İstanbul Rum Patriği, Bizans İmparatoru gibi dünyaya “nizam” vermeye devam ediyor
Malum olduğu üzere İstanbul Rum Patrikhanesi, yüzyıllardan beri kendisini “yeryüzüne ‘nizam’ vermek için, ‘Hristos’ tarafından özel yetkili kurum” olarak nitele
Malum olduğu üzere İstanbul Rum Patrikhanesi, yüzyıllardan beri kendisini “yeryüzüne ‘nizam’ vermek için, ‘Hristos’ tarafından özel yetkili kurum” olarak nitelendirmektedir. Bütün legal ve illegal din, mezhep ve fraksiyonlara rol biçme görevi, sadece kendi uhdesinde bulunan bir yetki olduğuna inanıyor ve başkalarını da zorla buna inandırmak istiyor. Patrikhanenin bütün kaynaklarında ve Patriklerin bütün söylem ve eylemlerinde bu halet-i ruhiyeyi müşahede etmek mümkündür.
İstanbul Rum Patrikhanesinin ‘Megali İdea’sı; bütün dinleri ve mezhepleri Rum Patrikhanesi çatısı altında toplamak, Ayasofya’ya Haçı dikmek, Kutsal Anadolu topraklarını Helenleştirmek, Roma İmparatorluğunu ihya etmek ve devam ettirmektir. Bu ‘Megali İdea’ya inanmayan ve kabul etmeyenleri gerçek Hıristiyan kabul etmiyor.
Rum Patrikhanesinin standartlarına uymayan veya icazet vermediği, onaylamadığı ne kadar Hıristiyan ve Müslüman mezhep, oluşum, tarikat varsa, –patrikhaneye göre- hepsi illegal, fundamentalist ve terörist olarak yaftalanmaktadır. Bugün Hıristiyan batı dünyasının bilim ve medya plâtformlarında, İslâm dini ve mezhepler konusunda ne kadar bilim ve mantık dışı çarpık zihniyet ve iddia varsa, hepsinim ana kaynağının Rum Patrikhanesi olduğu açık ve net bir şekilde anlaşılmaktadır.
İstanbul Rum Patrikhanesi, dünyaya ‘nizam’ vermek için kullandığı ve çok başarılı olduğu özel metotları vardır. Yaptığımız araştırmalara göre kanaatim odur ki, fanatizm, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, fitne-fesat-kaos ve bölücülük Rum Patrikhanesinin en değişmez karakteristik özellikleridir. Batı Trakya’da, Balkanlarda, Ortadoğu’da, Afrika’da nerede Müslümanlar arasında kavga, çatışma, kaos, fitne ve fesat varsa, dolaylı veya direkt olarak muhakkak Rum Patrikhanesinin parmağının olduğu anlaşılmaktadır.
Rum patrikhanesinin iç yüzünü bilmeyen, patrikhaneyi ‘mahza’ dinî bir kurum olarak değerlendirme yanılgısında olan gafillere yukarıda sıraladığım, patrikhanenin bazı ‘meziyetleri’ aşırı ve abartılı gelebilir. Ancak yüzyıllardan beri Balkanlarda ve Batı Trakya’da, Balkan Savaşlarında, Taliban zihniyetli fundamentalist Heybeliada Ruhbanlarının estirdiği terörü ve işlediği katliamları yaşamayan ve bilmeyenlere bir şey anlatmak güçtür. Sadece Müslümanlar ve Türkler değil, Hıristiyan Katolik ve Ortodoks Bulgarlar, Makedonlar, Arnavutlar, Hırvatlar ve Sırplar da İstanbul Rum Patrikhanesinin zulümlerinden yeteri kadar nasibini almış ve almaya devam etmektedir. Bu sebeple Balkanlarda Rum Patrikhanesinin ismini dahi kimse duymak istemiyor.
İstanbul Rum Patrikhanesinin ezelî iki düşmanı, Müslüman Türkler ve Ortodoks Slavlardır.
Küresel şer güçler, bütün dünyayı tek yönetim çatısı altında toplayabilmek için, Birleşmiş Milletler adı ile bilinen Cemiyet-i Akvam’ın kurulmasını ve gelişmesini sağladılar. Ancak bu çatı altında yer alan milletleri tek devlet altında toplayabilmek için tek dine ihtiyaç vardır. Zira dinsiz bir oluşum, uzun vadeli varlılığını sürdürebilmesi imkânsızdır. Bu kadar şümullü ve ciddi bir yapılanma gelişigüzel ve tesadüflere bırakılamazdı. Bunun için köklü tarihî bir geçmişe ve kadim bir geleneğe dayanması gerekiyordu. Bunun için İstanbul Rum Patrikhanesi böyle bir yapılanma için lâzım olan bütün tecrübe, birikim ve vasıflara sahipti. 2500 yıllık Roma siyasi tarihi ve 1700 yıllık Patrikhanenin dinî geçmişi üzerine istedikleri şekilde tarih ve din monte etme sahası mevcuttu.
Tecrübeli ve hırslı İstanbul Rum Patrikhanesinin öncülüğünde ve rehberliğinde 1821’de Mora Yarımadasında başlayan ve 1922’de Kurtuluş Savaşıyla sona eren savaşlar, isyanlar ve vahşetler bütün Balkanları, Ortadoğu’yu ve Afrika’yı kasıp kavurmuştur. Ortadoğu’da, Afrika’da ve Balkanlarda iki yüz yıldan beri akan kanların, işlenen cinayetlerin, kaosların, fitne ve fesatların ana kaynağının Rum Patrikhanesi olduğunu bütün tarih kaynakları kaydetmektedir. Ne yazık ki masa başında dünya tarihini uyduranlar, tarihi gerçekleri ve belgeleri yok sayarak tarihi çarpıtmışlardır. İstediklerini soykırımcı, istediklerini bağımsızlık mücadelesi veren kahramanlar ilân etmişlerdir.
İstanbul Rum Patrikhanesi, Afrika ve Ortadoğu’da bazı başarılar elde etmiş gibi görünse de, tarih boyunca alt edemediği ve hâkimiyeti altına bir türlü alamadığı iki ezelî düşmanı vardı; Müslüman Türkler ve Slav kökenli Hıristiyanlar. Slav kökenli Hıristiyanları ve Müslüman Türkleri ‘Helenleştiremeyen’ Patrikhane, içten ve dıştan yıkmak için her türlü saldırıyı yapıyor ve entrikalar çeviriyordu.
Küresel şer güçlerin ruhanî baronu olan Rum Patrik, Slav kökenli Hıristiyanları ‘Helenleştirmek’ ve Rum Patrikhanesine itaat ettirmek için, küresel şer güçlerin baskısıyla, komünizm belâsını musallat edip, dinsizleştirdikten sonra, istediği gibi hâkimiyeti altına alabileceğini düşünüyordu. Küresel şer güçleri arkasına alarak, darbeler, tehditler ve şantajlar yoluyla Slav kökenli Hıristiyanları param parça etme girişiminde bulunmuştur. Ukrayna, Makedonya, Bulgaristan ve Sırbistan Hıristiyanları örneğinde olduğu gibi.
Bu baskılar ve zulümler, Balkan Savaşlarında ve Sovyetler Birliğinde Bolşevik ihtilâliyle zirveye çıkmıştır. Slav kökenli Ortodoks Bulgarlara, Makedonlara, Ruslara, Arnavutlara, Sırplara ve Hırvatlara karşı, Ekümenist Helen Hıristiyanlığını kabul etmedikleri için, Rum Patrikhanesinin yapmadığı tehdit, şantaj ve işlemediği zulüm yoktur. Günümüzde halen yukarıda saydığım Slav kökenli Ortodokslara, Ekümenist Helen Hıristiyanlığını zorla kabul ettirmek için bildiği bütün entrikaları sergilemeye devam ediyor.
Ukrayna Batı Trakya’ya benzemez
İstanbul Rum Patrikhanesi, Ukrayna Kilisesini Rus Kilisesiyle çatıştırma ve bağımsızlık bahanesiyle kendisine bağlama oyunları ve tezgâhları su yüzüne çıkınca, Patrikhanenin Batı Trakya’ya Helen Müftü atama oyun ve tezgâhları aklıma geldi. Patrikhane, bir şekilde kendisinin kontrol etmediği ve müdahale edemediği dinî yapıları her zaman kendisine tehdit olarak algılamaktadır.
Patrikhane, Batı Trakya Müslüman Türklerine Helen müftü dayatmakla başarı elde ettiğini veya Batı Trakya Müslüman Türklerinin inanç ve ibadetlerini kontrol altında tutabileceğini zannediyor. Patrikhane güdümlü mekanizma, kendisinin dayattığı Helen müftüleri legal, Batı Trakya Müslüman Türklerinin kendi hür iradeleriyle seçtikleri müftüleri illegal olarak yaftalıyor ve mahkemeden mahkemeye sürüklüyor, cezadan cezaya çarptırıyor. Bu şekilde eninde sonunda Batı Trakya Müslüman Türklerini pes ettireceğini ve bu hileli savaşı kazanabileceğini düşünüyor. Fakat zaman geçtikçe hiçbir başarı elde edemediğini gördüğü halde, yine de inadından vazgeçmiyor. Biz inancımızdan Patrikhane de inadından vaz geçmesin. Biz eninde sonunda imanın kazanacağına, inadın kaybedeceğine inanıyoruz.
Aynı durum Ukrayna için de geçerlidir. Yüzyıllardan beri Slav kökenli Hıristiyanlar arasında bölücülüğü, kardeş kavgasını başaramayan Patrikhane, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, Ukrayna’dan başlayarak Parça-parça bölüp kendisine bağlamayı plânlıyor. Fakat Patrik burada çok sert kayaya çarptığının ya farkında değil veya çaresizlikten ölüm-kalım hamlesini yapmak mecburiyetinde kalmıştır. Patrikhane sadece ayağına değil, beline de silâh sıktığını çok geçmeden anlayacaktır. Zira Slav kökenli Hıristiyanlara Ekümenist Helen Hıristiyanlığını kabul ettirmek mümkün değildir. Tarih boyunca Helenizm’in etkilemediği ve hüküm süremediği bir coğrafya varsa, Balkanlar ve Orta Asya’dır. Bunun için Patrik Efendi boşuna kürek sallıyor.
Kısa vadeli ve görünüşte Patrikhanenin zaferi gibi görünse de, çok geçmeden bunun kocaman bir Ekümenist Helenist balon olduğu anlaşılacaktır. Ancak hem Patrikhane için hem Ukrayna için iş işten geçmiş olacak. Çünkü Ukrayna Hıristiyanlarının çoğu, Patrikhanenin gerçek amacının ne olduğunu zaman geçtikçe anlayacakladır. Helenleştirilmiş bir Ukrayna kilisesi ne kadar bağımsız sayılabilir. Bu da ayrı bir konu. Bugünkü birlik ve huzuru çok arayacaklar ama iş işten geçmiş olacak. Tarih boyunca Rum Patrikhanesinin el attığı ve huzura kavuşturduğu bir yer gösterin, ben de size Patrikhanenin Ukrayna’ya huzur getirebileceği bir ihtimali göstereyim.
Biz Batı Trakya Müslüman Türkleri olarak, Patrikhanenin gayr-i insanî ve gayr-i ahlâkî faaliyetlerini ibretle izliyoruz. Gerek Türkiye’de, gerek Balkanlarda, gerek Orta Doğu’da, gerekse Afrika’da maalesef küresel şer güçlerin arkasına çok büyük bir ustalıkla gizlenebiliyorlar. Dua etmekten ve uyanık kalmaktan başka, yapacak bir şey yok. Allah sevdiği mümin kullarına feraset ve basiret ihsan eylesin. Allah kimseyi Rum Patrikhanesi ile imtihan etmesin!