Yunanistan’da hiçbir  eğitim  kurumu  ile  eşdeğer  olmayan  ve  programlarının  çağdaş eğitimle hiçbir ilişkisi bulunmayan, Medrese-i Hayriye’nin Lise seviyesine  yükseltilmesi  çalışmalarının  hızlandığı  bir dönemde, 1968  Albaylar Cuntası, medreselerin devamı  mahiyetinde  sayılabilecek  Selânik  Özel  Pedagoji Akademisini (SÖPA) üç  yıl  Yunanca  eğitim  vermek  üzere  ve  devlete  güvenilir  öğretmenler  yetiştirmek  amacıyla  açar.

Kuruluşu  31/1969/A/8  sayılı  Resmi  Gazetede  yayınlanan bu  akademiye  öğrenci  kaydırmak  amacıyla  ilgili  makamlar,  bir  taraftan  medrese  mezunlarına  vermekte  oldukları  öğretmenlik  iznini  dondurur,  diğer  taraftan  da  azınlıktan  bazı  söz  ve  sıfat  sahibi  kişileri  devreye  sokarak  adı  geçen  okula,  “Türkiye’den  Edebiyat  ve  Din  hocalarının  görevlendirileceği” vaatleriyle henüz öğretmenlik  görevine  başlamamış  medrese  mezunlarını  iknâ   turlarını  başlatır.

Adı  geçen  okula , önceleri  ilkokuldan  sonra 5  yıl medrese  eğitimi  görmüş azınlık  gençleri  alınıyordu.  Sessiz-sedasız  yapılan  çalışmalar  neticesinde  söz konusu  okula  (11)  öğrenci kaydını yaptırmıştır.     

Azınlık  okullarında  Türk  diliyle  yapılan  derslerin,   bu  okulda  ilk  yıllarda birinci  ve  ikinci  sınıflarda  üç  saat  Türkçe  ve  takip eden  yıllarda  da   bir  saat  Din  dersi  ilâvesinin  dışında  diğer  derslerin    Yunan  dili  üzerinden  verilmesi,  her  dönemin  öğrencilerini  ciddi  şekilde  düşündürmüştür.  Hele  hele  Türk  Dili  ve  Edebiyatı  eğitimini  şive  ve  lehçesi  bozuk  bir  Türkçe  ile   yapan   Prof.  Dr.  Efstratios  Zenginis  (Azınlık  öğrencilerine  Türkçe  okuma  kitabı  yazan),  akademi  öğrencilerini  daha  da  çileden  çıkarmıştır.

Akademiye  devam  eden  öğrenciler, bu  eksiklikleri  giderebilmek için, Azınlıktan ve  çoğunluktan  yetkili  kişi  ve  kurumlara  yazılı  ve  sözlü  müracaatta  bulunmuşlar,  bir  çok  dönemlerde    eylemler  gerçekleştirmişlerdir. 

Bu  gelişmeler  üzerine,  yapılan  yeni  bir  düzenlemeyle  Türkçe  dersler  hazırlık sınıfında haftada 4,  birinci sınıfta  4  ve  ikinci sınıfta da  3+2’ye  çıkarılmıştır.

Ülkeye demokrasi  geldikten sonra da  kendine özgü  müfredatı ile  Yunanca eğitime devam eden SÖPA.  Kuruluş amacı ve yapısı nedeni ile azınlığımız  arasında hep tartışmalara  neden olmuştur. Türk  Milli  Kültüründen  uzak  ve  Türkçeden  yetersiz  özel  bir  eğitim  programına  tabi  tutulan  öğrenciler,  yetersiz  bir  bilgi  ile  mezun  olduktan  sonra,  azınlık  ilkokullarına  devlet  memuru  olarak,  doğrudan   ilgili  makamlar    tarafından,  Lozan  Antlaşması’nın  40.  maddesi  hükümlerine   aykırı  olarak,   Türkçe  Müfredatı  uygulamak  üzere  tayin  edilirler. Bu uygulama,  Batı  Trakya  Türk  azınlığının  eğitim-öğretimdeki  özel  ve  özerkliğini  elinden  alınmasıdır.

Bu  noktada  belirtmek  gerekir ki,  Lisan  bilgisi  ve  akademik  formasyonları    yetersiz  bir  durumda  mesleğe   başlayan  bu  arkadaşlar,   işten  atılma  korkusuyla,   genelde görevlerini  tam  icra  edememelerinin  sonucu,  çalıştıkları  okullarda  eğitim  seviyesinin    düşmesi  haklı  olarak  velilerin  ayaklanmasına  neden  olmuştur.

Son olarak belirtmek gerekir ki, açılışından  43 yıl sonra  Yabancı ve Azınlık Okulları Müdürlüğü Özel Sekreteri Thalia Dragona,  30-07-2010 tarihli bildirisinde grçtiğimiz  2010-2011 eğitim yılında yeni öğrenci alınmayacağını açıklamıştır.

Hocam Batı Trakya’da özellikle Gümülcine’de Osmanlı’dan miras  çalışır durumda medreseler varken,  Medrese-i Hayriye’nin açılmasına neden lüzum görüldü?

A.Çavuşoğlu: 1923’ten sonra ülkemizde istikrarlı  bir  devlet  yönetimi olmadı, iç karışıklıklar  baş  gösterdi.  Halk  oylamasıyla  “Cumhuriyet” sistemi  benimsenmiş olmasına  rağmen, 1926’da  General  Theodoros  PANGALOS  diktatörlüğünü ilân  etmişti. Fakat 9 sene sonra 1935 yılında  monarşi  idare  yeniden ortaya  çıkarak Yunan  Kralı  George II.  tahta  geçmiş ise  de 1936  yılında METAKSAS  diktatörlüğü  gerçekleşti.  Bu  anormallikler  döneminde Batı Trakya  Türk  Azınlığı sosyal,  kültürel  ve  ekonomik  yönde  bir  ilerleme  kaydedemediği gibi, katmerli  ıstıraplara  katlanmak zorunda  kalmıştı.   

Siyasi  istikrarsızlık ve ekonomik  çalkantılarla  1939’a  gelindiğinde, 8 Mayıs 1945’te bitecek  olan  II.  Dünya  savaşı  başlar. İkinci  dünya  savaşı  patlak  verince,  Yunanistan  İtalya’dan  bir ültimaton  aldıysa  da  bunu  reddetti.  Fakat  ardından  Almanya,  İtalya  ve  Bulgarların ülkeyi işgali ve nihayet 1946’dan 1949  yılı Ağustos ayına kadar süren İÇ SAVAŞ. (Andartlık-Çetecilik)

İşgallerin ve İç Savaşın yarattığı  ekonomik ve sosyal  sıkıntılardan azınlığımız  fazlasıyla  nasibini  aldı. Toplumumuz,  İç  Savaş  sırasında  yaşadığı  sıkıntılı  günlerin vahâmetini,  başından  geçenleri,  o  acı   sefalet  dolu  muhacirlik  günlerini  bugün  de  hâlâ göz yaşlarıyla  anımsamaktadır. Siyasi ve ekonomik konjonktür bağlamında değişen ve gelişen zaman içinde yetişen nesiller, kültürel yönde bir ilerleme kaydedememiş, sınırlı bir ilkokul öğretiminin  üstüne çıkamamıştır.

Diğer taraftan yakın  tarihimizde  Rodop  bölgesindeki    medreselerin   düzenli  bir  eğitim  programı  dahilinde  faaliyetlerine  devam  edememeleri  ve  toplumumuzun  okul  ve  camilerdeki  ihtiyaçlarını  karşılayacak  oranda  mezun  verememeleri  üzerine, idarecilerimiz,  bu  eserleri  kendi  kaderlerine  bırakan  ihmalkâr  bir  tutumla,  bu  medreselerin yerine yeni bir medrese (okul) açma girişimlerine hız vermişlerdir. 

Ne  yazıktır  ki,  günümüze  sadece  adları  kalan,   tarihî  medreselerin    yerine,  Yunanistan’da  hiçbir  eğitim  kurumu  ile  eşdeğer  olmayan    bir  medrese  tedrisata  açılır. Bu  konuda  “BATI  TRAKYA’YA  IŞIK  TUTANLAR”  adlı  kitabının  132.  sayfasında  merhum  müftü  Hüseyin  Mustafa  Efendi  şu  notu  düşmektedir:

“…5  Şubat  1949  tarihinde,  uhdeme  tevdi’  olunan  müftülük  vazifeme  mübaşeret  eyledim.  İlk  olarak,  Cenâb-ı Hakkın  avn-ü  inayeti  ve  ahali-i  İslâmiye’nin  arzuları  üzerine,  Gümülcine’de  mevcut  medaris-i  İslâmiyeyi  bir  araya  toplayarak  riyasetim  tahtında,  hükümet  tarafından  resmen  ta’yin  olunan  encümen-i  mahsus  ile  “Medrese-i  Hayriye”  namıyla  mâruf  müessese-i  dîniyyeyi  meydana  getirmeğe  çalıştım…”

Nihayet kendini azınlık eğitiminden sorumlu  addedenler, tedrisat alanındaki bu keşmekeş durumdan kurtulmak için yukarıda adı geçen medreselerin ıslahına gidecekleri yerde ve tarihi mirasın gelecek nesillere aktarılması gereken bir emanet olduğu  hassasiyetini  göstermeksizin yeni bir okul (medrese) açılması yönünde harekete geçerler.

Gümülcine  müftüsü merhum Hafız Hüseyin Mustafa’nın öncülüğünde  gerekli çalışmalar  yapıldıktan  sonra, 1 Ekim 1949 tarihinde Türkçe, Arapça ve Yunanca tedrisatla açılır.(MEDRESE-İ HAYRİYE)

Medrese-i Hayriye’nin açılmasına ne gibi  tepkiler gösterildi?

A. Çavuşoğlu: 1950’lerde azınlığa ait başka bir ortaokul/Lise düzeyinde eğitim kurumu olmadığı halde, o yılların şartlarında yeni açılan Medrese-i Hayriye’ye gerektiği şekilde sahip çıkılmamıştır.
Medreselere azınlığımızın bir eğitim müessesesi olarak bakılmamış, adeta bir kenara itilmiştir. Azınlığımızın kahir ekseriyeti  bu okulların varlığından söz etmek bile istemezken, bir kısmı da (dini kültürüne düşkün,  inançlarına ve Osmanlı Kültürü’ne bağlı olanlar)  Medreselere öğrenci göndermekle sahiplenmişlerdir.Bunun en bariz örneği, Medreselere giden öğrenci  sayısıdır.

Örneğin: 
1972-1973 ders yılında 154 öğrenci,
2009-2010 ders yılında 363 öğrenci,
2010-2011 ders yılında 361 öğrenci,
2013-2014 ders yılında 280 öğrenci yazılmıştır.

İlk açıldığı yıllarda  kırsal kesimlerden (mahrumiyet bölgelerinden) gelen öğrenciler ağırlıkta idi. Bunun da başlıca nedeni okuma imkânı ve şansı bulamayan özellikle dağ kolu  soydaşlarımızdan  pek çok fakir aile çocuğuna  okuma fırsatı  sağlamasıdır. Kim bilir belki de o yıllarda dağ kolları soydaşlarımızın daha bir dînî kültürüne  düşkün, inançlarına  tam bağlı olmasından kaynaklanıyor olabilir. Zaman geçtikçe azınlığımızın her kesiminden öğrenci gelmeye başlamıştır.

Gerçek olan şu ki  azınlığımız tarafından medreselere bir eğitim yuvası olarak sahip çıkılsaydı,  basit birer şekilden ibaret olan  harf sisteminin  öğretilmesine devam edilseydi bugün azınlık içinde Osmanlıca  matbu  metinleri  ve  ecdadımızın  mezar taşlarını okuyan  insanlarımızın sayısı  her geçen gün  azalmazdı.

Netice İtibariyle medreseleri koruma ve kollamada gerekli hassasiyet gösterilmemiş, ön yargılı davranılmış, azınlığımızın  medreselere olan duyarlılığı pasifize edilmiştir. Yönetim ise medreselere sahip çıkan bir siyaset izlemeyi tercih ederek söz konusu durumdan faydalanmasını iyi bilmiş, tahakkümü altına alarak kendi amaçları doğrultusunda, istediği hedefe götürmüş ve halen de götürmektedir.
 
Medreselerde ortaokul ve lise seviyesine yükseltilmesinden sonra ne gibi değişiklikler oldu?

A.Çavuşoğlu: Nihayet kuruluşundan 50 yıl sonra (1999-2000 ders yılında ) yönetim tarafından statüsünde önemli değişikliğe gidilmiş,  yasal bir kılıf bulunarak 2621/23-6-1998 sayı ve tarihli kanunla eğitim süresi 5 yıldan 6 yıla ve ( ortaokul - lise ) düzeyine yükseltilmiştir.. Yunan Kilise Liseleriyle denkliği kabul edilmiştir. Bu statü değişikliğinden sonra medreseye kız öğrencileri de alınmaya başlanmıştır.                                       

Bu arada adı da “ KOMOTİNİ MEDRESE-İ HAYRİYESİ ORTA – LİSE “  olarak değiştirilmiştir.  Bu gelişmelerden sonra medreseye kız öğrencilerin de alınmasına başlanmıştır.                           

G2/5560/25-11-1999 sayı ve tarihli bakanlık kararı ile Türkçe ders programı da yeniden düzenlenmiştir. 

Medreseler dini bir okul olmalarına rağmen, “Din” içerikli ders saatlerinin az olması düşündürücüdür.

Son söz olarak, eğitimimiz ve medreseler ile ilgili ne söylemek istersiniz?

A.Çavuşoğlu: Eğitim-Öğretim bir bütündür. Bu bütün içinde ilkokul, çocuğun kişiliğini geliştirir.  Orta öğretim gencin geleceğini çizmesine yardım eder,  pratik,  bilgili uzmanları yetiştirir.  Üniversite ise bilim hayatının yolunu açar.

Eğitim-Öğretim, toplumumuzun geleceği bakımından hayatî öneme hâiz bir konudur.
Eğitimimiz Lozan’la  garanti altına alınmış, ancak günümüze kadar pek çok değişikliğe  uğramıştır. Eğitimimizle ilgili çıkarılan her yasa, imzalanan her kararname ne yazık ki bir öncekini aratır nitelikte olmuş, eğitimimizin hergün biraz daha içinden çıkılmaz bir hal almasına  neden olmuştur.

Batı Trakya Türk Azınlığı eğitim-öğretiminde geçmişte olduğu gibi kuşkusuz bugün de pek çok sorunumuz vardır. Eğitimimizde iyiye doğru bir gidişat  ufukta görünmemektedir. Okullarımız devlet okulu  statüsüne  bilinçli bir şekilde  yavaş yavaş  sokuldu.  Okullarda eğitim öğretim yok denecek kadar azdır. Kitapsızlık, Türkçe ders saatlerinin azlığı, okullarımızdaki araç-gereç yetersizlikleri, Lozan ve uluslararası belgelere uyulmaması eğitimdeki sorunlardandır. Ancak içinde bulunduğumuz sorunlar bizleri asla yıldırmamalı.    

Batı Trakya Türk öğretmenleri 1923’ten bu yana bu gerçekten yola çıkarak eğitime büyük önem vermiş,  toplumumuzun yapı,  özellik ve gelişen ihtiyaçlarına uygun gerekli tedbirleri imkânlar dahilinde görevli oldukları okullarda ele almaya çalışmışlardır.

Batı Trakya’nın kervan geçmez, kuş uçmaz yerleşim birimlerinde bile bin bir türlü mahrumiyetlere rağmen,  azınlığımızın eğitim ve öğretimine katkıda bulunmak uğruna hasr-ı vücut ederek okumayı ve okutmayı kendilerine şiâr edinmişlerdir.

Her öğretmenin felsefesinde,  geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı ve gençlerimizi mutlu,  sağlıklı,  millî ve dînî değerlere bağlı,  bilgili,  çağdaş kuşaklar olarak yetiştirmek ilk sıradadır.

Azınlığımızın bütün gayretlerine ve bu gayretler sonucu alınan mesafelere rağmen, eğitimimizin temel meselelerinin çözümlendiği söylenemez.  Çünkü Azınlık eğitimiyle ilgili kuruluşlarımız tarafından tedrisatımızın kangren olmuş sorunları, eğitimimizi belirleyen Antlaşma, anlaşma ve protokoller çerçevesinde çözümlenmesi talepleri defalarca ilgili makamlara iletilmesine rağmen devlet politikası çizgisinde  hareket eden  Atina Hükümetleri, hep “sağırlar diyaloğu”nu tercih etmişlerdir.  Çağımızda bilimsel ve teknolojik gelişmeler baş döndürücü bir hız kazanmıştır.

Milletler/Toplumlar artık bilgili insan gücüne sahip oldukları ölçüde güç ve saygınlık kazanmaktadır.Bu noktada belirtmek gerekir ki, öğretmenlerimizin öğrencilerimize, başta okuma-yazma ve Türkçeyi öğretme olmak üzere çağımızın bilimsel,  teknolojik, ekonomik,  sosyal ve kültürel gelişmelerine uymalarını sağlayıcı;  milli kültür değerlerimizi koruyucu, boş zamanlarını değerlendirme anlayışını ve alışkanlığını benimsetmesi eğitimin kapsamı içindeki görevleri olduğu bilincindedir.

Unutmamalıyız ki, eğitim-öğretim insanın doğumundan ölümüne kadar süren, sürmesi gereken bir süreçtir.  Çünkü insan,  öğrenme yeteneği sınırsız olan,  sürekli bilgilenen, değişen,  gelişen ve yenilenen bir varlıktır.

Son olarak yukarıdaki gelişmeler ışığında geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın milli ve ahlâkî değerlerimizi benimsemiş, bilgili, herkese karşı sevgi ve saygı besleyen, medenî birer insan olarak yetişmelerini eğitimimizin temel ilkesi olarak görmemiz gereken hususlar olmalıdır. Eğer çağı yakalamak ve gerisinde kalmamak istiyorsak çocuklarımıza verdiğimiz eğitimin her türlü engellemelere rağmen seviyesini yükseltmek zorundayız. Bu böyle biline! Diğer taraftan Eğitim sorunlarının bir an önce çözümü için, her şeyden önce, Lozan Antlaşması esas alınarak iki ülke arasında önceki yıllarda yapılan tüm kültür anlaşmaları ve eğitimimizle ilgili yasalar yeniden gözden geçirilmeli, yeni düzenlemelere gidilip yeni anlaşmalar yapılmalıdır.

Kültür Anlaşmaları uyarınca oluşturulacak Yunanistan – Türkiye Kültür Komisyonu en kısa zamanda toplanmalı ve iki devlet arasında var olan 1951 tarihli Kültür Anlaşması çerçevesinde azınlığın eğitim alanındaki sorunlarına çözümler aranmalıdır.

Eğitimimiz konusuna kapak olmak üzere şimdi kendi kendime soruyorum:
a- Hani okullarımız özel, eğitimimiz özerk idi?
b- Hani Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının temel hak ve özgürlükleri uluslararası antlaşmalarla tanınmış idi

Medreseler ile ilgili olarak Temennim odur ki,  bu eğitim kurumlarımız, çağdaş,  nitelikli, daha akademik, daha donanımlı bir programla eğitim-öğretimlerini sürdürsünler. Çünkü öğretmen  ve Din görevi gibi  çok hassas bir konuda hizmet verme durumunda olan kişilerin en iyi şekilde yetişmeleri gerekmektedir.

Her kademedeki öğretmen ve Din görevlisi iyi yetişmiş, bilgili, kültürlü, üstlendiği rehberlik görevini liyakatle yapabilecek nitelikte olmak zorundadır. Bu Batı Trakya Müslüman Türkleri için  kesinlikle lüks değil zarurî bir ihtiyaçtır.

Medreseler Azınlığımıza kazandırılmalı ve  ilk kuruluşlarında olduğu gibi  Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’na  din görevlisi  yetiştirecek şekilde ıslah edilmeli, özellikle Lozan Antlaşması’nın  eğitim alanında tanıdığı hak ve statü çerçevesinde yeniden yapılandırılmalı, Türkiye’deki İmam-Hatip  Liseleri seviyesine  çıkarılmalıdır.

Azınlığın bünyesi ile uyum içinde olan bir öğretim programı uygulanmalı ve bu okullardan mezun olanlar dînî müesseselerde  görev almalıdırlar.

Son söz olarak  “BATI TRAKYA’DA  MEDRESELERİN DÜNÜ-BUGÜNÜ” adlı kitabımı azınlık kamuoyu ile paylaşma fırsatını veren Millet Gazetesi yazı ailesine şükranlarımı arzeder, yayın hayatında  üstün başarılar ve uzun ömürler dilerim.

Millet gazetesi logo
© 2024 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr