Avrupa’nın ve Akdeniz’in Medine’si

Kuzey Afrika’da Sünni Ağlebi hanedanı tarafından Ağlebiler bir devlet kurarak Sicilya adasını fethettikten hemen sonra bir İslam medeniyeti inşa ederek (Palermo

Köşe Yazıları 21 Mart 2016
Avrupa’nın ve Akdeniz’in Medine’si

Kuzey Afrika’da Sünni Ağlebi hanedanı tarafından Ağlebiler bir devlet kurarak Sicilya adasını fethettikten hemen sonra bir İslam medeniyeti inşa ederek (Palermo şehrini başkent yaparak ismini El-Madinayani Medine olarak değiştirilerek) tüm Avrupa’ya prototip yani örnek olarak Avrupa’da Rönesans döneminin başlamasına vesile olmuşlardır. Avrupa ilimi ve bilimi Müslümanlardan çalmıştır. Müslümanların eserleri intihal edilerek Avrupa’daki üniversitelere nakledildi. Rönesanstan sonra Endülüs, Sicilya ve diğer Müslümanların eserlerinin birçoğu resmen çalınmıştır. Avrupa’nın Ortadoğu şehri olarak zikredilen Al Medine şehri (Palermo) Akdeniz’in ortasında sallanan bir sandal gibi sallanarak Batıdan Doğuya, Doğudan Batıya, Avrupa’dan Afrika’ya, Afrika’dan Avrupa’ya medeniyet aşılamaktaydı. Doğu ile Batı arasında kilit mevkide yer alan Sicilya 250 sene siyasi, 500 sene de kültürel olarak Müslümanların hâkimiyetinde kalmıştır.

Abbasi hükümdarı Harun Reşit İfrikiye valisi İbrahim bin Agleb'e, 40bin dinar karşılığında 801 yılında içişlerinde özerk, dışişlerinde halifeye bağlı Aglebiler Devleti'ni kurdu. Bunun üzerine yeni İfrikiye (Tunus) valisi olan Ziyadetullah Aglebin en güzide komutanı olan Kadı Esad bin El-Furat Hz. Muhammed'în iki Roma’da fethedilecek hadisi şerifini yerine getirmek maksadıyla Roma’yı fethetmek gayesiyle 70 yaşında olmasına rağmen 827 yılında ordunun komutanlığını devralıp 10.000 piyade, 700 süvari ve 1000 gemiden ayrıca Endülüs’ten gelen 30.000 kişilik takviye kuvvetle birlikte oluşan İslam ordusu ile kutlu fetih yolculuğuna koyulmuştur. Böylece Esad bin El-Furatın İslam orduları Korsika, Sardunya, Sirakuza (direniş gösterilmeden fethedildi), Bari, Napoli, Malta ve Sicilya’yı fethetmişlerdir. Doğu Roma imparatoru I. Basilios Makedonas Ağlebi İslam ordusunu hafife alarak Sirakuza'yı destek için Bizans donanmasını Sicilya'ya göndereceğine donanma gemilerini İstanbul'a yeni yapılan Nea Eklezya isimli kilisesine mermer taşımaya göndermesi Sicilya’nın Bizans’ın elinden çıkmasına neden olmuştur. Ayrıca batılıların Enternalcity (ebedi şehir) dedikleri Roma'nın Ostia Limanını ele geçirerek Roma şehrini muhasara altına almışlar fakat şehrin çok iyi tahkim edilmiş surlarını aşamadılar. Sadece Saint Peter ve Saint Paul Katedrallerini yağmalamakla yetindiler. Papa korkudan her yıl Ağlebi devletinin tekrar Roma’yı fethetmemeleri için bol miktarda vergi ödüyordu.

Lakin Esad bin El-Furatın ordusu 830'da başlattığı Palermo Kuşatması bir yıl sonra başarıya ulaştı ve 831 yılında kent fethedildi. Nihayet Sicilya Ağlebiler tarafından fethedildi akabinde Sicilya emirliği (827-1091) kuruldu. Sicilya İslam Emirliği’nin başkenti olan Palermo’nun ismini “El Madina” yani Medine olarak değiştirmişlerdir. Böylelikle Ağlebiler Avrupa’ya İslam kültürünü taşıma görevini üstlenmişlerdir. Üstelik Sicilya’da İslam medeniyeti inşa etmeye başlamışlardır.

