ÇORAP DEYİP GEÇMEMEK LAZIM
Annelerimiz veya ninelerimiz eskiden soğuk havalarda ayağımızı sıcak tutacak yünlü çoraplar örerlerdi. Bazı bölgelerimizde bu örgü usûlü devam ettirilmeye çalış
Annelerimiz veya ninelerimiz eskiden soğuk havalarda ayağımızı sıcak tutacak yünlü çoraplar örerlerdi. Bazı bölgelerimizde bu örgü usûlü devam ettirilmeye çalışılsa da eskiye nazaran yok denecek kadar azdır. Bir annenin el emeği ve göz nuruyla ayağa örülen çorap soğuk havada ayağımızı ısıtmaması mümkün mü?
Örülmüş çoraptan iplik kaçınca, nasıl da hiç anlamadan sökülüverir ve ayak çıplak kalır. Sağlam düğümlenmeyen çorapların sökülmesi de kaçınılmazdır. Hele bir de kullanılan iplik düğüm tutmuyorsa mutlaka o çorap bir gün sökülür. Çorap örmesini bilen için problem değil, nasıl olsa örmesini biliyor. Mutlaka bir çorap örer ve ayağına giyer. Ya örmesini bilmeyen, ayağı çıplak, çorabı olmayan veya sadece bir çift çorabı olan birisinin durumu nicedir? İyi günde kötü günde, bayramda seyranda kısacası her gün giydiği aynı çift çorap. Akşam yatarken yıkar sabahı kurumuşsa giyer veya o ıslak haliyle ayağına geçirmek zorunda kalır. Hele bir yerde bir yırtığı varsa ona mutlaka yama yapar çünkü onun sadece bir çift çorabı vardır.
Bunu fark eden bazı kurnaz çorap örücüleri yardımseverliklerini göstermek için çorap örerler. Ayağı sıcak tutması için ayağa örülmesi gereken çorap parlak bir fikirle başa örülür. Çünkü onlara göre baş ayaktan daha önemlidir. Eğer baş üşütülürse, ayak sıcakmış değilmiş artık fark etmez. Bu düşünce ile harekete geçerek bir de slogan uydurulur. “Başına çorap alana yol kılavuzluğu bizden bedava” diye promosyonlu yardım ve satışlar yapılır. Doğal haliyle yardım, hiç çorabı olmayandan başlar. Ancak ilginç durum ise; hiç çorabı olmayana sırf çorabı olsun diye iki tane verilir. “Bir tanesini hiç olmayana ver bulamazsan ikisini de birden giy” denilir.
Ayağı sıcak olan rahata kavuşur, rahat yürür, koşar hatta bazılarını sollar. Fakat başa giyilen çorapla ne kadar koşulur, hatta yürüme imkanı olur mu, tartışılır. Bu kampanyadan faydalananların yoldaki manzarası pek mizâhi oluyor. Ayağı çıplak hep aynı yolda yürüyen, önünü görmedikleri için de birbirleriyle devamlı çarpışan, çarpıştıkça da “kardeşim (veya ulan) önüne baksana….’’ diye birbirine çatanlar. Bu durumdan en kârlı çıkan taraf çorap örenler demem gerekirken, aslında en büyük kârı bu başa örülmüş çorapları pazarlayanlar elde ediyor.
Bunu fark eden bazıları, bana çorap değil ayakkabı lâzım onu temin edin, yolda dikenlerden, sert ve sivri taşlardan korunmak istiyorum buna çare bulun dediklerinde ise, bir çelme hareketi ile ayağının kaymasını veya kırılmasını bakarlar ki illâki o başa örülmüş çorap giydirilsin.
Çorap, ayak için önemlidir ancak ayakkabıdan daha önemli değildir. Lâkin, gözüm kapalı önümü görmeden, aklımı-fikrimi kullanmadan başımda çorapla yürümek yerine, gözüm açık şekilde dikenli yolda yalın ayak yürümeyi tercih ederim. Belki görünürde ayağıma dikenler batacak belki de acı hissedeceğim, ancak insanlık özelliğimle yürüyeceğim için, vicdanen rahat olup gözlerimin gördüğü, kalbimin inandığı, aklımın onayladığı yolda kendim yürüyeceğim.
Yola girmiş yürüyen, yol aldıkça gördüklerinden tecrübe eder, çıplak ayağına mutlaka çare bulur ve geniş ufuklara doğru devamlı yol alır, ilerler. Ya başında çorabı olup da kılavuzla yürümeye çalışanlar acaba hangi yolda olduklarını hiç düşünüyorlar mı?
Çorabın çiftini ayağına kendin giyersin, tekini ise giydirirler. Bu sebeple çorap alırken ayağa giyilen çiftlerden olmasına dikkat etmeli!