Ortaçağ'da hamam kültürü
"Yıkanmamış vücut dindarlığın işaretidir" (Aziz Francis) Ortaçağ Avrupa’sında yıkanmamak modaydı ve kilise de yıkanmayı yasaklayan bildirimlerde bulunuyordu. H
"Yıkanmamış vücut dindarlığın işaretidir" (Aziz Francis)
Ortaçağ Avrupa’sında yıkanmamak modaydı ve kilise de yıkanmayı yasaklayan bildirimlerde bulunuyordu. Hatta o zamanlar yıkanmak ahlaksızlık olarak görülüyordu. O zamana kadar banyo ve hamam kültürünü devam ettiren Avrupalılar nedense yıkanmamayı tercih ettiler.
Lakin IV. yüzyılda Hıristiyan din adamları temizlik ve yıkanma konularında fetva vermiş ancak şehveti körükleyici etkisinden dolayı kadınların çıplak yıkanmasını hamamlarda ve toplu alanlarda yasaklamış olup sadece evde banyo yapmasına izin vermeye başladı.
Ortaçağa doğru ise alanlarda yıkanmayı ahlaki açıdan sakıncalı bulup tamamen yasaklandı. Neden olarak da “hastalık bulaşması ve cinsel istismarlar" gösterildi.
Avrupa’da Roma döneminden 14. yüzyıla kadar yıkanma kültürü vardı. 13. yüzyılda sabun üretimi büyük bir endüstri haline gelmişti. Avrupalılar yemeklerden önce ve sonra ellerini yıkarlar, ayrıca da misafirlere birlikte yıkanma teklif ederlerdi. (Birlikte yıkanma, hamam geleneğinin bir devamı gibiydi, yadırganmıyordu.) Roma döneminde her yere hamamlar yapılıyor, buralarda her gün saatlerce yıkanılıyor, günün önemli bir bölümü hamamlarda geçiriliyordu.
Roma hamamlarında yaşanan sefahatin ardından, Hıristiyan kilisesi temizliği çok çabuk saf dışı etti. 6. yüzyılda da Aziz Benedict, iyilere ve özellikle gençlere seslenirken, "banyo ancak bazı durumlarda izne tabidir" diyordu. Aziz Francis ise, "yıkanmamış vücudun dindarlığın işareti" olduğunu söylüyordu.
Ortaçağ'da Avrupa'daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca sadece iki kez banyo yaptı. Kirlilik âdeti Amerika'ya da bulaştı, Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde ''banyo yapmayı yasaklayan'' ya da belirli kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarıldı. Philadelphia' da ise kanunla bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu.
Ayrıca dönemin Fransa Kralı Ondördüncü Louis de, ömrü hayatında sadece iki kez yıkandı. Hatta, Fransa Kralı’nı ziyarete gelen bir Rus elçi, ülkesine döndüğünde, Çar’a verdiği raporunda not olarak, “Ondördüncü Louis’nin tıpkı vahşi bir hayvan gibi koktuğunu” bildirmişti. Hiç olmazsa Ruslar’da banyo kültürü vardı, o da ayda sadece bir kez. Bu yüzden hiç yıkanmayan Avrupalılar’ı, vahşi bir hayvana benzetirlerdi.
O zamanlarda veba, tifüs gibi salgın hastalıkların artmasında en büyük etkenin su olduğuna inanılıyordu. Hatta 16. yüzyılda yayınlanan bir tıp makalesinde suyun mikrop ve hastalık taşıdığı ve bu nedenle yıkanmanın insan vücudunun direncini zayıflatacağından bahsedilir.
Yıkanmanın sadece ahlaksızlık nedeniyle değil sağlık açısından da zararlı olduğu ve hatta yıkanan vücudun hava ile teması sonucunda genişleyen deri gözeneklerinden hastalık bulaşacağını hatta ölümcül olacağı konusunda da bilgi verilir. Nezle, grip gibi enfeksiyonlarla birlikte körlüğün de sudan bulaştığına inanılırdı.
Avrupa’da yıkanmak günah sayılırdı
Bozulan ve değişen Hıristiyanlığın etkisiyle Avrupa’da yıkanmanın günah sayıldığı dönemler oldukça uzun sürmüş ve bu süre içinde birçok insan gerçekte yıkanmamaktan ve temizliğin olmayışından kaynaklanan hastalıklara yakalandılar.
Bu durum o kadar kötü bir safhaya ulaştı ki, kaynaklarda hastalık geçiren insanların içine şeytan girdiği gerekçesiyle yakıldığı kaydedilmektedir. Avrupa’da hamam kültürünün yeniden ortaya çıkması ve temizliğin gelmesi aslında Osmanlı hamam kültüründen gelmektedir.
Hamamlar fuhuş yuvasına çevrildiği için Papa tarafından hor görüldü ve hatta yasaklandı. “İyi Hristiyan pis olur,” dendi.
Fakat 14. yüzyılın ortalarında Avrupa’yı kasıp kavuran bir veba salgını gerçekleşti. Bu salgın sırasında doktorlar insanlara yıkanmamalarını, çünkü yıkanmanın vücuttaki delikleri açarak kişiyi hastalık yapan kötü ruhlara ve diğer etkilere açık hale getireceğini söylediler.
Roma’nın çöküşünden sonra Avrupa’da kölelerin sayısı giderek azaldı. Bu nedenle el emeği pahalandı, bu da yaşam maliyetini arttırdı. 13. yüzyıla kadar sabun bulunmadığı için temizlik amacıyla vücuda yağlar sürülüyor, sonra bu yağlar köleler tarafından tahta spatulalarla kazınıyordu.
Ayrıca hamamları inşa edenler ve daha sonra da bu hamamlarda çalışanlar, odun kesip getirenler, suyu ısıtanlar ve hamamları temizleyenler hep kölelerdi. Köle emeğinin kıtlaşmasıyla birlikte, yıkanmak ve temizlenmek ucuz olmaktan çıktı.
Soğuk dolayısıyla ev içinde geçirilen sürenin artmasıyla bağlantılı olarak şu değişiklikler gerçekleşmiştir: Büyük evlerin odalara bölünmesi ve bacaların kullanılmaya başlanması, el örgüsünün, düğmelerin, alçı kaplamaların ve cam pencerelerin yaygınlaşması, hijyen anlayışının gelişmesi, el yıkama, çatal kullanma gibi adetlerin ortaya çıkması, evde bulunan şömineler sayesinde sıcak suyun ve tuvaletlerin kullanılmaya başlanması, ev içinde oynanan oyunların yaygınlaşması (kağıt ve masabaşı oyunları), cam üretiminin hızlanması nedeniyle oduna olan talebin artmasıyla birlikte kerestenin pahalanması.
Osmanlı’da her cami yanına bir hamam
Osmanlı döneminde Hamam kültürü o kadar yaygın bir şekildedir ki, hamamı olmayan bir cami adeta düşünülmemektedir. İnsanlar banyo ihtiyaçlarını neredeyse tamamen hamamda gidermekte ve hamam herkes için önemli bir kullanım alanı olmaktadır. Bu durum o kadar özdeşleştirdi ki, sadece hamama ait kültürler bile ortaya çıkmıştır. Bunun en belirgin örneği gelin hamamıdır.
Çünkü hamam sadece erkeklere mahsus değil belirli gün ve saatlerde bayanlara hizmet etmekte veya daha büyük hamamlarda erkeler ve bayanların hamamı tamamen ayrı olduğundan sürekli olarak hizmet vermektedir. Erkekler hamamı sabahın erken saatlerinde açılmakta ve günün en erken zamanında yani daha güneş doğmazdan önce insanlar hamam ihtiyacını giderebilmektedir.
Özellikle İstanbul’un fethinden sonra Osmanlıdaki hamamları ve temizliği gören Avrupalılar bundan etkilenerek hamam inşa etmeye başlamışlar ve temizliğe önem vermeye başlamışlardır. Herkesçe bilinir ki, Avrupa’da parfüm kullanımının yaygın olmasının en önemli nedeni yıkanmaktan uzak duran bu insanların kokmamak için böyle kokulara başvurmasıdır.
Günümüzde ekseriyetle insanların çoğu batıyı örnek almaktadır. Avrupa medeniyetini tanımayanlar batıyı uygarlığını gözlerinde fazlaca büyütmektedir. İslam ümmeti son 300 yıldır batıyı taklit etmektedir. Çünkü batıya karşı mağlup oldukları için. Zira mağlup olan toplumlar galip olan toplumları taklit ederler kuralı neticesinde Müslümanlar batıyı her yönüyle taklit etmektedirler. Dolayısıyla mağlubiyet psikolojisinden kurtulamadıkça Batı medeniyetinin etkisinden kurtulamayacağız.