Palermo Yani al Medine şehri Avrupa’nın üzerine doğan İslam güneşi olmuştu.

“İtalya’da ve Sicilya’da Hristiyanlar (Normanlar) bile Müslümanların giyim tarzını taklit ediyor, kadınlar Müslümanlar gibi örtünüyor, moda olarak İslami tarzı benimsiyorlardı. Ancak burada farklı olan şey mağlupların galiplere uyması değil, galiplerin mağluplara uyması söz konusuydu. Hatta kiliselere giderken bile Müslüman geleneğine göre giyinip kuşanmaları gelenek haline gelmişti.” Toplumda Müslümanlarla Hristiyanlar Kuranın belirttiği ehli kitap çerçevesinde barış içinde yaşıyorlardı. İtalya’nın kuzeyindeki krallar bile yöneticilerini Müslümanlardan seçiyorlardı. Müslümanların Sicilya’yı kaybetmesinden sonra bile toplum kültürü bozulmamış Sicilya kralı İslam’ın etkisi ile Arap dili ve kültürünü benimsemişti. Saraylarda Arapça konuşulurdu. Palermo kadınları Arap dili ve İslam tarzı ile zarafet içinde Müslüman kadınları gibi örtünürlerdi. Müslümanların modasına uyar şık mantolar ve renkli peçelerle süslü, ayaklarına altın yazmalı ayakkabılar ve güzel kokular sürerek kiliselere giderlerdi.”

Müslüman Sicilya‘nın iki önemli etnik unsuru Araplar ve Berberilerdi. Araplar azınlıktı ve yönetici sınıftı, Berberilerin ise adanın fethinde rolü büyüktü ve adanın Müslüman nüfusunun büyük kısmını oluşturuyorlardı. Berberiler, adanın ele geçirilmesinde oynadıkları önemli rolün ve sayıca üstünlüklerinin politik karşılığını alamadıkları için sık sık ayaklanmışlardı. Bunun bir benzeri Endülüs’ün fethi sonrasında yaşanmıştı.

O dönemde Avrupa sefalet içinde sürünüyordu. Kilise mensuplarının dışında Halkın %90'a yakını okuma yazma bilmiyordu. Hastalık ve veba ile boğuşan Avrupalı toprağı işleme zahmetini bile gösteremiyordu. “Müslümanlar Sicilya’ya geldiklerinde bozkırın verimsiz topraklarını aynı İspanya'daki gibi verimli hale getirdiler. Kurak toprakları sulanır hale getirmiş memleketlerinden getirdikleri hurma, diş budak, portakal ve muz ağaçlarıyla, fıstık, pamuk ve şeker kamışı üretimi ile sefalet içinde yüzen memleketi canlandırmışlardır. Sicilya’nın her tarafı saraylarla süslenmiş, Palermo’nun her yanına camiler yapılmıştı. Sicilya’nın en büyük hastaneleri Avrupalı birçok ziyaretçiye kapılarını açmıştı.İlim ve medeniyetin öncüsü Müslümanlar burada Avrupa’nın en büyük medreselerini, okullarını açtılar.

Katolikler Sicilya’daki İslam varlığından şöyle söz etmektedirler; “Arap Müslüman egemenliği, maddi açıdan Sicilya’ya büyük faydalar sağladı. Sicilya’ya özgürlük geldi. Müslüman egemenliği Hristiyan nüfus tarafından beğeniyle karşılandı. Onlar geldikten sonra kölelik yok oldu. Müslüman hâkimiyetinde Palermo, önemli bir kültür merkezi oldu, tüm Arap ve Batı dünyasında bilinen en iyi şehir Palermo’ydu. Müslümanlar, Hristiyan ve Yahudilere dinlerinde özgürlük bıraktı. Sicilya’da tarım gelişti, Sicilya yarımadasına Afrika'dan ayva, şeker, kamış ve yeni bitki çeşitleri getirildi. Palermo mimari açıdan emirlerin cömertliği sayesinde geliştirildi. Sadece Palermo’da  (İbn Havkal’ın Gezi Notlarına dayanaraktan) 300 cami ve 300 medrese vardı. Şairler Arapça ve Yunanca şiirlerle adanın tüm güzelliklerini anlattılar. Ayrıca 10. yüzyılda adada yapılan nüfus sayımına göre adada 1.590.665 Müslüman, 1.217.033 Hristiyan mevcuttu, adanın toplam nüfusu 2.807.698’di.

“Sicilya’da dönemin en kaliteli okulları ve üniversiteleri mevcuttu. “İtalya, İspanya ve güney Fransa'daki ve Avrupa’daki ilim meraklısı olan kişiler İslam medreselerine gelerek eğitim görmüşlerdir.”  Bizzat İngiliz ve Almanlar Sicilya’daki Müslümanlardan, Arapçayı öğrenerek, İslam kültür ve medeniyetinin diğer ülkelere taşınması hareketine katılmışlardır. Avrupa’dan krallıklar ve Kiliseden kişiler Müslüman okullarına ve medreselerine geldiler. Eğitim ve medeniyet karşısında oluşan etkileşim Avrupa’daki birçok milletin Müslümanlardan etkilenmelerini sağladı. O zaman Avrupa’da soylu ailelerin çocukları, kralların çocukları ve zenginler Endülüs’te ve Sicilya’da Müslümanların medreselerine ve okullarına gönderiliyorlardı.

Avrupa’da Arapça bilmek o zaman büyük bir lükstü. Müslümanlardan öğrendikleri ilimleri zamanla tercüme ederek Latince ve diğer dillere çeviriyorlardı. Batı, o zamanlarda bir ilmi ve dini kargaşa içinde kıvranmaktaydı.Hristiyanlık kilisenin emrine girmiş, yakılmak istenilen veya engellenen her iş adına yapılır veya engellenir olmuştur. İslam dünyasına bakıldığında ise, geniş bir bilgi ve kültür birikimi kapasitesi görülmektedir. O zaman Arapça Avrupa’da saray diliydi. Ortaçağdaki Yahudilerin bütün edebiyat kültürleri Müslüman kültürünün bir yansımasıydı. Nitekim Arapça, Müslümanların olduğu kadar Yahudi ve Hristiyanların da ortak ilim diliydi. İslam bilim ve felsefesi, Avrupa’nın değişik yerlerinde (Boulogne, Montpellier, Paris, Oxford, Colgone) kurulan ve İslam medreselerinin kuruluş ve metot olarak benzeri olan üniversitelerde okutulmuş, İngiltere ve Almanya’ya kadar yayılmıştır.

Ağlebiler Tunus’tan Palermo'ya bir Sicilya valisi tayin etmekteydiler. Sicilya'nın diğer büyük şehirlerinde Palermo'daki valinin tayin ettiği kadılar ve küçük şehirlerinde hâkimler idaresi bulunmaktaydı. Her şehirde yerel ileri gelenlerinden oluşan "cemaa" adlı bir yerel idare meclisi bulunmaktaydı. Kadı veya hâkimler ile cemaa meclisleri şehirlerdeki hukuk ve asayiş işleri ile şehrin imarından mesuldular. Sicilya bir "İslam ülkesi (darul İslam)" olduğu kabul edilip yerel idare tarafından Müslüman ve çoğunluğu Ortodoks Hristiyan "zımni" halk aynı muamele görmekteydi. Araplar büyük tarım reformları yaptılar. Eskiden Bizans büyük toprak sahipliliği önemli iken Ağlebi idaresi altında küçük toprak sahipliliğine önem verildi.

Müslümanlar ilk resmi eczanelerini 780 yılında Abbasi halifesi Memun devrinde kurdular. Sicilya’da Müslümanlar büyük hastaneler kurmuşlar sağlık sektörüne çok büyük önem vermişler ve Tıp okullarına ve medreselerine girebilmek için öğrencilerden üç yıllık mantık dersi görmeyi de şart saymışlardı. Doktorlara fakir hastaları ücretsiz tedavi etme zorunluluğu getirilmişti. Ayrıca eczanelerde fakir hastaların ilaçlarını ücretsiz tedarik etmek zorundaydılar. Eczacıların temizliğini ve ilcalardaki denetimi yeminli zabıtalar denetlerdi. Halktan ister Müslüman olsun ister Hristiyan fakir olanlara devlet kurumlarından ve sağlık kurumlarından ücretsiz faydalanma imkânı çıkarılmıştı. Emlak düzenlemeleri ve vergi sistemini tam bir adalet ölçüsünde sağlıyorlardı. Bunun dışında Sicilya’nın her tarafına ve İtalya’nın güneyine büyük hamamlar yapılmıştı.

İslâm şairleri mevzuları canlandırmaya, derin imgeler kullanmaya özen göstermişlerdir. Bu konuda Arapça'nın kendilerine sunduğu sınırsız imkânı en iyi şekilde kullanmışlardır. Müslümanlardan şiir teknikleri ve edebiyat öğreniyorlardı. Avrupalıların günlük hayatları içinde vazgeçilmez olmuş ve yaşamlarının bir parçası haline gelmiş birçok kelime, Avrupa ya Doğudan geçmiştir. Bunun ise birçok sebepleri vardır. Ancak en önemli sebepleri ise Avrupa’nın yedi yüz yıllık bir karanlık serüven yaşaması buna karşılık Doğunun tam anlamıyla aydınlık bir çağda olmasıdır. Bu dönemde Doğu ilim, sanat, edebiyat vb. alanlarda Batının çok ilerisindedir.

Hıristiyan anlayışında o döneme ait kesin kanaat, çıplak vücudun fuhuş, şehvet ve iffetsizliği getirdiği hâkimdi. Bu nedenden dolayı Hıristiyanlar, banyo yapmazlardı. Hıristiyan vaizler de çıplak vücudun utanç verici bir manzara teşkil ettiğini, banyo yapmanın da bu utanç verici manzara için bir gerekçe oluşturduğunu, itikatlarının bir parçasını vaaz etmişlerdir. Batıya giden bir Müslüman için görebileceği manzara dayanılmaz bir koku ve akıl almaz bir durumdan başka bir şey olamazdı. Oysa Müslümanların yaşadığı memleketlerde binlerce umumi hamam bulunmakta ve kimse kötü kokmamaktaydı. İslâm örneğini, şiddetli direnmeye karşı ilk defa Haçlılar, İspanya ile Sicilyalı seyyahlar, kiliseye karşı savunarak, kaybolan temizlik ve sağlıklarını koruma alışkanlıklarını Batıya tekrar kazandırdılar.

Lakin 941 yılında Fatımiler Ağlebiler aleyhine propaganda yöntemiyle yıpratmaya çalışmışlardır. Bilahare 941 yılında Fatımiler Ağlebilere saldırarak 60.000 berberi Sünni’yi İsmailliye mezhebini kabul etmedikleri gerekçesiyle katletmişlerdir. Fatımiler 1091 yılında Pisa Cumhuriyeti ve Genova Cumhuriyeti ile anlaşarak 254 yıldan beri İslam medeniyetinin kemikleşmiş olduğu Sicilya adasını ve Palermo şehrini savaşmadan Katoliklere teslim etmişlerdir. Fakat buna rağmen Normanlılar Müslümanlara karşı iyi davranmışlardır. Norman Kralı Roger, Müslümanlara fazla dokunmamış, din değiştirmeye de zorlamamıştır. Roger, Ada’yı tamamen hâkimiyeti altına aldıktan sonra idari yapıda fazla bir değişiklik yapmamış, yüksek mevkideki Müslüman idareci ve memurların makamlarında kalmalarına izin vermiştir.

II.Roger’de, babası gibi Müslümanlara iyi davranmış, egemenliğini genişletmesine engel olmaya çalışan Papa'ya ve Alman İmparatoru’na karşı kurduğu orduya Müslümanları da asker olarak dâhil etmişti. II. Roger döneminde Müslümanların sanat ve mimarideki üstünlükleri Normanları etkilemiş ve bu etkileşim neticesinde Arap-Norman sanatı doğmuştur. Arap-Norman mimarisi ile inşa edilen saraylar ve kiliseler görkemiyle tüm Avrupa’yı etkiledi. Roger’ın Palermo’da inşa ettirdiği saraylar ve parklar, Arap zevkinden etkilenmiştir ve kısmen Arap mimari eserlerinin ve tesislerinin kalıntılarından yapılmıştır. Bu eserler Sicilyalı Arap şairlere konu olmuş, onların beyitlerinde Roger, parkları ve saraylarıyla birlikte övülmüştür. Normanların Sicilya’da inşa etmiş oldukları kiliseler ve saraylar, doğrudan Sicilyalı Müslümanların etkileşimiyle Arap İslam mimarisi ile inşa edilmiştir.”

“Batı bugün teknolojik bütün altyapısını Müslümanlara borçludur. Aslında Avrupa Rönesans’ı Müslümanların elleriyle hazırladıkları ciltler dolusu kütüphanelerdi.” Özellikle altını çizmemiz gereken bir husus vardır ki o da İmparator olan II. Frederick, 1215 yılında Haçlı Seferleri esnasında gördüğü İslam medeniyetine hayran olmuş fakat İslam medeniyetini Avrupa halklarına yanlış tanıtmak ve de İslam Medeniyetinin içini boşaltarak İslam medeniyetini pasifleştirip Avrupa’dan silmek gayesiyle 1224 tarihinde Napoli'de bir İslam araştırma enstitüsü kurmuş akabinde Polonya ve Padova gibi birçok Avrupa şehirlerinde İslam enstitülerini yaygın hale gelmiştir. Bizzat Müslümanların zayıf noktalarını öğrenmek maksadıyla Hristiyan aileler ve İslami kültür ve bilimini elde ederek Müslümanları ilimden uzaklaştırmak için Müslüman ailelerle evlenerek akrabalık kurma yolunu tercih etmişlerdir. Yine birçok Batılı Yahudi ve Hristiyan ilim meraklıları, Müslüman filozof ve bilim adamlarının düşünceleri üzerinde araştırmalar yapmış, onların eserlerine şerhler yazarak İslam medeniyetinin omurgasını çökertmek istemişlerdir.

Avrupa’da günümüze dek var olan İslam Enstitüleri Batının uzun vadeli bir projesi olup bu projenin asıl nihai hedefleri şunlardır: Avrupa toplumunun İslam dinini ve medeniyetini tam olarak kavramalarına engel olmak, en güvenilir rivayetlere dayanmakta olan Ebu Hureyre tarafından rivayet edilen hadisleri zayıf ve yanlış göstermek, Hristiyan gençlerin İslam kültürünü öğrenmeleri için İslam devletlerine gitmelerinin önüne geçmek, hadislerin temelini ve çekirdeğini oluşturan Ebu Hureyre'nin hadislerini sahih hadislerin dışına iterek İslam’ı yanlış tanıtan Oryantalist İslamologlar yetiştirmek ve Avrupa toplumunu İslam dini ve medeniyetinden soğutarak böylelikle dünya halkları nezdinde İslam’ı çağ dışı bir din olduğu algısı oluşturmaktır.

Bugün biz Müslümanlara düşen görev tarih Şuurunu elde ederek akabinde bu şuuru gelecek nesillere aktararak, bir zamanlar tüm dünyaya örnek teşkil eden İslam medeniyetini tekrar canlandırarak kendi özümüze ve kimliğimize geri dönmek ve de Oryantalist İslamologların İslam camiasının üzerinde oynadıkları tüm oyunları tespit ederek bize karşı ürettikleri projeleri çürütmektir.
Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr