Türk düşmanlığı, şeriat ve müftülük

Maalesef Yunanistan’da belli bir kesimin hayat kaynağı Türk düşmanlığıdır. Hayatlarını sürdürebilmeleri için Türk düşmanlığına şiddetle ihtiyaçları vardır. Onla

Köşe Yazıları 13 Aralık 2017
Türk düşmanlığı, şeriat ve müftülük

Maalesef Yunanistan’da belli bir kesimin hayat kaynağı Türk düşmanlığıdır. Hayatlarını sürdürebilmeleri için Türk düşmanlığına şiddetle ihtiyaçları vardır. Onlar için Türk düşmanlığı ana sermayedir. Yunanistan’da bugün hakim olan zihniyete göre Türklere karşı kin ve nefret duymayanlar, normal vatandaş bile sayılmazlar. Türklerle iyi geçinmek, dostluk ve iyi komşuluk ilişkilerinin kurulması gerektiğine inanmak, bu zihniyete göre vatan hainliği sayılmaktadır.

Tabi bütün Yunanlılar böyledir demek büyük haksızlık olur. Ancak günümüzde hâkim olan zihniyet ne yazık ki bu zihniyettir. Temennimiz o dur ki, bu çarpık zihniyetin bir an evvel bertaraf edilmesi ve yerine güveni, saygıyı, barış ve dostluğu şiar edinen bir zihniyetin hâkim kılınmasıdır. Ancak bu şekilde kalkınma ve ilerleme olabilir, barış ve huzur sağlanabilir. Aksi takdirde sıkıntı ve huzursuzluk artarak devam edecektir.

Yunanistan’da krizler ve kaoslar arttıkça, Türk düşmanlığının dozu da paralel bir şekilde artmaktadır. Bunun böyle olmasının belli nedenleri vardır. Yunan halkının zihin yapısı korku ve endişe zemini üzerinde oturduğu için, özgüven eksikliği vardır. Özgüven aşılayabilecek liderlere, bilim adamlarına ve din adamlarına fırsat verilmediği için, özgüven aşılayabilecek liderlerden, bilim adamlarından ve din adamlarından maalesef yoksun bırakılmaktadır.

Hal böyle olunca, yeni yetişen nesiller önlerini göremedikleri için bunalımlara sürüklenmektedirler. Huzuru ve geleceği yurt dışında görenler, bir daha geri dönmemek üzere göç ediyorlar. Yunanistan’da kalanlar ise, zor şartlarda varlık mücadelesi vermeye devam ediyorlar.

Yunan toplumunu bir arada tutabilecek, vatanlarına, yurtlarına bağlayabilecek aile, din ve ekonomi bağları zayıf olduğu için, korkuları ve endişeleri artırmaktadır. Bunun için toplumu bir arada tutabilecek, daha güçlü, daha sağlam bağların oluşturulma ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Daha uygun ve daha güçlü çareler bulunamadığı için, en kolay ve en kestirme yol, güçlü bir düşman üretme senaryosu devreye girmektedir. Bunun için hem toplum alt yapısı hazır, hem de hammadde üretmek için her hangi bir sıkıntı yoktur.

Tezgâh zaten hazır, babadan dededen kalma en iyi meslek Türk düşmanlığıdır. Yunan halkını yüzyıllarca sömürenlerin en güçlü bacasız sanayisi Türk düşmanlığıdır. İki yüz seneden beri, Yunanistan’ın yer altı, yer üstü bütün değerli kaynaklarını sömüren, Yunan halkının emeğini, alın terini ve kanını emen, acımasız vicdansız yöneticiler hep belli ailelerden meydana gelmektedir. Babadan oğula miras yoluyla geçmektedir. Bu ailelerin onayı olmadan hiç kimse bakan, başbakan, cumhurbaşkanı seçilemez. Kilit noktalardaki kurum ve kuruluşların başına tayin edilemez. Hatta başpiskopos, mitropolit bile seçilemez. Böyle bir yönetim ve denetim mekanizmasında, adaletten, demokrasiden ve insan haklarından bahsedilebilir mi?

İki yüz yıldan beri Yunanistan’ı krallar da, generaller de yönettiler. Fakat devamlı kazanan, hiç kaybetmeyen belli aileler vardır. Bunlar hiçbir dönemde değişmezler kaybetmezler. Bütün iktidarlarla yönetimlerle iyi geçinmişlerdir. Kısaca iktidara kim gelirse gelsin, bu sömürücü ekonomi ve din baronlarının dediklerini yapmak mecburiyetindedirler.

Bunun en tanıdık örneklerinden biri, Yunanistan’da şimdi iktidarda olan SYRİZA yönetimidir. Başbakan Çipras, muhalefetteyken en büyük emperyalist düşmanı ve NATO karşıtı idi. Bütün Amerikan üslerinin Yunanistan’dan çıkarılması için kampanyalar, yürüyüşler düzenlediler, her şeyi yaktılar, yıktılar. İktidara gelince, 180 derece dönerek, ne vaat ettilerse ne dedilerse her şeyin tersini yaptılar. Nelere karşı çıktılarsa hepsini yaptılar. Bu kadar kaypaklık, bu kadar döneklik, bu kadar ilkesizlik insana pes dedirtiyor doğrusu.

SYRİZANEL iktidarının azınlık politikasına gelince; 94 yıllık azınlık tarihi boyunca yapılan bütün hak ihlâllerini kanunlaştırdılar. Çipras muhalefetteyken azınlığın Türklüğünü kabul ediyordu. Hatta seçim öncesi, İskeçe Türk Birliğini ziyaret edeceğini SYRİZA’cılara inandırmıştı. Patrikhane’nin müftüsü Şinikoğlu’nu kesin görevden alacağını bile vaat etmişti. Çift dilli anaokulları vaadini saymıyorum bile. Batı Trakya Müslüman Türk Toplumu bugüne kadar bu kadar kandırıldığına hiç şahit olmamıştır.

SYRİZANEL iktidarının imdadına Türkiye Cumhuriyet Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan yetişti. Yunanistan bir taraftan ekonomik krizlerle boğuşurken, diğer yandan hükümet politikaları tamamen iflâs etmişken, Yunan Kilisesi ve Patrikhane’nin kutsal Sinod Meclisleri bazı mitropolitlerin yolsuzluk ve skandallarını aklamaya çalışırken, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Yunanistan ziyareti ilâç gibi geldi. Bütün Yunanlılar, ekonomik krizleri de, yolsuzlukları da, hükümetin iflâs eden politikalarını da, kiliselerin skandallarını da birden unuttu. Varsa yoksa Erdoğan’ın tarihî ziyaretinin yankıları.

Maşallah bütün Yunanlılar, müftülük ve şeriat uzmanıymışlar da bizim haberimiz yokmuş. Batı Trakya Müslüman Türk Toplumu 35 yıldan beri müftülük sorununu nasıl çözeceğini düşünüyor, tartışıyor bir çözüm bulamıyor, meğersem çözüm burnumuzun dibindeymiş farkına varmamışız. Sağ olsunlar! Bizleri çok düşünen, büyük fedakârlıklarda bulunan Yunan devleti bizi daha fazla yormadan, her şeyi hazır bir şekilde patrikhane ambalâjıyla altın tepside önümüze koyacak. Doğrusu ben çok sabırsızlanıyorum. Bu kutsal sandıktan nasıl bir cevher çıkacak merak ediyorum.

Valla ne çıkarsa çıksın, Batı Trakya Müslüman Türkleri için yok hükmündedir. Çünkü Patrikhanenin hükmettiği, Heybeli Ada Ruhban Okulu talebelerinin ve Patrikhane avukatlarının dizayn edecekleri bir müftülükte, ancak genetiği değiştirilmiş GDO’lu patrikhane şeriatı, diktatör SİSİ şeriatı veya vahhabi LIGHT SUUD şeriatı olacaktır.  Batı Trakya Müslüman Türkleri GDO’lu şeriatlarla hiçbir zaman amel etmemiş, bundan sonra da amel etmeye hiç niyeti yoktur. Kendileri çalar, kendileri oynar.

Batı Trakya Müslüman Türklerinin şeriatı bellidir. 1400 yıldan beri erozyona uğramamış Sırat-ı Müstakîm olan Ehl-i Sünnet şeriatıdır. Burada, şeriat kelimesiyle ilgili kısa bir açıklama yapma ihtiyacını hissediyorum. Şeriat kelimesine İslâm dininin yüklediği mana ile batılıların yükledikleri mana arasında hiçbir alâka yoktur. Dinî literatürde şeriat: din demektir, dinî hükümler demektir. İslâm dininin; inanç, ibadet, muamelat ve ahlâk hükümlerini “şeriatını” ilgilendiren bütün dinî hükümler, emir ve yasaklar aynı zamanda şer’î hükümlerdir. Meselâ cünüp olan birisi namaz kılamaz, bu hüküm şer’î bir hükümdür. Ramazanda bir ay oruç tutmak şer’i bir hükümdür. Vefat eden birisinin, dinî hükümlere uygun bir şekilde temizlenmesi, defnedilmesi şer’î bir hükümdür. Namaz kılarken kıbleye dönmek şer’i bir hükümdür. Evlenmek isteyen birisinin nikâh akdi yapması şer’î bir hükümdür v.s...

Gelenekte ise şeriat denince, genellikle İslâm dininin temel esaslarından biri olan muamelât anlaşılmaktadır. Yani, insanların veya toplumların günlük işlerinde birbirleriyle olan hukukî, idarî, malî, iktisadî ve beşerî ilişkilerini düzenleyen hükümler anlaşılmaktadır. Bunlar da şer’i hükümlerdir, ancak şeriat sadece bu hükümlerden ibarettir dersek eksik ifade etmiş oluruz.

Bir de bazıları tarafından, İslâm dininin sadece ukubât kısmını yani ceza hukukunu ilgilendiren kısım anlaşılmaktadır. Sadece ceza hukukuna şeriat dersek yine doğru söylemiş oluruz fakat eksik ifade etmiş oluruz. Kısaca, dinî hükümlerin birine de şeriat denir, tümüne de şeriat denir.

İslâm dininin şeriat kelimesine yüklediği manayı doğru bir şekilde anlamayıp, batılıların çarpıtarak, İslâm dinine karşı duydukları kin ve nefreti yansıtan bir manayı anlamak, yani şeriatı gelişi güzel, kol kesmek, kafa kesmek olarak algılamak bir Müslüman’a yakışmaz. Zira İslâm’da bu tür cezaları hiçbir şekilde kişiler infaz edemez. Masum insanları öldüren katilleri, terör eylemleri düzenleyen canileri adil bir şekilde devlet yargıladıktan sonra, infaz kurumları cezayı uygular.

Bizim aklımız erse de ermese de, Allah’ın koymuş olduğu bütün hükümlerde sonsuz hikmetler var olduğuna inanmamız şarttır. Aksi takdirde farkında olmadan, Allah muhafaza İslâm dairesinden çıkma tehlikesi vardır. Bu konuda çok dikkatli olmak gerekir. İtikadi meseleler şakaya gelmez!

Meselâ bir kişi; ben haramlara helâllere fazla riayet etmiyorum, İslâmî hükümleri “şeriatı” uygulamıyorum, nefsimi, şeytanımı bir türlü yenemiyorum, fakat bütün dinî “şer’i” hükümleri olduğu gibi kabul ediyorum ve inanıyorum derse, bir inanç sorunu yani inkâr olmadığı için sadece günahkâr olmuş olur, ameli yönden kusurları için samimi bir şekilde Allah’tan af dilerse, Allah Teâlâ affedebilir veya günahları kadar ceza alabilir. İslâm dairesinden çıkmaz. Fakat İslâm dini ve İslâmî hükümler hoşuma gitmiyor, bana ters geliyor, aklım almıyor, şeriatı inkâr ediyorum, kabul etmiyorum derse, -Allah muhafaza- burada inanç sorunu “inkâr” olduğu için İslâm dairesinden çıkma tehlikesi vardır.

Bu açıklamalardan sonra dönelim konumuza. Yunanlılar son zamanlarda şeriat-müftülük ve Lozan Antlaşması uzmanı kesildiler. Şeriat indiriyorlar, müftülük bindiriyorlar. Lozan’da Türk yok Müslüman var. Müslüman azınlıklar var; “Türk” “Pomak” “Roman” var.  Bunlar da kılıç zoruyla zorla Müslümanlaştırılmış Hıristiyanlardır v.s…

Artık boşuna hiç kimse heveslenmesin. Buradan hiç kimseye ekmek çıkmaz. Dikkat edilirse, çığırtkanlık yapanların hepsi dedeleri gibi Bizans kurnazıdırlar. Yalanla dolanla herkesi kandırdılar. Eyvah yetişin yok oluyoruz, Türkler geliyor, bize bol-bol para verin sizi Türklerden koruyalım tiyatrolarıyla bugüne kadar haybeden servet edindiler. Yöneticiler patronlarına, taşeronlar da yöneticilerine yıllarca yalan söylediler, birbirlerini kandırdılar. Sayemizde yorulmadan terlemeden malı götürdüler.

Artık deniz bitti, şapka düştü kel göründü. Batı Trakya’da, Yunan devletinin temel hedefinin ne olduğunu Kuran Kursundaki çocuklar bile öğrendi. Yunan devleti için Türk, Pomak, Roman hiç fark etmez, onları açıktan Hıristiyanlaştırmak gayesinde değil, açıktan Hıristiyanlaştıramayacaklarını zaten çok iyi biliyorlar, asıl gaye Hellenleştirmektir. Müslüman olsun ama Hellen tasavvuru, Hellen ruhu kazandırmaktır. Yani Hellinopsihos olmalarını sağlamaktır.

Bunun için bizim Müslüman olmamız, Türk olmamız, Pomak olmamız veya Roman olmamız hiç önemli değildir. Yeter ki Hellen gibi düşünsünelim, Hellinopsihos olalım.

Hellen tasavvuru da Türk düşmanlığı demektir. Yani Hellenizmin temel akîdesi Türk düşmanlığıdır. Bir insan, annesi öz be öz Türk olsa bile, Gagavuzlar örneğinde olduğu gibi,  Hellen gibi düşündükten sonra, hiç önemli değil. Onlar için makbuldur ve her türlü övgüye lâyıktır.

Örneğin FETÖ’cü hainler “sözde” Türk, ama Yunanlılar için bulunmaz cevherdirler. Yunan derin devleti için, Yunan subaylardan kat-kat daha kıymetlidirler. Yunanlılar, Fetö’cüler gibi ne kadar azılı Türk düşmanları varsa, hepsi her türlü övgüye lâyıktır.

Dikkat edilirse, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk-Pomak-Roman ifadelerine şaşkın ördekler gibi atlayanlar, dünya menfaati için veya cehaletlerinden dolayı kendi soyunun düşmanı olmuş Fetö’cü Hellinopsihoslardır. Yani Hellinopsihos ol Kurtul! Türk bayrağına sarılsan da, cübbe sarık giysen de, camiden hiç çıkmasan da Yunanlılar için baş tacısın. Yeter ki Turkopsihos olma!

Nitekim, bu tür aşırı ırkçı fanatikler için, Hıristiyan Ortodoks da olsa, onlar gibi düşünmeyenlerin hepsi haindirler. Onları aşağılamak için, Turkosporos yani Türk tohumu veya soyu bozuk olarak aşağılanıyorlar. Bazı şeyleri netleştirmek lâzım: Hellen gibi düşündükten sonra, hiç önemli değil. Onlar için makbuldur ve övgüye lâyıktır.

Bu haftalık yazıyı Sayın Erdoğan’ın Celal Bayar Lisesinde öğrencilere hitaben okuduğu Millî Şair Mehmet Akif Ersoy’un her şeyi özetleyen bu şiiriyle bitirmek istiyorum.

İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum, Nevruz?
Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işte gerek.
Lâfı bol, karnı geniş soyları taklit etme;
Sözü sağlam, özü sağlam, adam ol, ırkına çek.

Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr