Bu tarımla mı?
Geçen hafta verdiğimiz bir söyleşi arasından sonra bu hafta tekrar beraberiz. Şükür kavuşturana deyip konumuza gelelim uzatmadan... Geçen hafta Kozlukebir Beled
Geçen hafta verdiğimiz bir söyleşi arasından sonra bu hafta tekrar beraberiz. Şükür kavuşturana deyip konumuza gelelim uzatmadan...
Geçen hafta Kozlukebir Belediye Başkanı sn. Rıdvan Ahmet'le bölgemizin sosyal ve ekonomik problemlerini konuştuk. En çok da ekonomi tabii...
Bu hafta da hem bir ekonomist, hem bir çiftçi olarak bölgesel ekonomimiz (bölgesel tarım ekonomimiz) üzerindeki gözlemlerimi paylaşmak istedim. Daha çok ekonomik olarak gelişmemizin önündeki sorunların bir kaçına değineceğiz.
Bildiğiniz üzere bölgemizde en dinamik sektör tarım sektörüdür. Tabii başka bir alanda ihtisaslaşamaz mıydık? Hizmet sektöründe, bankacılık alanında mesela? Ama çok da hayalperest olmamak lazım galiba... Belki bundan sonra. Umarım...
Neyse biz tarıma dönelim! Tarım alanında bu işle uğraşmamıza rağmen çok gerideyiz. Bunu üzülerek belirtmeliyim. Peki neden? Daha önce “Kravatlı Çiftçi” başlığıyla bir yazı paylaşmıştım. Orada da değindiğim gibi çiftçiliği prestiji düşük bir meslek olarak görüyoruz. En temeldeki problem bu zaten! Öyle bir algıya sahip olduğumuz için önem ve ehemmiyet de vermiyoruz tarım sektörüne. Gerekli yatırımları yapmıyoruz. Veya yapmadık. Bu zamanda da yatırım yapabilecek kaldı mı? Ki mevcut ekonomi politikasıyla da Yunanistan yatırımcılar için hiçte uygun bir yer değil. Ama neyse...
Biraz bölgemize dönersek tarımcımızın hali içler acısı... Nerden tutup da düzelteceksin? Kullandığımız teknolojiden tutun da altyapımıza kadar herşey problem... En başta tarlalar belki de... çoğu tarlalar 2 ile 10 dönüm aralığındaki boyutlarda. Örnek verecek olursak tarlanızı sulamak istediğiniz zaman tüm techizatınızı iki dönüm için oraya götürmek zorunda kalıyorsunuz. O da tarlanız sulanıyorsa... Diyelim sulanıyor; Bu hem zaman kaybı hem de ekstra maliyet. Ayrıca konumuzla alakalı olarak tarlaların boyutlarının bu kadar küçük olması yol ihtiyacı da demek. Ek olarak tarlaların sınırlarında da belli bir alan işlenemiyor. Bunları da hesapladığımız zaman israf edilen arazi miktarı dudak uçuklatıyor...
Tarım konusunda da havancılık konusunda da endüstriyelleşemedik. Endüstriyel üretim teknolojisi ile ürettiğimiz ürün çok daha ucuza mal olacağı için daha uygun fiyatlara satılabilir. Böylece rekabet gücümüz artar.
Üretiyoruz arkadaş! Üretmiyor değiliz ama ne kadar üretiyoruz. Bakın geçen yıl Hollanda ziyaretimizde oradaki tarımsal alanları ve seraları gördüğümüzde çok şaşırmıştık. Her şey bir sistem üzerine kurulmuş. Elektrik ve sulama gibi gerekli altyapı da devlet tarafından oluşturulmuş. Ek olarak bu işi yapanlar tarım eğitimi almış profesyonel kişiler aynı zamanda. Kendilerini de alanlarında sürekli geliştiriyorlar. Arge çalışmalarına da önem veriyorlar. Tabii adamlar bunların verimini de bayağı dolgun alıyorlar. Hollanda'nın sadece tarım ürünü ihracatı yıllık 90 milyar dolar. Nerdeyse ülkemizin toplam ihracatının 2,5 katı.
Biz belki Hollandalılardan daha çok efor sarf ediyoruz. Ama onlar daha çok üretiyor. Biz yorulduğumuzla kalıyoruz. Artık hem ülkemizde hem de bölgemizde bir şeylerin değişmesi lazım. Bizim de değişmemiz lazım tabii! Yoksa bu şekilde kalkınmak gelişmek ne yazık ki mümkün değil...