Ortadoğu'da Oynanan Gizli Oyunlar
Bilhassa 1916 yılında birinci cihan harbinin devam ettiği sırada İngiltere ve Fransa arasında Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu'daki topraklarının paylaşılmasını ön
Bilhassa 1916 yılında birinci cihan harbinin devam ettiği sırada İngiltere ve Fransa arasında Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu'daki topraklarının paylaşılmasını öngören gizli bir anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşmaya göre;
Rusya’ya, Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmı,
Fransa'ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları,
Britanya'ya Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Basra ve Güney Mezopotamya verilecektir.
Fransa ile Britanya'nın elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak,
İskenderun serbest liman olacak,
Filistin'de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır.
Fakat 1917'deki kızıl devrimin ardından Rusya bu anlaşmanın dışında bırakılmıştır. Ayrıca Vladimir Lenin gizli olan bu anlaşmayı dünya kamuoyuna açıklamıştır.
Bilahare birinci cihan harbi neticesinde İngilizler ve Fransızlar dağılmış olan Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarının taksimatı için el sıkışmışlardır. Lakin I. Dünya savaşından yenik çıkan Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yapılan bu iki anlaşmanın dışında tutulmuştur. Bunun dışında Osmanlı İmparatorluğu'na hasta adam diyen Rusya Çarlığı da saf dışı bırakılarak 1000 yıllık Akdeniz sularına inme ütopyasını rafa kaldırmak zorunda kalmıştır.
Binaenaleyh İngiliz ve Fransız delegeler bir araya toplanarak 1920 yılında Sevr anlaşması sonucunda Ortadoğu’nun haritasını şekillendirmişlerdir.
Nitekim İngiltere ve Fransa’nın ajanları ve kolonelleri 1921 yılında harita üzerinde oluşturdukları ülkelere isimler koymak maksadıyla I. Kahire konferansını düzenlemişlerdir.
Bu toplantıda İngiltere’nin sömürge valisi Churchil'in ajanlarından biri olan Gerry Beld'in tavsiyesi üzerine Bağdat, Basra ve Musul bölgelerine Sümerler döneminde kullanılan Urak yani Irak ismi verilmiştir. Urak Sümercede güneşin doğduğu yer anlamında kullanılmıştır. Yine İngiliz casus Gerry Beld'in tavsiyesi üzerine Şam, Deraya ve Halep bölgelerine Syria ismi konmuştur. Lakin Syria adı ilk kez ilk Hristiyan olan Aramiler tarafından telaffuz edilmiştir. Aramicede Syria ismi güneşin dorukta olduğu yer demektir. Bundan sonra İngiliz Ajan Fox'un tavsiyesi üzerine Trablus ve Beyrut bölgelerine Fenikeliler döneminde Labnon ismi ile anılmıştır. Fenike dilinde Labnon beyaz karlar ülkesi anlamında kullanılmıştır. Son olarak Churchil tarafından Amman bölgesine Tevrat’ta ve İncil’de geçen Jor ve Dan nehirlerinin birleşimi olan Jordan yani Maveranı Ürdün- iki nehrin geçtiği yer demektir. Kudüs ve Hayfa bölgesine ise Romalılar döneminde konulan Palestinia yani Filistin ismi verilmiştir.
Bunun dışında İngilizler tarafından Suudi Arabistan’ın kurucusu olan İbni Suud'a her nerede kurulacak bir Yahudi devletini tanıyacağına ve de İngilizler'in her dediklerini yapacağına dair imza attıktan sonra Suudi Arabistan devleti kurulmuştur. Hatta Suudi Arabistan devletinin asıl kurulma nedeni Vahhabi devletine merkez oluşturarak ehlisünnetin omurgasını çökertmek gayesinden dolayıdır. Ayrıca İngilizler İran’ın Güneyini Ruslar ise İran’ın kuzeyini işgal ederek İran’ı bölüşmüşlerdir.
Bugün Ortadoğu ülkelerinin bayraklarını göz önüne getirdiğimizde yeşil, kırmızı, siyah, beyaz renkleri ve Çam ağacı ve kartal resimlerini gözlemlemekteyiz. Zira Ortadoğu devletlerinin bayrakları ve armaları İngiliz diplomat Mary Sykes tarafından 1921'de Kahire konferansında tasarlanmıştır. Bu tasarlamaya göre yeşil renk Fatımileri, kırmızı renk Haricileri, beyaz renk Emevileri, siyah renk Abbasileri, Kartal Armaları Arap milliyetçiliğini ve Çam ağacı da Hristiyanlığı temsil etmektedir.
Nitekim bu İngilizlerin bir projesidir. Bu proje bağlamında İngilizler Ortadoğu’da şekillenen yeni Arap devletlerine Sümerce, Aramice ve Fenikece isimler koymalarının akabinde Arap devletlerinden var olan bayrakların binevi İslam’ı temsil eden ay yıldız çıkartılarak bunların yerlerini Abbasileri, Fatımileri, Emevileri, Haricileri, temsil eden renkler, ardından Arap milliyetçiliğini anımsatan kartal resmi ve Hristiyanlığın varlığını hissettiren çam ağacı resmi koyularak Ortadoğu’da yüzyıllardan beri oturmuş olan İslam kimliğini ve Osmanlı medeniyetini yok etmek veya durdurmak ve de Ortadoğu’daki Müslümanlar arasından Müslümanca düşünerek Müslümanların bir medeniyet inşa etmelerini baltalamak amacıyla dizayn edilmiş 100 veya 200 yıllık bir İngiliz projesidir.
Ünlü tarihçi İbn-i Haldun’un deyimiyle Şayet Ortadoğu’da bir Arap devleti kurulacak olursa bu devlette din yani İslam bunun dışında tutulamaz. Zira Arap devletleri gücünü İslam’dan aldığı için İslam dini dışında kalan bir Arap devleti huzur bulamaz. Bilahare İngilizler Arap âlemi ile Türk âlemi arasından bir set çekerek birbirlerinden ayrılmaları için Araplara Türklerin gavurlaştıgı algısını aşılayarak Türklere ise Arapların Osmanlıları arkadan vurduğu algısı aşılayarak Zülfikar’ın iki ucunu oluşturan İslam’ı emanet alarak şereflendiren Türk ve Arap kavimleri arasına nifak tohumları ekmişlerdir. Oysa Ortadoğu’daki Araplar Osmanlı döneminde en huzurlu dönemlerini yaşamışlardır. Araplar da 1853'teki Kırım harbinde, 1878'de Osmanlı Rus harbinde Silistre’de (Karl Marxın hatıralarında Silistre’deki savaşın yönünü Osmanlıdaki Arap taburunun değiştirdiğini beyan etmiştir) ve Plevne’de, 1912 yılında Balkan harbinde, 1915 yılında Çanakkale’de ve Kut el-Amarede, Tunuslu, Sudanlı, Moritanyalı, Gazzeli, Suriyeli, hatta Suudi Arabistan Kral Faysalın kardeşi, Suriye’nin kurucusu Rıza Said, Irak devletinin yöneticileri ve bugün Lübnan’daki Dürzilerin lideri olan Can Polat’ın Dedesi Osmanlı ordusundan Türklerle omuz omuza düşmanlara karşı beraber kurşun sıkarak şehit olmuşlardır. Gazi olma şerefine nail olan Tunuslular için Osmanlı imparatorluğu Kastamonu’da onlar için bir köy kurmuş, İzmir'de gazi Moritanyalılar için köy kurmuş ve gazi olan Sudanlılar için Adana’da bir köy kurarak Türkler Arap kardeşlerini bağrına basmışlardır. Hassaten Arapların ve Türklerin son 80 yıllık tarihi Batılılar tarafından yazılmıştır. Üstelik İngilizler Arap ülkelerindeki eğitim sisteminin temelini atarak ve John Dewey ile de Türkiye eğitim sisteminin temelini atarak Türklerin ve Arapların bir dava sahibi olma heveslerini kırarak medeniyet algılarını imha etmek istemişlerdir. Bilhassa Mısır'da Hasan el Benna, Seyit Kutup, Libya’da Ömer Muhtar, Fas’ta el hatip örgütü (Che Guera tarafından bile takdir edilen bir örgüt), Cezayir’de Abdülkadir Cezar, Filistin’de İzzetin El Kassam, Suriye ihvanının kurucusu Mustafa Simbai Batı'ya karşı direniş meşalesini yakmışlardır. İkinci dünya harbine dek Araplar kendilerini Suriyeli veya Iraklı olarak değil Şamlı, Beyrutlu veya Bağdatlı olarak nitelendirmişlerdir. Hatta İstanbul’a bile Asistane yani benim şehrim demişlerdir. Fakat 1948 yılında İsrail devleti kurularak Ortadoğu’yu kana boğmaya başlamıştır. Dolayısıyla Ortadoğu’nun ilk terör örgütleri Hagana ve Irgun terör örgütlerini kurarak Siyonistler Ortadoğu’ya terörü getirmişlerdir. Bundan mada Lübnanlı Hristiyan gibi görünen fakat aslen Yahudi olan Mişel Eflak Baas partisini kurmuştur. Baas partisinin kurulma sebebi üç temel esasa dayanmaktadır. Birincisi Arapları İslam’dan uzaklaştırarak eski hallerine döndürmek, ikincisi Arapları kalkındırmak ve üçüncüsü de Arap devletlerini bir araya getirmek. Ayrıca Baas partisi altındaki Ortadoğu’da hiçbir bilimsel gelişme kat edememiş sadece rejimin zulmü dolayısıyla Ortadoğu ülkelerinde cezaevi edebiyatı gelişmiştir. Baas partisi tabanını genişletmek için dini ve sosyalizmi istismar etmiş hatta Mişel Eflak Müslümanları da Baas partisine sokmak için Hz. Muhammedinde bir zamanlar cahiliye çocuğu olduğunu söyleyerek Müslümanları kandırmak istemiştir.
Nitekim Şiiler ile Sünniler arasına nifak sokmayı arzulayan Amerika 1979'da İran da İslam devrimini gerçekleştirerek hem İran’ın üçe bölünmesini engellemiş hem de Şia’ya Tahran eksenli bir merkez oluşturarak ehlisünnetin omurgası kırmayı hedeflemiştir. Ancak Amerika bunu yaparken bir zaman Şiilerin de Sünnilerle beraber savaştıkları gerçeğinin üstünü örtemeye çalışmıştır. Zira Yavuz Sultan Selim ile beraber Şah İsmail’e karşı verdiği mücadeleye aleviler de iştirak etmişlerdi. Selahaddin Eyyubi’nin ordusuna Şiiler de katılmış, hatta Çanakkale ve Kutel Emarede Şiiler de Sünnilerle beraber Batılı güçlere karşı hep birlikte kurşun sıktıkları gerçeği batı ve batının uşakları tarafından iki mezhep arasında ekilmiş fitne tohumlarının yok olmaması babında zikredilmemektedir.
Geçenlerde Papa ve Patrik 1000 yıl sonra Hristiyanlar için kutsal toprak sayılan Suriye’nin taksimatı için bir arya gelmişlerdir. Bugün Esed rejmi Fransızlar tarafından Türkiye ve Arap âleminin birleşmemesi için Suriye’ye konulmuştur. Batı bugün de Işid ve Pkk gibi terör örgütleri aracılığıyla İslam’a ait tüm tarihi eserleri yok etmek için epeyce bir çaba sarf etmektedir. Böylece tarihi ve Medeni eserlerden yoksun olan İslam beldelerini Beynelmilel alanda medya aracılığıyla Müslümanları üçüncü dünya vatandaşlarıymış gibi göstererek batı toplumuna bu şekilde lanse etmeyi planlamaktadırlar.
Günümüzde Türkiye haricindeki Ortadoğu ve İslam devletleri yöneticilerinin tarih bilinçleri yoktur veya pek azdır. Yani tarihi doğru okuyamayan Ortadoğu liderleri Ortadoğu’yu bir kan gölüne dönüştürmektedirler. Bir devlet liderinin tarihi bilmesi çok önemlidir zira milletlerin mahşeri vicdanda temessül (yansıyan) eden hissiyatı tabiileri (duyguları ve kendine özgü özelliklerini kaybetmeyen) vardır.