Asım Çavuşoğlu ile “medreseler” konulu kitabı üzerine...
Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın eğitiminde bir döneme damga vuran medreseler ile ilgili “Batı Trakya’da Medreselerin Dünü Bugünü” isimli kitabı yazan Bat
Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın eğitiminde bir döneme damga vuran medreseler ile ilgili “Batı Trakya’da Medreselerin Dünü Bugünü” isimli kitabı yazan Batı Trakya Medrese Mezunu Müslüman Muallimler Cemiyet Başkanı Öğretmen Asım Çavuşoğlu, kitabı ve içeriği hakkında Millet gazetesine konuştu.
Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’na önemli bir eser sunan Çavuşoğlu, kendisi ile yapılan söyleşide kitap yazma fikrinin nasıl doğduğunu, kitabı ne amaçla yazdığını ve kitabın konusu medreselerin bugünkü durumu hakkında bilgiler verdi. Çavuşoğlu, gazetemizin Gümülcine sorumlusu Ramadan Molla’nın sorularını yanıtladı.
Ramadan MOLLA: Sayın Asım Çavuşoğlu bizlere kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Asım Çavuşoğlu: Gümülcine (Komotini) Belediyesi’ne bağlı Tuzcuköy’de (Kikidion) 1944 yılında dünyaya geldim. İlkokulu köyümde bitirdikten sonra öğrenimime Gümülcine Medrese-i Hayriyesi’nde devam ettim. 1963 yılında mezun oldum ve aynı yılın sonbaharında yani 1963-1964 eğitim-öğretim yılında dinimizin de kutsal olarak gördüğü, insana şekil ve anlam kazandıran öğretmenlik mesleğine başladım.
Ancak otuz yıl Türk Kültürüne hizmetten sonra mesleğimde çalışır durumda iken, Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı, Lozan Antlaşması ve Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan ikili Kültür Anlaşmaları hükümlerinin özüne aykırı 1991-1993 yıllarında Yunanlı öğretmen yazarlara Türkçe Okuma Kitapları hazırlatmış ve bu kitapların okullarımıza dağıtılmasından sonra tepki olarak 26-27 ve 28 Şubat 1992 tarihlerinde öğrenci ve 1-5 Şubat 1993 tarihlerinde ise yapılan “öğrenci-öğretmen” boykotlarından sonra Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığınca “Persona non grata” olarak not edilmişim ki, Z2-219/23-5-1993 sayı ve tarihli kararına istinaden, Doğu Makedonya-Trakya Bölge Sekreteri’nin F27.2.654 / 4..10..93 sayı ve tarihli kararı ile son görev yerim olan Gümülcine-Mastanlı Azınlık İlkokulu’ndan, İskeçe (Ksanthi) İli Göynüklü (İliopetra) köyü Azınlık İlkokulu’na sorgusuz-sualsiz sürgüne gönderildim.
Bil’âhare Rodop Valisi Pavlos Papadopulos, yeni “Bakanlık Kararı”nın kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak, 23 Mart 1994 tarihli kararı ile Mastanlı Azınlık İlkokulu ile olan iş sözleşmesini feshetti. (mesleğimden azletti). Evli olup iki çocuk babasıyım.
Hocam ne oldu da böyle bir eser yazmak aklınıza geldi?
A.Çavuşoğlu: Batı Trakya’da Medreseler meselesi kapsamlı araştırmayı gerektiren çok yönlü bir konudur. Bu tür konular hakkında bilimsel çalışmanın yapılması kişisel ilgi ve meraktan doğduğu bir gerçektir.
Bu düşünceden hareketle, bu konuda bir çalışma yapmaya daha 1960’lardan itibaren (öğrencilik yıllarımda) başlamış, özellikle beş asırlık süreç içerisinde bölge insanına sayısız meslek erbabı yetiştiren Gümülcine’deki Osmanlı medreseleriyle yakından ilgilenerek notlar almışımdır.
Azınlığımıza öğretmen ve din görevlilerini yetiştiren bu kurumların geçirdikleri büyük dönüşümleri ve günümüzdeki durumlarını kayıt altına almak amacıyla ilgili bilgi ve belgeleri bir kitap halinde derleyip kamuoyunun bilgisine sunmayı yararlı buldum. Çünkü, Batı Trakya’daki medreselerin geçmişi çok zengin olduğu halde, yazılmadığı veya derlenip toplanmadığı için Azınlık eğitim tarihinin önemli bir noksanlığı olarak göze çarpmaktadır.
Kim bilir (?) belki de Osmanlı idaresinin son bulmasıyla Lozan sonrası bölgenin yeniden yapılanmasında Yunan Yönetimi tarafından uygulanan “sindirme” politikası ve 1923’ten sonra ülkemizde istikrarlı bir devlet yönetiminin olmayışı, işgallerin ve İç Savaşın yarattığı ekonomik ve sosyal sıkıntılar nedeniyle bu tür kayıt işlerine önem verilmemiştir diye düşünüyorum.
Oysa beş asırlık süreç içerisinde bölge insanına sayısız meslek erbabı yetiştiren, Gümülcine’deki tarihi Osmanlı Medreseleri (Soh(f)talar Medresesi, Kayalı Medresesi, Tekke Medresesi, Yeni Cami Medresesi) geçmiş yüzyıllardan 1950’lere kadar görevlerini başarıyla yapa gelmişlerdir.
1950’lerden sonra ise eğitim-öğretime açılan Medrese-i Hayriye ile Şahin Medresesi mezunlarının toplumumuzun tarihi akışı içerisinde, azınlık eğitiminde önemli roller üstlenmiş ve karşılaştıkları tüm olumsuz şartlara rağmen, hem okullarımızda bir eğitimci, hem de camilerimizde bir din görevlisi olarak görev yapmışlardır.
Nihayet uzun bir bilgi toplama ve inceleme faslından sonra, kendi kozalarımı çatlatma zamanının geldiğini düşünerek, tarihî Medreselerde okumuş yaşlı hocalarımızın da anlatımlarını dikkate alarak kafamda biriktirdiğim anıları, bilgi ve belgeleriyle “iyi yazılmış” olmaktan çok, daha farklı bir değer taşıyacağına inanarak kâğıda dökmeye başladım. Yazarken de her konunun delil ve vesikalara müstenid, günümüz gereksinimlerini karşılayacak bir yaklaşımla öz ve hakikat olmasına özen gösterdim.!
Üzerinde titizlikle çalıştığıma inandığım ve bir merakın ürünü diyebileceğim bu kitaptaki bazı önemli hata ve eksikliklerimiz olmuş veya bazı önemli hususlar gözden kaçmışsa bu eksiklikler, konuları daha yakından inceleyecek olanların katkılarıyla en aza ineceğine hiç şüphem yoktur.
Kapsamlı bir çalışma sonucu hazırlanan, kendi küçük fakat faydasının çok büyük olduğuna / olacağına inandığım işbu eser, bana göre, azınlık tarihimizde yerini almış, eğitimimize önemli katkılar sağlamış olduğuna inandığım Medreselerin tarihi vesikasıdır.
İşbu mütevazî araştırma , bir yarışma eseri değildir. Birilerini memnun etmek veya eleştirmek için de yazılmamıştır. Bu kitabın hazırlanmasından maksat, Medreseler hakkında bilinmeyenleri, kafa karışıklıklarını ortadan kaldırmak, İdare-i Yunaniye tarafından medreselerin müfredatına yapılan müdahalelerle kuruluş amacı olan azınlığa din görevlisi yetiştirme işlevlerini nasıl yitirmiş olduklarını Azınlık kamuoyu ile paylaşmak için kaleme aldım. Her şeyiyle mükemmel yazdığımın iddiasında değilim!
Ümit ederim ki kendi türünden bir ilk olduğuna inandığım bu eser, ön yargılı ve duygusal bir tepki ile değil, akıl ve mantık ölçüsünde değerlendirilir.
Kitabı yazmaktaki amacınız nedir?
A.Çavuşoğlu: “BATI TRAKYA’DA MEDRESELERİN DÜNÜ-BUGÜNÜ” adlı bu eser, Osmanlı eğitim sisteminde medresenin yeri ve bu kurumlarla birlikte azınlığımız camilerinde dinî görev ifa edecek imam-hatip ve ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 1949 yılında öğretime açılan Gümülcine Medrese-i Hayriyesi ile 1955- 56 ders yılında tedrisata başlayan İskeçe Şahin Medresesi’nin zaman içerisinde geçirdiği değişim evrelerini azınlık kamuoyu ile paylaşmak ve Osmsnlı’dan miras tarihi medreseler alanında çalışmalar yapan/ yapacak olan araştırmacılara , “Doktora Tezi” hazırlayan/hazırlayacak olan üniversite gençlerine bir kaynak sunmak, ilim camiasına katkı sağlamak amacıyla kaleme alınmıştır.
Kitap kaç bölümden oluşmaktadır?
A.Çavuşoğlu: Batı Trakya’da bir boşluğu dolduracağına ve bilim hayatına katkıda bulunacağına inandığım kendi küçük, ancak yararının çok büyük olduğuna/olacağına inandığım işbu kitapta yer alan çalışmalar beş bölüm altında toplanmıştır:
-Birinci bölümde, Osmanlı Medreseleri, Medrese Eğitimi ve Tarihi verilere göre
Batı Trakya’da Medreseler.
-İkinci bölümde, Yakın tarihimizde Gümülcine’de faaliyet gösteren Medreseler.
-Üçüncü bülümde, Lozan sonrası siyasi gelişmeler ve Medrese-i Hayriye’nin eğitim-öğretime açılması, medreselerde yönetimin oyalama hareketleri…
-Dördüncü bölümde, İskeçe Şahin Medresesi.
-Beşinci bölümde ise, Ekler – Belgelerdir.
Batı Trakya’daki medreseler tarihinin bir bölümünü aydınlatacak olan, uzun ve zahmetli bir emeğin ürünü olarak meydana gelen bu mütevazi eserin azınlığımıza faydalı olmasını temenni ederim!
Faydalandığınız kaynaklar oldu mu?
A.Çavuşoğlu: İtiraf etmeliyim ki diğer bazı konularda olduğu gibi, tarihî medreseler konusunda da detaylı yazılı kaynaklara ulaşamadığım için ilk başlarda bayağı bir kaynak sıkıntısı çektim. Kitapta gösterdiğim kaynaklar dışında faydalandığım noktalar söz konusu medreselerde okumuş olan kişiler olmuştur. Eserdeki konularla ilgili bilgiler, sadece ve tamamen mülâkat ve önceden mevcut notlarımdan alınmıştır.
Medrese nasıl bir okuldur, Osmanlı’da yeri nedir?
A.Çavuşoğlu: Medrese, Müslüman ülkelerde orta ve yüksek öğretimin yapıldığı eğitim kurumlarının genel adıdır..İlkokuldan sonra yegâne dini tahsil kaynaklarıdır. Medreselerde ders verenlere müderris, onların yardımcılarına muid, okuyanlara danışmend, softa veya talebe adı verilir. Türk İslam devletlerinde medrese geleneği Karahanlılarla başlar. Ayrıca Karahanlılar medrese geleneği ile birlikte burslu öğrencilik sistemini başlatmışlardır. Medreseler, Selçuklular'la zirve yapar. En kapsamlı, çok yönlü medreseleri Büyük Selçuklular açmıştır.
Osmanlılar devlet işlerini tedvîr için kaynak olarak medreselere dayanarak kâdı ve müftüleri ön planda tutuyordu. Medreseler, müftü ve kadıların yetişmesi nedeniyle çok önemli görevler ifa etmişlerdir.
Osmanlılar zamanında ilk medrese İZNİK’te (Sultan Orhan) tarafından inşa ettirilmiştir. Daha sonraları ise Bursa, Edirne ve İstanbul’da pek çok medrese kurulmuştur. Çok yönlü bir düşünce ile inşa edilen medreseler, cami, okul, imaret…gibi yani bir külliye olarak ilim yuvaları haline getirilmişlerdir. Bütün alimler, hakimler, hekimler, mühendisler medreselerden yetişiyordu.
Tarihe baktığımız zaman Selçuklulardan tevarüs ile getirilen medreseler en mükemmel şekillerini (Fatih Sultan Mehmet) zamanında bulmuşlardır.
Osmanlı Devletinin hakim olduğu topraklar üzerinde yapılan her camiin yanında ve bir köşesinde medrese yapılması âdet haline gelmişti. Bu cümleden olarak Batı Trakya’da da, yaşayan Müslümanlara din hizmeti verecek imam, vaiz ve ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere pek çok medrese kurulmuştur. 1923’ten önce ve sonraki yıllarda Müslümanların moral ve kültür değerlerinin korunmasında ve devam ettirilmesinde başarılı olmuşlardır.
Medreselerin Batı Trakya’da rolü ne olmuştur? Hangi fonksiyonları yerine getirmişlerdir?
A.Çavuşoğlu: Medreseler, azınlığımızın moral ve kültür değerlerinin korunmasında ve devam ettirilmesinde çok önemli bir yeri olan eğitim ve öğretim kurumlarıdır.
Azınlığımızın bağrına bastığı, yürekten benimsediği bu ilim ve irfan yuvaları Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığına iki önemli fonksiyonu yerine getirmiştir:
Bunlardan birisi, toplumumuzun özünde var olan ve fakat çeşitli sebeplerle ihmale uğrayan dini duyguların geliştirilmesinde ifa ettikleri görevleri, diğer önemli fonksiyonu da, okuma imkânı ve şansı bulamayan pek çok fakir aile çocuğuna (özellikle mahrumiyet bölgelerindeki soydaşlarımızın) okuma fırsatı sağlamalarıdır.
Bu nedenle Gümülcine ve İskeçe–Şahin Medreseleri, azınlığımızın moral ve kültür değerlerinin korunmasında ve devam ettirilmesinde çok önemli eğitim/öğretim kurumları durumuna gelmişlerdir.
Yıllarca kuruluş gayelerine uygun hizmetleri başarıyla yürütmüşlerdir. Hizmet verdikleri topluman değer yargılarına bağlı, kanunlara saygılı elemanlar yetiştirmişlerdir.
Her medrese mezunu öğretmen veya imam-hatip Batı Trakya’nın mağduriyet ve mahrumiyetlerle dolu şartları içinde yıllardır azınlığımız bireylerine eğitim, kültür, sanat, sağlık, çevre ve tarih gibi insanla ilgili konularda yol gösterici olmayı toplumsal sorumlulukları olduğuna inanarak hizmet etmişlerdir.
Hocam, bugün de aynı işlevlerini devam ettiriyorlar mı?
A.Çavuşoğlu: Maalesef Hayır! Özellikle toplumumuza karşı yerine getirdikleri fonksiyonlarından, görevlerinden birinci şıkkı (camilerde dini görev îfa edecek imam, hatip yetiştirmek) daha 1970’lerde tarih olmuştur.
Bilindiği gibi 1967 yılında ülkenin idaresine el koyan Albaylar Cuntası, 1968 yılında mevcut temel yasalar hilafına Selanik Özel Pedagoji Akademisini (SÖPA) devlete güvenilir öğretmen yetiştirmek üzere açar.
SÖPA’nın açılmasından sonra İdare-i Yunaniye, medreselerin eğitim-öğretim sistemini deforme etme yönünde, aşamalı olarak haftalık ders programlarına ciddi şekilde müdahale ile Yunanca ders saatlerinin çoğaltılmasını sağlanmıştır.
Örneğin: 1988’lere kadar Eski ve Yeni Yunanca , Tarih ve Coğrafya derslerinin dışında tüm dersler TÜRKÇE olarak okutulur iken; 1982-1983 ders yılından itibaren Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji ve Psikoloji dersleri Yunanca okutulmaya başlanmıştır.
Böylece medreseler, müfredata yapılan müdahalelerle kuruluş amaçları olan, azınlığa din görevlisi yetiştirme işlevlerini tamamen yitirmişler ve adı geçen akademiye öğrenci yetiştiren (ham madde) bir kuruma dönüşmüşlerdir…
Söz SÖPA’dan açılmış iken birkaç söz de onun hakkında söyler misiniz?
A. Çavuşoğlu: Yunanistan’da hiçbir eğitim kurumu ile eşdeğer olmayan ve programlarının çağdaş eğitimle hiçbir ilişkisi bulunmayan, Medrese-i Hayriye’nin Lise seviyesine yükseltilmesi çalışmalarının hızlandığı bir dönemde, 1968 Albaylar Cuntası, medreselerin devamı mahiyetinde sayılabilecek Selânik Özel Pedagoji Akademisini (SÖPA) üç yıl Yunanca eğitim vermek üzere ve devlete güvenilir öğretmenler yetiştirmek amacıyla açar.
Kuruluşu 31/1969/A/8 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan bu akademiye öğrenci kaydırmak amacıyla ilgili makamlar, bir taraftan medrese mezunlarına vermekte oldukları öğretmenlik iznini dondurur, diğer taraftan da azınlıktan bazı söz ve sıfat sahibi kişileri devreye sokarak adı geçen okula, “Türkiye’den Edebiyat ve Din hocalarının görevlendirileceği” vaatleriyle henüz öğretmenlik görevine başlamamış medrese mezunlarını iknâ turlarını başlatır.
Adı geçen okula , önceleri ilkokuldan sonra 5 yıl medrese eğitimi görmüş azınlık gençleri alınıyordu. Sessiz-sedasız yapılan çalışmalar neticesinde söz konusu okula (11) öğrenci kaydını yaptırmıştır.
Azınlık okullarında Türk diliyle yapılan derslerin, bu okulda ilk yıllarda birinci ve ikinci sınıflarda üç saat Türkçe ve takip eden yıllarda da bir saat Din dersi ilâvesinin dışında diğer derslerin Yunan dili üzerinden verilmesi, her dönemin öğrencilerini ciddi şekilde düşündürmüştür. Hele hele Türk Dili ve Edebiyatı eğitimini şive ve lehçesi bozuk bir Türkçe ile yapan Prof. Dr. Efstratios Zenginis (Azınlık öğrencilerine Türkçe okuma kitabı yazan), akademi öğrencilerini daha da çileden çıkarmıştır.
Akademiye devam eden öğrenciler, bu eksiklikleri giderebilmek için, Azınlıktan ve çoğunluktan yetkili kişi ve kurumlara yazılı ve sözlü müracaatta bulunmuşlar, bir çok dönemlerde eylemler gerçekleştirmişlerdir.
Bu gelişmeler üzerine, yapılan yeni bir düzenlemeyle Türkçe dersler hazırlık sınıfında haftada 4, birinci sınıfta 4 ve ikinci sınıfta da 3+2’ye çıkarılmıştır.
Ülkeye demokrasi geldikten sonra da kendine özgü müfredatı ile Yunanca eğitime devam eden SÖPA. Kuruluş amacı ve yapısı nedeni ile azınlığımız arasında hep tartışmalara neden olmuştur. Türk Milli Kültüründen uzak ve Türkçeden yetersiz özel bir eğitim programına tabi tutulan öğrenciler, yetersiz bir bilgi ile mezun olduktan sonra, azınlık ilkokullarına devlet memuru olarak, doğrudan ilgili makamlar tarafından, Lozan Antlaşması’nın 40. maddesi hükümlerine aykırı olarak, Türkçe Müfredatı uygulamak üzere tayin edilirler. Bu uygulama, Batı Trakya Türk azınlığının eğitim-öğretimdeki özel ve özerkliğini elinden alınmasıdır.
Bu noktada belirtmek gerekir ki, Lisan bilgisi ve akademik formasyonları yetersiz bir durumda mesleğe başlayan bu arkadaşlar, işten atılma korkusuyla, genelde görevlerini tam icra edememelerinin sonucu, çalıştıkları okullarda eğitim seviyesinin düşmesi haklı olarak velilerin ayaklanmasına neden olmuştur.
Son olarak belirtmek gerekir ki, açılışından 43 yıl sonra Yabancı ve Azınlık Okulları Müdürlüğü Özel Sekreteri Thalia Dragona, 30-07-2010 tarihli bildirisinde grçtiğimiz 2010-2011 eğitim yılında yeni öğrenci alınmayacağını açıklamıştır.
Hocam Batı Trakya’da özellikle Gümülcine’de Osmanlı’dan miras çalışır durumda medreseler varken, Medrese-i Hayriye’nin açılmasına neden lüzum görüldü?
A.Çavuşoğlu: 1923’ten sonra ülkemizde istikrarlı bir devlet yönetimi olmadı, iç karışıklıklar baş gösterdi. Halk oylamasıyla “Cumhuriyet” sistemi benimsenmiş olmasına rağmen, 1926’da General Theodoros PANGALOS diktatörlüğünü ilân etmişti. Fakat 9 sene sonra 1935 yılında monarşi idare yeniden ortaya çıkarak Yunan Kralı George II. tahta geçmiş ise de 1936 yılında METAKSAS diktatörlüğü gerçekleşti. Bu anormallikler döneminde Batı Trakya Türk Azınlığı sosyal, kültürel ve ekonomik yönde bir ilerleme kaydedemediği gibi, katmerli ıstıraplara katlanmak zorunda kalmıştı.
Siyasi istikrarsızlık ve ekonomik çalkantılarla 1939’a gelindiğinde, 8 Mayıs 1945’te bitecek olan II. Dünya savaşı başlar. İkinci dünya savaşı patlak verince, Yunanistan İtalya’dan bir ültimaton aldıysa da bunu reddetti. Fakat ardından Almanya, İtalya ve Bulgarların ülkeyi işgali ve nihayet 1946’dan 1949 yılı Ağustos ayına kadar süren İÇ SAVAŞ. (Andartlık-Çetecilik)
İşgallerin ve İç Savaşın yarattığı ekonomik ve sosyal sıkıntılardan azınlığımız fazlasıyla nasibini aldı. Toplumumuz, İç Savaş sırasında yaşadığı sıkıntılı günlerin vahâmetini, başından geçenleri, o acı sefalet dolu muhacirlik günlerini bugün de hâlâ göz yaşlarıyla anımsamaktadır. Siyasi ve ekonomik konjonktür bağlamında değişen ve gelişen zaman içinde yetişen nesiller, kültürel yönde bir ilerleme kaydedememiş, sınırlı bir ilkokul öğretiminin üstüne çıkamamıştır.
Diğer taraftan yakın tarihimizde Rodop bölgesindeki medreselerin düzenli bir eğitim programı dahilinde faaliyetlerine devam edememeleri ve toplumumuzun okul ve camilerdeki ihtiyaçlarını karşılayacak oranda mezun verememeleri üzerine, idarecilerimiz, bu eserleri kendi kaderlerine bırakan ihmalkâr bir tutumla, bu medreselerin yerine yeni bir medrese (okul) açma girişimlerine hız vermişlerdir.
Ne yazıktır ki, günümüze sadece adları kalan, tarihî medreselerin yerine, Yunanistan’da hiçbir eğitim kurumu ile eşdeğer olmayan bir medrese tedrisata açılır. Bu konuda “BATI TRAKYA’YA IŞIK TUTANLAR” adlı kitabının 132. sayfasında merhum müftü Hüseyin Mustafa Efendi şu notu düşmektedir:
“…5 Şubat 1949 tarihinde, uhdeme tevdi’ olunan müftülük vazifeme mübaşeret eyledim. İlk olarak, Cenâb-ı Hakkın avn-ü inayeti ve ahali-i İslâmiye’nin arzuları üzerine, Gümülcine’de mevcut medaris-i İslâmiyeyi bir araya toplayarak riyasetim tahtında, hükümet tarafından resmen ta’yin olunan encümen-i mahsus ile “Medrese-i Hayriye” namıyla mâruf müessese-i dîniyyeyi meydana getirmeğe çalıştım…”
Nihayet kendini azınlık eğitiminden sorumlu addedenler, tedrisat alanındaki bu keşmekeş durumdan kurtulmak için yukarıda adı geçen medreselerin ıslahına gidecekleri yerde ve tarihi mirasın gelecek nesillere aktarılması gereken bir emanet olduğu hassasiyetini göstermeksizin yeni bir okul (medrese) açılması yönünde harekete geçerler.
Gümülcine müftüsü merhum Hafız Hüseyin Mustafa’nın öncülüğünde gerekli çalışmalar yapıldıktan sonra, 1 Ekim 1949 tarihinde Türkçe, Arapça ve Yunanca tedrisatla açılır.(MEDRESE-İ HAYRİYE)
Medrese-i Hayriye’nin açılmasına ne gibi tepkiler gösterildi?
A. Çavuşoğlu: 1950’lerde azınlığa ait başka bir ortaokul/Lise düzeyinde eğitim kurumu olmadığı halde, o yılların şartlarında yeni açılan Medrese-i Hayriye’ye gerektiği şekilde sahip çıkılmamıştır.
Medreselere azınlığımızın bir eğitim müessesesi olarak bakılmamış, adeta bir kenara itilmiştir. Azınlığımızın kahir ekseriyeti bu okulların varlığından söz etmek bile istemezken, bir kısmı da (dini kültürüne düşkün, inançlarına ve Osmanlı Kültürü’ne bağlı olanlar) Medreselere öğrenci göndermekle sahiplenmişlerdir.Bunun en bariz örneği, Medreselere giden öğrenci sayısıdır.
Örneğin:
1972-1973 ders yılında 154 öğrenci,
2009-2010 ders yılında 363 öğrenci,
2010-2011 ders yılında 361 öğrenci,
2013-2014 ders yılında 280 öğrenci yazılmıştır.
İlk açıldığı yıllarda kırsal kesimlerden (mahrumiyet bölgelerinden) gelen öğrenciler ağırlıkta idi. Bunun da başlıca nedeni okuma imkânı ve şansı bulamayan özellikle dağ kolu soydaşlarımızdan pek çok fakir aile çocuğuna okuma fırsatı sağlamasıdır. Kim bilir belki de o yıllarda dağ kolları soydaşlarımızın daha bir dînî kültürüne düşkün, inançlarına tam bağlı olmasından kaynaklanıyor olabilir. Zaman geçtikçe azınlığımızın her kesiminden öğrenci gelmeye başlamıştır.
Gerçek olan şu ki azınlığımız tarafından medreselere bir eğitim yuvası olarak sahip çıkılsaydı, basit birer şekilden ibaret olan harf sisteminin öğretilmesine devam edilseydi bugün azınlık içinde Osmanlıca matbu metinleri ve ecdadımızın mezar taşlarını okuyan insanlarımızın sayısı her geçen gün azalmazdı.
Netice İtibariyle medreseleri koruma ve kollamada gerekli hassasiyet gösterilmemiş, ön yargılı davranılmış, azınlığımızın medreselere olan duyarlılığı pasifize edilmiştir. Yönetim ise medreselere sahip çıkan bir siyaset izlemeyi tercih ederek söz konusu durumdan faydalanmasını iyi bilmiş, tahakkümü altına alarak kendi amaçları doğrultusunda, istediği hedefe götürmüş ve halen de götürmektedir.
Medreselerde ortaokul ve lise seviyesine yükseltilmesinden sonra ne gibi değişiklikler oldu?
A.Çavuşoğlu: Nihayet kuruluşundan 50 yıl sonra (1999-2000 ders yılında ) yönetim tarafından statüsünde önemli değişikliğe gidilmiş, yasal bir kılıf bulunarak 2621/23-6-1998 sayı ve tarihli kanunla eğitim süresi 5 yıldan 6 yıla ve ( ortaokul - lise ) düzeyine yükseltilmiştir.. Yunan Kilise Liseleriyle denkliği kabul edilmiştir. Bu statü değişikliğinden sonra medreseye kız öğrencileri de alınmaya başlanmıştır.
Bu arada adı da “ KOMOTİNİ MEDRESE-İ HAYRİYESİ ORTA – LİSE “ olarak değiştirilmiştir. Bu gelişmelerden sonra medreseye kız öğrencilerin de alınmasına başlanmıştır.
G2/5560/25-11-1999 sayı ve tarihli bakanlık kararı ile Türkçe ders programı da yeniden düzenlenmiştir.
Medreseler dini bir okul olmalarına rağmen, “Din” içerikli ders saatlerinin az olması düşündürücüdür.
Son söz olarak, eğitimimiz ve medreseler ile ilgili ne söylemek istersiniz?
A.Çavuşoğlu: Eğitim-Öğretim bir bütündür. Bu bütün içinde ilkokul, çocuğun kişiliğini geliştirir. Orta öğretim gencin geleceğini çizmesine yardım eder, pratik, bilgili uzmanları yetiştirir. Üniversite ise bilim hayatının yolunu açar.
Eğitim-Öğretim, toplumumuzun geleceği bakımından hayatî öneme hâiz bir konudur.
Eğitimimiz Lozan’la garanti altına alınmış, ancak günümüze kadar pek çok değişikliğe uğramıştır. Eğitimimizle ilgili çıkarılan her yasa, imzalanan her kararname ne yazık ki bir öncekini aratır nitelikte olmuş, eğitimimizin hergün biraz daha içinden çıkılmaz bir hal almasına neden olmuştur.
Batı Trakya Türk Azınlığı eğitim-öğretiminde geçmişte olduğu gibi kuşkusuz bugün de pek çok sorunumuz vardır. Eğitimimizde iyiye doğru bir gidişat ufukta görünmemektedir. Okullarımız devlet okulu statüsüne bilinçli bir şekilde yavaş yavaş sokuldu. Okullarda eğitim öğretim yok denecek kadar azdır. Kitapsızlık, Türkçe ders saatlerinin azlığı, okullarımızdaki araç-gereç yetersizlikleri, Lozan ve uluslararası belgelere uyulmaması eğitimdeki sorunlardandır. Ancak içinde bulunduğumuz sorunlar bizleri asla yıldırmamalı.
Batı Trakya Türk öğretmenleri 1923’ten bu yana bu gerçekten yola çıkarak eğitime büyük önem vermiş, toplumumuzun yapı, özellik ve gelişen ihtiyaçlarına uygun gerekli tedbirleri imkânlar dahilinde görevli oldukları okullarda ele almaya çalışmışlardır.
Batı Trakya’nın kervan geçmez, kuş uçmaz yerleşim birimlerinde bile bin bir türlü mahrumiyetlere rağmen, azınlığımızın eğitim ve öğretimine katkıda bulunmak uğruna hasr-ı vücut ederek okumayı ve okutmayı kendilerine şiâr edinmişlerdir.
Her öğretmenin felsefesinde, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı ve gençlerimizi mutlu, sağlıklı, millî ve dînî değerlere bağlı, bilgili, çağdaş kuşaklar olarak yetiştirmek ilk sıradadır.
Azınlığımızın bütün gayretlerine ve bu gayretler sonucu alınan mesafelere rağmen, eğitimimizin temel meselelerinin çözümlendiği söylenemez. Çünkü Azınlık eğitimiyle ilgili kuruluşlarımız tarafından tedrisatımızın kangren olmuş sorunları, eğitimimizi belirleyen Antlaşma, anlaşma ve protokoller çerçevesinde çözümlenmesi talepleri defalarca ilgili makamlara iletilmesine rağmen devlet politikası çizgisinde hareket eden Atina Hükümetleri, hep “sağırlar diyaloğu”nu tercih etmişlerdir. Çağımızda bilimsel ve teknolojik gelişmeler baş döndürücü bir hız kazanmıştır.
Milletler/Toplumlar artık bilgili insan gücüne sahip oldukları ölçüde güç ve saygınlık kazanmaktadır.Bu noktada belirtmek gerekir ki, öğretmenlerimizin öğrencilerimize, başta okuma-yazma ve Türkçeyi öğretme olmak üzere çağımızın bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerine uymalarını sağlayıcı; milli kültür değerlerimizi koruyucu, boş zamanlarını değerlendirme anlayışını ve alışkanlığını benimsetmesi eğitimin kapsamı içindeki görevleri olduğu bilincindedir.
Unutmamalıyız ki, eğitim-öğretim insanın doğumundan ölümüne kadar süren, sürmesi gereken bir süreçtir. Çünkü insan, öğrenme yeteneği sınırsız olan, sürekli bilgilenen, değişen, gelişen ve yenilenen bir varlıktır.
Son olarak yukarıdaki gelişmeler ışığında geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın milli ve ahlâkî değerlerimizi benimsemiş, bilgili, herkese karşı sevgi ve saygı besleyen, medenî birer insan olarak yetişmelerini eğitimimizin temel ilkesi olarak görmemiz gereken hususlar olmalıdır. Eğer çağı yakalamak ve gerisinde kalmamak istiyorsak çocuklarımıza verdiğimiz eğitimin her türlü engellemelere rağmen seviyesini yükseltmek zorundayız. Bu böyle biline! Diğer taraftan Eğitim sorunlarının bir an önce çözümü için, her şeyden önce, Lozan Antlaşması esas alınarak iki ülke arasında önceki yıllarda yapılan tüm kültür anlaşmaları ve eğitimimizle ilgili yasalar yeniden gözden geçirilmeli, yeni düzenlemelere gidilip yeni anlaşmalar yapılmalıdır.
Kültür Anlaşmaları uyarınca oluşturulacak Yunanistan – Türkiye Kültür Komisyonu en kısa zamanda toplanmalı ve iki devlet arasında var olan 1951 tarihli Kültür Anlaşması çerçevesinde azınlığın eğitim alanındaki sorunlarına çözümler aranmalıdır.
Eğitimimiz konusuna kapak olmak üzere şimdi kendi kendime soruyorum:
a- Hani okullarımız özel, eğitimimiz özerk idi?
b- Hani Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının temel hak ve özgürlükleri uluslararası antlaşmalarla tanınmış idi
Medreseler ile ilgili olarak Temennim odur ki, bu eğitim kurumlarımız, çağdaş, nitelikli, daha akademik, daha donanımlı bir programla eğitim-öğretimlerini sürdürsünler. Çünkü öğretmen ve Din görevi gibi çok hassas bir konuda hizmet verme durumunda olan kişilerin en iyi şekilde yetişmeleri gerekmektedir.
Her kademedeki öğretmen ve Din görevlisi iyi yetişmiş, bilgili, kültürlü, üstlendiği rehberlik görevini liyakatle yapabilecek nitelikte olmak zorundadır. Bu Batı Trakya Müslüman Türkleri için kesinlikle lüks değil zarurî bir ihtiyaçtır.
Medreseler Azınlığımıza kazandırılmalı ve ilk kuruluşlarında olduğu gibi Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’na din görevlisi yetiştirecek şekilde ıslah edilmeli, özellikle Lozan Antlaşması’nın eğitim alanında tanıdığı hak ve statü çerçevesinde yeniden yapılandırılmalı, Türkiye’deki İmam-Hatip Liseleri seviyesine çıkarılmalıdır.
Azınlığın bünyesi ile uyum içinde olan bir öğretim programı uygulanmalı ve bu okullardan mezun olanlar dînî müesseselerde görev almalıdırlar.
Son söz olarak “BATI TRAKYA’DA MEDRESELERİN DÜNÜ-BUGÜNÜ” adlı kitabımı azınlık kamuoyu ile paylaşma fırsatını veren Millet Gazetesi yazı ailesine şükranlarımı arzeder, yayın hayatında üstün başarılar ve uzun ömürler dilerim.