Büyük Devlet Nasıl Olunur?
Tarih bir kısım kanun ve prensipler, sebeplerin yorumlanması ve enine boyuna muhakeme edilmesidir. Tarihin hakikati böylece ortaya çıkar. Şayet devlet basiretli
Tarih bir kısım kanun ve prensipler, sebeplerin yorumlanması ve enine boyuna muhakeme edilmesidir. Tarihin hakikati böylece ortaya çıkar.
Şayet devlet basiretli hareket eder, tedbirli davranır, haksızlık etmez ve doğru yoldan sapmaz ise pazarından som altın ve saf gümüş revaç bulur.
Ancak kin ile hareket eder, kötü amaçların peşinde koşar ve zulüm ve batılın komisyonculuğuna yönelirse o durumda pazarında sahte ve kötü şeyler revaç bulur.
Araştırıp doğruyu bulmadaki ölçü, eleştirel ve basiretli olmaktır.
Devlet olmayı sağlayan güç ve üstünlük, ancak asabiyet ve asabiyete teşvik eden yiğitlik ve kahramanlık ile olur. Bu özellikler ise genellikle bedevi yaşamda bulunur.
Devlet, insan için doğal bir zorunluluktur. Devletin kurulması sosyal hayatın bir gereğidir. İnsan, yaşamak ve varlığını devam ettirebilmek için, yani ihtiyaçlarını karşılamak için bir araya gelmek ve hemcinsleriyle yardımlaşmak zorundadır.
Bu zorunluluğun karşılanması ancak devletin varlığı ile mümkündür. İnsanlar, bir araya gelmeleri ve dayanışma içine girmelerinden sonra birbirinin saldırganlığından korunmak için yasakçıya (devlete) muhtaçtırlar.
Bizatihi insanların birbirine yönelttikleri saldırıları engelleyen bir güç olmadan güvenlik içinde yaşamaları imkânsızdır. Devlet olmadığı takdirde onları bu saldırılardan kimse koruyamaz. Dolayısıyla devletin varlığı zorunludur.
Büyük devletler bir peygambere imanları sayesinde büyük devletler haline gelmişlerdir. Zira devlet ancak güçlü olma ve başkalarına galip gelme neticesinde kurulur. Başkalarına galip gelmek ise ancak tarafgirlik duygusu ve bir düşünce etrafında kenetlenerek meydana gelir.
Nitekim bu düşünceyi gerçekleştirmek için kararlılıkla çalışmak ve kalpleri birbirine kaynaştırmakla mümkün olur. Lakin kalpler ise Allah’ın dinini yayma ve üstün kılma uğrunda Allah’ın yardımıyla kaynaşır.
Allah Hz. Muhammed’e şöyle buyurdu: Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin yine onların gönüllerini birleştiremezdin buyurmuştur. (Enfal suresi 63.ayet)
Bunun sebebi ise kalpler asılsız sahte arzulara ve dünyaya çağrılır ise, insanlar arasında rekabet baş gösterir, ihtilaf ve uyuşmazlık her şeyi kaplar.
Fakat kalpler hakka yönelip, dünyayı asılsız ve sahte olanı terk ederek Allah'a yöneldiği vakit amaç ve hedefleri aynı istikamet üzerinde birleşir.
Böylelikle rekabet ortamı sona erer, anlaşmazlıklar azalır ve güzel bir yardımlaşma ve dayanışma ortaya çıkar. Bunun üzerine egemenlik ve otoritenin alanı genişler ve devlet büyük bir güç olur.
ÖRNEKLER
Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans terimi ilk defa 1557 yılında İeronimosVolf tarafından ortaya çıkarılmıştır) 395 yılında I. Teodosius'un Pagan batı Roma’dan ayrılarak Hristiyanlığı benimseyerek tüm insanları Hristiyanlık çatısı altında ve Hz. İsa inancı altında birleştirip 610 yılına dek (Hz Muhammed'in Peygamber olduğu tarihe dek) büyük imparatorluk haline gelmiştir.
Hz Muhammed'in vefatından sonra Hulefa-i Raşidin 4 halifeler devri dediğimiz Hz Ebubekir, Hz Ömer, Hz Osman ve Hz Ali önce Müslümanların tek peygambere imanlarını güçlendirip sonra da kalpleri birbirine kenetledikten sonra sahte duygulardan arındırarak Allah'a yönelttikleri için büyük bir İslam devleti kurmakta muvaffak olmuşlardır.
711 yılında Tarık bin Ziyad ve Musa bin Nusayr Emevi ordusundaki askerlerin kalplerine Allah’ın dinini yüceltme duygusunu yerleştirdikleri için 700 yıllık Endülüs devletinin temelin atmayı başarmışlardır.
Selahaddin Eyyubi 12. Yüzyılda kum parçası gibi dağılmış olan İslam emirliklerini ümmet bilinci atlında birleştirerek İslam dünyasının haçlılara karşı galip gelmesine vesile olmuştur.
Geçmiş geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.
Gazneli Mahmut 11. Yüzyılda tüm askerlerinin kalplerine Allah’ın dinini yayma duygusunu yerleştirerek Hindistan üzerine 16 sefer düzenleyerek Hindistan’ı İslamlaştırmıştır.
Selçuklularda Tuğrul Bey, Çağrı bey, Alp Arslan, Melik Şah ve Nizamül- Mülk gibi basiret sahibi insanlar toplumu gaza üzerinde birleştirerek Anadolu’yu İslamlaştırmayı başarmışlardır.
Feraset sahibi Osmanlı sultanları (Osman gazi, I. Murat, Orhan gazi), akıncıları (Gazi Evrenos Bey, Lala Şahin Paşa, Hacı İlbey) ve neferleri kalpleri İslam duygusu ile doldurarak akabinde İlayi Kelimetullah yani Allah’ın dinini yayma gayesi üzerine yönelerek Balkanların İslam ile tanışmasına muvafık olmuşlardır. Ayrıca 600 yıl İslam sancağını taşıma şerefine nail olmuşlardır.
Günümüzde büyük devletler olarak adlandırdığımız Çin, Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya ve Hindistan aslında büyük devlet olamamışlardır.
Zira bu devletler kendi toplumlarının kalplerini birbirleri ile halen kaynaştırmamıştırlar. Dolayısıyla bu devletlerin toplumları asılsız sahte arzular ile yönetildiği için birbirlerine karşı çıkarcı tavırlar içinde oldukları için daima, rekabet, ihtilaf ve uyuşmazlık içindedirler.
Bunun dışında İsrail devleti halkını tek bir amaç uğruna yani Tevrat’ta yazan vaat edilmiş topraklara kavuşma inancı altında birleştirdiği için büyük devlet olabilmiştir.
Türkiye’nin İslam ümmetini tek çatı altında birleştirme gayesinde olması nedeniyle, ayrıca İslam ülkelerindeki insanlara yardım ettiği, bu devletlerin ordularını güçlendirdiği, toprakları üzerine askeri üstler açarak muhafaza ettiği ve bu beldelerden göç eden insanlara kucak açtığı için ve hatta ekseriyetle Müslüman olan kendi halkının bilinçaltında yatan İslam şuurunu yoğurarak canlandırdığı ve de bir hedef üzerine yönelttiği için büyük bir devlet olma vasfını elde etmiştir.
‘Tarih, doğruyla yanlışın, öz ile kabuğun ve iyi ile kötünün karışıp iç içe girdiği bir alan haline gelmiştir. Bütün işlerin sonu Allah’a gider.’ (İbn-i Haldun)