Batı Trakya Türkleri ÇANAKKALE’DE ecdadını dualarla andı
Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 98. Yıl Dönümü dolayısıyla 18 Mart Pazartesi günü Çanakkale’de düzenlenen, T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan
Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 98. Yıl Dönümü dolayısıyla 18 Mart Pazartesi günü Çanakkale’de düzenlenen, T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve beraberinde birçok bakanın da katıldığı anma programına Batı Trakya Türkleri de iştirak ederek ecdadını unutmadı.
Başta İskeçe ve Gümülcine Müftülerimiz Sayın Ahmet Mete ve Sayın İbrahim Şerif olmak üzere Batı Trakya’dan birçok soydaş düzenlenen törenlere katılmak üzere Çanakkale’ye giderek ecdadımızı dualarla andılar.
Şehitlikte düzenlenen törende, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın başlattığı “250 bin şehidimiz için, 250 bin hatim” kampanyası çerçevesinde, okunan 250 bin hatmin duası yapıldı.
Müftülerimiz katıldıkları bu anma törenleri vesilesiyle, T.C. Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Sağlık Bakanı hemşehrimiz Sayın Mehmet Müezzinoğlu, Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Gençlik ve Spor Bakanı ve birçok devlet ricaliyle, ayrıca Diyanet İşleri Başkanı Sayın Prof. Dr. Mehmet Görmez ile görüşme fırsatı buldular.
Müftülerimiz Eceabat Müftülüğü’nü de ziyaret ettiler. Daha sonra Müftülerimiz Gelibolu Süleyman Paşa Camiinde şehitler için okutulan Mevlid-i Şerif törenine katıldılar.
Çanakkale Zaferi
Çanakkale, yüzyıllar boyu insanlık tarihinin en önemli darbe ve mücadelelerine sahne olan Boğazlar bölgesinde şirin ve güzel bir şehirdir. Bu şehir her yönüyle yaşayan bir tarih, Türklerin Avrupa'ya geçmeleriyle süre gelen ve her Türk ailesinin ve atalarından bir veya birkaç erini gömdüğü şehitler beldesidir.
Çanakkale şehri, aynı adı taşıyan boğazın Anadolu yakasında ve bu Boğazın en fazla darlaştığı kesimde düz bir alanda kurulmuştur. Çanakkale kuruluşu pek eski dönemlere inmeyen ve temeli Fatih Sultan Mehmet zamanında atılmış olan bir 15. yy şehridir.
Roma'nın parçalanmasıyla Doğu Roma imparatorluğunun eline geçen şehir 14. Asırda Aydınoğlu Umur Beyin akınlarına sahne olmuştur. Sonra Osmanlıların eline geçen şehir Türklerin Avrupa'ya geçişinde önemli bir yer edinmiştir.
Çanakkale stratejik konumu itibariyle çok önemli bir şehirdi.19.y.y. da Osmanlı devletinin Avrupa devletleri karşısında zayıflamasıyla beraber şehrin önemi daha da artmış, küçülen Osmanlı Devletinin bu şehri koruması Boğaz'ların ve İstanbul'un güvenliği için çok önemli olmuştu. 18.yüzyılda şehirde İsveç Konsolosluğu'nun bulunması şehrin önemini ortaya koymaktadır.
19. yüzyılın sonlarında ve ikinci yarısında Çanakkale Boğazı'nın kıyılarında Mecidiye, Hamidiye, Mesudiye, Namazgâh,Yıldız, Ertuğrul ve Orhaniye adlı yeni tabyalar oluşturulmuştur. Bu tabyalar ve onların kahraman bekçilerinin dünyanın en büyük filosunu geri çevirdiklerine dünya şahit oldu.
Çanakkale yöresi stratejik konumu bakımından önemli bir yer işgal ettiğinden, 19. yüzyılın son çeyreğinde İngiltere,Fransa,Yunanistan ve Rusya birer konsolosluk açmışlardı. Bunlara 1872 Şubatında Almanya konsolosluğu ilave edildi.
1906'da İngiliz İmparatorluk Müdafaa Komitesinin yaptığı araştırmalar Çanakkale'nin yalnız deniz kuvvetleriyle geçilemeyeceğini bir kez daha ortaya koymuş, 1911-1912 Türk-İtalya ve 1912-1913 Türk Balkan Devletleri savaşında İtalya ve Yunan Kurmay heyetleri de aynı sonuca varmışlardır. Nitekim İtalyan filosu 18 Nisan 1912'de Boğazın dış tabyalarını bombardımanla yetinmiş, 19 Temmuz 1912'de de sekiz muhripten kurulu İtalyan filosu, Boğaz dahiline başarısız bir gece akınında bulunmuştu. Balkan Savaşında da Boğaz'a karşı ciddi bir hareket olmamıştı.
Osmanlı'nın 1. Dünya Savaşı'na katılmasından 10 gün sonra İngiltere, Boğazlar Meselesinin müttefiki olan Rusya'nın lehine hallini kabul etti. Üçlü İttifak Devletleri bu konuda anlaşmaya vardılar.
Merkezi devletler yanında savaşa giren Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak amacıyla İtilaf Devletleri tarafından düzenlenmiş olan Çanakkale Harekâtı, 1. Dünya Savaşı'nın en önemli askeri faaliyetlerinden birini oluşturmaktaydı.
18 Mart 1915 sabahı Boğaza giren ve tabyaları topa tutan İngiliz ve Fransız Filoları Çanakkale Boğazının iki yakasındaki mevzilerden açılan yoğun ateş ve Karanlık Limana dökülen mayınların etkisiyle, mevcutlarının % 35 ini kaybedip geri çekilmek zorunda kaldılar.
18 Mart bozgunu, İtilâf Devletlerine karadan destek olmaksızın yalnız deniz kuvvetleriyle Boğazın geçilemeyeceğini gösterdiğinden, General Hamilton'un emriyle bir çıkarma ordusu hazırlandı. Çıkarma Harekatı 25 Nisan 1915 günü sabaha karşı başladı. Sarp bir kıyı olan Arıburnu bölgesine çıkan düşman kuvvetlerini 19. Tümen Kumandanı Mustafa Kemal karşıladı. Kıyıya çıkan İngiliz ve Fransız kuvvetleri geri püskürtüldü. Bundan sonra her iki cephede de siper savaşları sürdürülmüş özellikle 21 Haziran Kerevizdere, 28 Haziranda da Zığındere çarpışmaları çok şiddetli geçmiştir. Bunun ardından İtilaf kuvvetleri kesin bir sonuç almak amacıyla 6-7 Ağustos gecesi başlattıkları Harekat dört gün sürdü. Bu kuvvetler Yarbay Mustafa Kemal tarafından Conkbayırı'nda durduruldular. Böylece Birinci Anafartalar Zaferinden sonra İtilaf kuvvetlerinin yaptığı bütün taarruzlar sonuçsuz kaldı. Ancak 21 Ağustosta yeni bir saldırı başlattılar. İkinci Anafartalar Muharebesi denilen bu Harekât da başarılı olamayınca Muharebeler günlerce süren siper savaşlarına dönüştü. Bu çarpışmalarda Türk askeri Çanakkale'nin geçilmez olduğunu ispatladı. İtilaf kuvvetleri 19-20 Aralık gecesi Anafartalar ve Arıburnu Cephesinden 8-9 Ocak 1916' da Seddülbahir'den çekildiler.
İtilaf Devletleri'nin başarısızlığı ile sonuçlanan Çanakkale Muharebeleri Birinci Dünya Savaşı'nın seyrini değiştirip uzamasına sebep olduğu gibi Çarlık Rusya'sının çöküşünü hazırlamış ve İngiltere'de Hükümet değişikliğine yol açmıştır.
Çanakkale Savaşları sonuçları sebebiyle dünyaya Türk'ün yenilmezliğini, Mehmetçiğin azim ve iradesini ve de centilmenliğini göstermiştir. Bununla birlikte bu savaşlar sırasında bir komutan parlamıştır: Mustafa Kemal! Daha sonra milleti arkasına alıp Türk'ün haklı davasını sürdürecek ve başarıya ulaşarak yeni bir devlet kuracaktır. Ayrıca bütün dünya onun dehasını takdir edecektir. Mustafa Kemal ise bir şeyin farkındadır. Bağımsızlığı ve namusu söz konusu olunca Türk askerinin nasıl ölüme koştuğunu bilmektedir. Yeter ki onu idare edecek dahi bir komutan olsun. İşte o da Mustafa Kemal idi. Siz hiç ölmek için can atan asker gördünüz mü? İşte Çanakkale Savaşlarında Türk askeri! Atatürk'ün bu konudaki hatıralarından birine değinelim.
Bir buluşma esnasında Mısır Devlet Başkanı Atatürk'ü takdir ettiğini söyler ve ekler;
-" Ekselans benim milletimin de sizin milletiniz gibi hürriyete ve istiklale ihtiyacı var. Bunu nasıl temin edebiliriz? Tıpkı sizin Çanakkale Boğaz Savaşında Düvel-i Muazzama Ordusuna karşı kazandığınız zafer gibi bizim de böyle bir ordu ve stratejiye ihtiyacımız var. Bize bu konuda yardım edebilir misiniz? " sorusuna Mustafa Kemal:
-" Vatanı için şehit olacak bir buçuk milyon Mısırlı genciniz varsa bu işi yapabiliriz. Bunun haricinde olmaz! " deyince, Mısır Devlet Başkanı:
-" Maalesef bizim öyle ölecek bir buçuk milyon Mısırlı gencimiz yok." der. Mustafa Kemal de:
-" O zaman sizin de hürriyet ve istiklale hakkınız olamaz." Deyiverir.
Kınalı Ali Destanı
Üst teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla laflıyordu, nerelisin gibi sorular soruyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla, “adın ne senin evladım” der. Çocuk, “Ali” diye cevap verir. Nerelisin? der. Ali, “Tokat Zile'denim” der.
“Peki evladım bu kafanın hali ne?” Ali, “Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım” der. “Neden?“ der komutan. Ali, “Bilmiyorum komutanım” der. “Peki gidebilirsin Kınalı Ali” der komutan.
O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali'nin okuma yazması da yoktur arkadaşlarından yardım ister ve hep beraber başlarlar yazmaya. Ali söyler arkadaşları yazar, “Sevgili anne babacım ellerinizden öperim ben burada çok iyiyim beni merak etmeyin diye başlar. Kız kardeşini kendinden bir küçük erkek kardeşini sorar köyündekilerin burnunda tüttüğünü yazdırır. Kendilerini merak etmemesini kendileri var oldukça düşmanın bir adım bile ilerleyemeyeceğini yazdırır.
Gururla mektubu bitirir neden sonra aklına gelir ve yazının sonuna anasına NOT düşer: Alinin kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi daha vardır. “Anacağım kafama kına yaktın burada komutanlarım ve arkadaşlarım benle hep dalga geçtiler sakin kardeşim Ahmet'e de yakma onla da dalga geçmesinler der ellerinden öptüm“ diye bitirir. Aradan zaman geçer. İngilizler kat'i netice almak için tüm güçleriyle Gelibolu'ya yüklenirler. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşmüşlerdi.
Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetler de yeterli olmamış onların sayıları da epey azalmıştı. Gelibolu düşmek üzereydi kınalı alinin komutanı da olayı görüp yerinde duramıyordu. Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Onlar yeni gelmişti onları insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu yere dua ediyordu. Komutanların bu düşünceli halini gören ve durumun vahametini bilen Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına yalvar yakar oraya gitmek istediklerini söylerler. Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz gönderir.
Kınalı Ali'nin bölüğünden kimse sağ kalmaz hepsi şehit olmuştur. Aradan zaman geçer. Kınalı Ali'nin ailesine yazdığı mektubun cevabı gelir. Komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler. (Bu mektubun aslı Çanakkale müzesinde sergilenmektedir.)
Babası anlatır Ali' nin: “Oğlum Ali, nasılsın iyi misin. Gözlerinden öper, selam ederim dedikten sonra, öküzü sattık paranın yarısını sana yarısını da cepheye gidecek kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Zaten artık zahireye de fazla ihtiyacımız olmadığı için yorulmuyorum da. Siz sakın bizi merak etmeyin, bizi düşünmeyin der, köyü akrabalarını anlatır ve mektubu bitirir, Ali ananın da sana diyeceği bir şey var.” Anasını anlatır: “Oğlum Ali, yazmışsın ki, kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. Bizde 3 şeye kına yakarlar:
1- Gelinlik kıza, gitsin ailesine çocuklarına kurban olsun diye
2- Kurbanlık koça, ALLAH’A kurban olsun diye
3- Askere giden yiğitlerimize, vatana kurban olsun diye...
Gözlerinden öper selam ederim ALLAH’A emanet olun