Roma Hukukunda Ceza ve Kölelik
Nitekim bugün batı İslam hukukunu sert bir dille eleştirerek İslam hukukunda mevcut olan cezaların insanlık dışı olduğu tezini öne sürmektedir. Lakin bu hususta
Nitekim bugün batı İslam hukukunu sert bir dille eleştirerek İslam hukukunda mevcut olan cezaların insanlık dışı olduğu tezini öne sürmektedir. Lakin bu hususta yanılmaktadırlar.
Tarih ilmi tarihte gerçekleşmiş hadiseleri ifşa ederek ortaya sürülecek yalan iddiaları çürütme gayesi ile omuzlarına yüklenmiş bu ağır mesuliyeti aydınlatma görevini üstlenmektedir. Bugün batı İslam hukukunu aşağılamaktadır.
Ancak Batı kendi hukuk tarihini incelerken doğru çözümle yapması, tarihi hadiseleri saf niyetle değerlendirmesi, samimi vicdan ile yazması ve de tenkit (critikism) yani başlangıç-sebep-sonuç ilişkisine göre yorumlaması gerekirken, batı bunları terk ederek kendi hukuk tarihini Avrupa merkezli olarak işine geldiği gibi yazmaktadır ve hala yazmaya devam etmektedir.
KADİM ROMA HUKUKUNUN TARİHÇESİ
Ölüm Cezası
Cezanın infazı kılıç ya da baltayla kesilmesi suretiyle uygulanmaktaydı. Bunun yanı sıra çarmıha germe, yılanların veya başka canlıların olduğu çuvalın içine koyarak denize ya da nehre atma, atlar tarafından ters yönlere çekerek parçalama, derisini yüzme, diri diri gömme de ölüm cezasının infazında başvurulan yöntemlerdendi. (Troianos, - Velissaropoulou, 2002 s. 278, Troianos, 1996 s.26-28).
Yangına sebebiyet verenler yakılmak suretiyle ölüm cezasına çarptırılmaktaydı.
Kaynaklarda geçen “kelle cezası” (kefalikon) ifadesi her zaman ölüm cezası anlamına gelmeyip duruma göre taş ocaklarında ya da madenlerde ömür boyu zorunlu çalışma ya da bir uygulama şekli olan sürgün cezası olarak da yorumlanabilmekteydi.
Köleleştirme
Failin, diğer cezaların yanı sıra özgürlüğünün de elinden alınması, kendi rızasıyla geri gelen asker kaçakları ve düşmana, askeri önemde yasak malzeme temin edenler için uygulanmaktaydı. (Troianos, - Velissaropoulou, 2002 s.278, Troianos, 1996 s.28).
Her iki durumda devlete karşı işlenen suçlar söz konusu olduğundan kanun koyucu kamu çıkarlarını daha etkili bir şekilde korumayı amaçlamaktaydı.
Uzuv Kesme
Eklogi’de, birbirinden çok farklı nitelikte olan ve ağır suç niteliği taşmayan pek çok eylem için uzuv kesme cezası öngörülmektedir. Örneğin mala yönelik suçlarda ve bir suç aletinin kullanılması neticesinde ölümle sonuçlanan yaralamalarda bir elin kesilmesi, yalancı tanıklıkta ise dilin kesilmesi öngörülmektedir.
Hayvanla cinsel ilişkiye girilmesi durumunda cinsel organ kesilir, çok yakın akrabalar arasındaki cinsel (ensest) ilişki durumunda ise ölüm cezası verilirdi. Bunlar dışında, cinsel suç için verilen ceza, burun kesme cezasıydı.
Uzuv kesme, failin eylemini yinelemesini önlerken burun kesme cezası ise, faili toplum önünde lekelemekte ve onu itibarsızlaştırmaktaydı. Bu cezada kadın ve erkek için cezanın uygulanmasında eşit muamele de sağlanmış olmaktaydı. Göze mil çekilerek kör etme cezası da uzuv kesme cezaları arasında yer almaktadır. (Troianos, 1996 s. 29-30).
Kırbaçlama
Roma hukukunda kırbaç cezasının infazında özgür olan kişilerle kölelere yönelik uygulamada farklılıklar vardı. Özgür olanlardan, ayrıcalıklı sınıfa mensup olanlar sadece vatana ihanet suçunda kırbaç cezasına mahkûm edilmekteydiler. Eklogi’de bu cezanın uygulanmasında sınıfsal farklılıkların giderilmesine çalışılmıştır. (Troianos, 1996 s.31).
Saç Kesilmesi
Saçın kesilmesi Romalılar açısından küçük düşürücü ve kişinin toplum nezdindeki itibarının lekelenişi bir uygulama olarak görülmekteydi. (Troianos, 1996 s.32).
Sürgün
Sürgün cezası kasıtlı olmayan adam öldürme, ya da çocuk düşürme gibi ağır sayılmayan suçlar için uygulanan bir cezadır. Roma’da iki tür sürgün cezası mevcuttu.
Daha hafif olan ve relegatio olarak adlandırılan sürgün cezası, hükümlünün belirli bir yerde zorunlu ikametini gerektiriyordu. Daha ağır olan deportatio ise, suçlunun malvarlığının müsaderesi ve vatandaşlık sıfatının kaybı sonucunu doğuruyordu. (Troianos, 1996 s.33)
Hürriyeti Başlayıcı Cezalar
Doğu Roma İmparatorluğu döneminde hapishaneler ceza çekilen yerler dâhil yasayı ihlal edenlerin haklarında karar verilene kadar tutuldukları yerler olarak kullanılmaktaydı. Digesta’nın yürürlüğe girdiği dönemden beri kabul gören uygulama uyarınca, suçluları hapishanede tutmak suretiyle cezalandırma yasaktı.
Daha sonra yerine suçluların manastırlara kapatılması tedbirine başvurulmaya başlandı. Ömür boyu ya da belirli bir süre için manastıra kapatma tedbiri Kilise hukukunda da görülmektedir. (Troianos, - Velissaropoulou, 2002 s.282-283)
Mala Yönelik Cezalar
Mala yönelik cezaların başında mahkûm olan suçlunun tüm mal varlığının müsaderesi ve hazineye devredilmesi geliyordu. Ancak bu durumda suçlunun ailesi de cezalandırıldığından Justinianos döneminde, cezanın uygulama kapsamı daraltılmıştır.
Askeri Suçlar ve Cezalar
Askeri konuları düzenleyen yasalar konular itibarıyla dört grup düzenleme içermekte ve bunların ihlali suç teşkil ettiğinden her bir maddede yaptırımlar yer almaktadır.
Birinci grup yasalar askerlerin yükümlülükleri, disiplin ve askeri hiyerarşiye riayet konularıyla ilgilidir. İkinci grup yasalar birlik komutanlarına yöneliktir. Burada sayılan suçlara, itaatsizlik, askerlere zarar verici eylemelerde bulunma, erlere öngörülen izinlerin verilmemesi, bir kalenin düşmana teslim edilmesi örnek verilebilir.
Üçüncü grup yasalar savaş döneminde ve muharebe esnasında işlenen suçları düzenlemektedir. Askerin sancağı yitirmesi, silahları bırakıp safını terk etmesi, düşman saflarına geçmesi gibi suçlara “kelle cezası” ölüm cezası uygulanmaktaydı.
Bunun dışında İmparatora karşı işlenen ve vatana ihanet kabul edilen suçun işlenmesi halinde, fail ölüm cezasına mahkûm edilip malları müsadere edilmekte ve ölümünden sonra hatırası da mahkûm edilmekteydi (damnatiomemoriae). (Troianos, - Velissaropoulou, 2002 s.285)
KÖLELİK
Köleler büyük ölçüde ev işlerinde çalışmakta ve çoğu kentlerde yaşamaktaydı.
Kölelerin fiyatı durumuna göre farklılık göstermekteydi. Savaşlar sonucu köle girişinin yoğun olduğu dönemlerde köle fiyatları düşerken, veba gibi yaygın ölümlere neden olan salgın hastalıklar baş gösterdiğinde köle fiyatları yükselmekteydi.
Kölelerin fiyatı ekonomik koşulların yanı sıra yaşlılara, bir meslek sahibi olup olmamalarına ve cinsiyetlerine göre de farklılaşmaktaydı. Örneğin 6. yüzyılda 10 yaşın altında bir çocuğun köle olarak değeri on paraydı (nomisma).
Her hangi bir mesleki becerisi olmayan yetişkin bir kölenin değeri ise bunun iki katıydı. Bir kâtibin ise köle olarak değeri 50 paraya kadar yükselebiliyordu. Doktor ve eğitimli başka köleler 60 paranın üzerinde ediyordu. (Mihopulos, 2000, s.135).
"Batı İslam hukukunu çağdışı olarak nitelendirmektedir."
"Bize düşen cevap batının bize atmak istediği oku geri çevirerek Avrupa’nın kendi hukuk ve medeniyet tarihinin içeriğini hatırlatmak olmalıdır."
Avrupa Roma hukukunu miras olarak almıştır. Dolayısıyla Avrupa Türkiye’ye idam cezasının meclisten geçerek yürürlüğe gireceğini kınayacağına önce kendi hukuk tarihine bir göz atması gerekmektedir.