1909 Kanun-i Esasî Tadîlâtı

Giriş Osmanlı Devleti, ilk meşrutiyet ve anayasa tecrübesini 1876-1878 yılları arasında, Türk tarih yazımındaki hususî adıyla “I. Meşrutiyet Dönemi”nde yaşamışt

Köşe Yazıları 7 Aralık 2012
1909 Kanun-i Esasî Tadîlâtı

Giriş

Osmanlı Devleti, ilk meşrutiyet ve anayasa tecrübesini 1876-1878 yılları arasında, Türk tarih yazımındaki hususî adıyla “I. Meşrutiyet Dönemi”nde yaşamıştır. Fakat Osmanlı Devleti’nde gerçek mânâda meşrutî bir rejimin tesisi, 1908 yılında açılan “II.Meşrutiyet Dönemi”nde gerçekleşmiştir. Bu yönüyle II. Meşrutiyet, Türk demokrasi tarihinde mühim bir dönüm noktasını temsil eder.

Hâkimiyet-i milliye fikri, parlâmento, siyasî parti, seçim, sivil toplum, siyasî ve içtimaî muhalefet, basın, kamuoyu, miting, grev, boykot, kitle gibi demokrasiye mahsus olgu ve enstrümanlar sebebiyle II. “Meşrutiyet Dönemi”, “Cumhuriyet Dönemi’nin laboratuarı” şeklinde tanımlanmaktadır (1). Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın, 1909 Ağustosu’nda sona eren birinci devresine ait ilk içtimâ’ senesindeki yoğun yasama faaliyeti (2) de göstermektedir ki Meşrutiyet ile birlikte inşa edilmek istenen yeni düzenin hukukî bir çerçeveye yerleştirilmesi, dönemin en büyük meselelerinden birisini teşkil etmektedir.

Meşrutiyet, ikinci defa ilân edildikten sonra yeni bir anayasa hazırlanmamış, meşrutî yönetim açısından sağlıklı bir anayasal yapı vaz’ etmeyen 1876 Kanun-i Esasisi doğrudan yürürlüğe konulmuştur. Bu yönüyle yeni rejimin sorunları içerisinde son derece hayatî bir yere oturan 1876 Kanun-i Esasisi, basında ve siyasî partilerin programlarında hâkimiyet-i milliye açısından tenkit edilmeye başlanmış ve nihayet anayasa değişikliği Meclis-i Mebusan’a intikâl etmiştir. Fakat 1908-1912 Meclis-i Mebusanı kendini kurucu meclis olarak görmediği için yeni bir anayasa hazırlama yoluna gidilmemiş, anayasal sorunlar 1876 Kanun-i Esasisi üzerinde 1909 yılında yapılan tadîlât ile aşılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada söz konusu Kanun-ı Esasî tadîlâtını incelemek suretiyle hem II. Meşrutiyet ile birlikte oluşan siyasî yapıyı anlamaya hem de kamuoyunda güncelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen anayasa değişiklikleri konusunda nasıl bir tarihî bir arka plânın mevcut olduğunu görmeye çalışacağız.

1876 Kanun-i Esasisi

1876 Kanun-i Esasisi, “Cemiyet-i Mahsusa” adı verilen bir komisyon tarafından 1831 Belçika anayasası ile ondan esinlenerek yapılmış 1850 Prusya anayasası model alınarak hazırlanmıştı (3). Prusya anayasasında olduğu gibi 119 maddeden müteşekkil olup 13 bölüm halinde tanzim edilmişti. Kanun-i Esasî gerçek anlamda bir meşrutî düzen vaz’ etmekten uzaktı. Padişaha tanınan yetkiler meşrutiyetin süresiz askıya alınmasına kadar uzanıyordu (4). Milletin temsilcilerinden oluşan Meclis-i Mebusan’ın, esas vazifesi olan yasama konusunda bile hareket sahası çok dardı.

Kanun-i Esasî’nin beşinci maddesi Osmanlı padişahını mukaddes ve gayri mesûl kılmaktaydı (5). Padişahın yetkilerini düzenleyen yedinci madde ise vükelânın atanması ve azledilmesi; rütbe ve memuriyet tevcihi; nişan verilmesi; para bastırılması; hutbelerde adının zikredilmesi; yabancı devletlerle antlaşma imzalanması; kara ve deniz kuvvetlerinin kumandası; savaş ve barış ilânı; askerî harekât ile şerrî hüküm ve kanunların icrâsı; cezaların hafifletilmesi ya da affedilmesi; meclisin tatil ve feshedilmesi gibi hak ve yetkileri uhdesine vermekteydi. Görüldüğü gibi anayasa bu haliyle padişahın hak ve yetkilerine bir kısıtlama getirmiyordu. 27. madde sadrazamı, şeyhülislâmı ve bakanları atama ve azletme yetkisini de padişaha vererek onu yürütmenin başına getiriyordu. Kabinede görüşülmesi padişahın iznini gerektiren konulara ait kararlar, irade-i seniyye ile icrâ edilebiliyordu. (KE Madde 28). Bütün bunlar kabineyi parlâmentoya karşı değil padişaha karşı sorumlu tutuyordu.

Padişahın, yasama üzerinde de mutlak bir hâkimiyeti vardı. Âyân ve Mebusan meclisleri padişah iradesiyle açılıp kapanıyordu (KE Madde 43). Âyân Meclisi’nin üyelerini ve başkanını bizzat seçiyor (KE Madde 60), Mebusan Meclisi’nin başkan ve iki yardımcısının seçiminde söz sahibi oluyor (KE Madde 77), Meclis-i Umumî’nin toplantı süresini kısaltıp uzatabiliyor (KE Madde 44) ve yukarıda da değindiğimiz gibi gerektiğinde feshedebiliyordu (KE Madde 7). Yeni kanun veya eski kanunlarda değişiklik önerme yetkisi heyet-i vükelâya ait olmakla birlikte heyet-i mebusan ve heyet-i âyân da kendi görev alanları ile alâkalı konularda yeni kanun ya da eski kanunda değişiklik teklifinde bulunabilme salahiyetini haizdiler.Fakat teklifler önce sadrazamın onayını aldıktan sonra padişaha sunulur ve onun izni üzerine Şûra-yı Devlet’e gönderilirdi (KE Madde 53). Şûra-yı Devlet tarafından hazırlanan tasarı, sırası ile heyet-i mebusan ve heyet-i âyân’da kabul olunduktan sonra nihayet padişahın iradesi ile kanunlaşabilirdi. Heyetlerin biri tarafından ret olunan tasarı o yıl bir daha müzakere edilmezdi (KE Madde54). Görüldüğü gibi asıl yasama mercii olması gereken meclisin, yasama konusunda yetkileri son derece kısıtlıydı.Üyeleri padişah tarafından atanan ve Kanun-i Esasînin 64.maddesi mucibince, tasarıları padişahın hakları nokta-i nazarından tetkik etmekle görevli bulunan heyet-i âyân, meclisin zaten oldukça dar olan çalışma sahasını daha da sınırlandırmıştı. Bir tasarının kanun haline gelebilmesi için son söz yine irade-i seniyyedeydi. Nihayet Kanun-i Esasî’nin meşhur 113. maddesi ile gerekli gördüğü zaman olağanüstü hâl ilân edebilme ve tehlikeli addettiği şahısları sürgüne gönderebilme yetkisi padişaha veriliyordu. Ziya Paşa 113. madde için “bu madde ile Kanun-i Esasî’nin, Kanun-i Esasî denilecek yeri kalmadı” demiştir (6).

-----------

(1)Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’nin Siyasî Hayatında Batılılaşma Hareketleri, İstanbul 2004, s. 84.

(2)Feroz Ahmad’ın “Meşrutî Islahat Dönemi” şeklinde tanımladığı bu dönemde, Meclis toplam 73 kanun tasarısı müzakere etmiştir. Bakınız: Feroz Ahmad, İttihat ve Terakki 1908-1914, Çeviren: Nuran Yavuz, 3. Baskı, İstanbul 1986, s. 107.

(3)Coşkun Üçok, Ahmet Mumcu, Türk Hukuk Tarihi, Ankara 1985, s. 318. 1876 Kanun-i Esasisi’nin kaynakları hususunda bir değerlendirme ve Prusya anayasası ile bir mukayese için bakınız: Coşkun Üçok, “1876 Anayasasının Kaynakları”, Türk Parlamentoculuğunun İlk Yüzyılı, Ankara 1976, s. 1-25. Genel olarak meşrutiyet ve parlâmento tarihimiz için bakınız: Cezmi Eraslan, Kenan Olgun, Osmanlı Devleti’nde Meşrutiyet ve Parlamento, İstanbul 2006.

(4)İlber Ortaylı, “yetkili fakat sorumsuz bir hükümdarlık kurumunu tanıyor olmasını” 1876 Kanun-i Esasisinin en zayıf yönlerinden biri olarak mütalaa etmektedir. Bakınız: İlber Ortaylı, Osmanlı’da Değişim ve Anayasal Rejim Sorunu, İstanbul 2008, s. 244.

(5)Kanun-i Esasî’nin maddeleri için bakınız: Suna Kili, A. Şeref Gözübüyük, Türk Anayasa Metinleri Senedi İttifaktan Günümüze, Ankara 1985, s. 31-44.

(6)Gülnihâl Bozkurt, Batı Hukukunun Türkiye’de Benimsenmesi, Ankara 1996, s. 71.

Millet gazetesi logo
© 2024 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr