Yangroup logo Yangroup logo
Hisarturizm Hisarturizm

Aile bir Zarurettir -2

İnsanlar, ruhlar âleminde yeryüzünde Allah’ın halifesi olmayı kabul ettiklerinde aynı zamanda onun hukuk emanetini üzerlerine almış ve varlıkların hukukunu koru

Köşe Yazıları 25 Ocak 2012
Aile bir Zarurettir -2

İnsanlar, ruhlar âleminde yeryüzünde Allah’ın halifesi olmayı kabul ettiklerinde aynı zamanda onun hukuk emanetini üzerlerine almış ve varlıkların hukukunu koruyup kollamayı bir vazife olarak üstlenmiş bulunuyorlardı.[5] Bilhassa canlı ve cansızların, insan, hayvan ve bitkilerin haklarını koruyup muhafaza etmeyi bir görev olarak üzerlerine almışlardı. Buna göre artık insan, insanın yaşamasını, onun zaruri bir ihtiyacı olan aileyi, komşuları, içinde yaşadığı toplumu, cemiyeti ve devleti yaşatmak için çalışacaktı. Şu halde ona her şey, ama har şey, gözünü açıp baktığında gördüğü her şey, ona verilen el, ayak, göz, kulak ve kendisini oluşturan tüm vücut,  yanlarında birlikte yaşadığı insanlar, etrafında 40 haneyi meydana getiren komşular, hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklar, bunların gerçek sahibi olan Allah tarafından onun uhdesine tevdi edilmiş birer emanettir. Onun içindir ki, büyük müfessir, saygın âlim merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın değerli eserinde ifade ettikleri gibi, insan artık Allah’ın hukuk eminidir.[6]  Böylece insan, bir taraftan yeryüzündeki tüm insanların sahip oldukları, başta aile olmak üzere bütün mal ve mülklerini, mülkiyet ve velayet hak ve vazifelerini korumaya, diğer taraftan da tüm canlıların, hayvan ve bitkilerin, su, toprak, dağ, dere-tepe, ova deniz ve okyanusların sahip olup uydukları düzenlerini bozmamaya söz vermiş oluyordu. Ama heyhat! İnsanların kendi elleriyle yaptıkları işler yüzünden karalarda ve denizlerde bozukluklar, anarşi ve fesatlar meydana gelmiştir.[7]

Mademki insan, Allah’ın hukuk emini olmuştur,  gerçek sahip ve malik olan Yaratıcı, tüm varlıkların, insan, hayvan, bitki ve cansızların haklarının korunmasını, bir emanet olarak insana vermiştir, öyleyse ailenin korunması tüm ailelerin korunması, insanların tüm insanların kutsal bir görevi olsa gerektir.

Gazali’nin hocası Cüveyni’ler’den Gazali’lere ve Şatıbi’lere kadar ve onlardan bugüne kadar gelen ailenin de içlerinde bulunduğu hayatın vazgeçilmez 5 temel esası vardır. Bunlar olmazsa olmaz prensipler ve esaslar olduğu için, bunlar bulunmadığı takdirde zarar geleceğinden, zaruriyyat 5 zaruri unsur olarak adlandırılmışlardır.  Bunlar, dini korumak, aklı korumak, canı korumak, malı korumak ve nesli korumak gibi toplumun 5 temel esasıdır.[8] Biz ise bunları bugün dini, ilmi, içtimai (idari, siyasi), iktisadi ve ailevi kurumlar diye toplumda fonksiyon icra eden 5 ana unsur olarak görmekteyiz. Buna göre İslam’ın ortaya koyduğu bir aile düzeni, sosyal düzen, siyasi düzen, ekonomik düzen ve bir eğitim ve öğretim düzeni vardır. İslam’ın getirmiş olduğu bu sosyal ve toplumsal düzenler aynı onun hukuk düzeninde olduğu gibi,  hak ve vazife, alacak ve borç meselelerinde olduğu gibi, tamamen bilimseldir. Yani İslam, hukukunu bilim temeline oturttuğu gibi, toplumsal yapıyı, sosyal hayatı, aileyi, idari ve siyasi hayatı da tamamen bilimsel bir zemine oturtmuştur. Burada bir örnek vermek gerekirse, mesela ailede tamamen dengeli, fıtri ve bilimsel bir iş bölümü bulunup aile bireylerini tamamen sebeplere dayanan bir dayanışma, sosyal bir dayanışma içerisine almıştır. Yani insan bedeni nasıl çalışıyor, bu biyolojik bünye ne kadar bilimsel ise sosyal bünye ve bunun temel taşı olan aile de öyle çalışır ve o kadar bilimseldir. Ancak şu kadar var ki, beden irade dışı çalışırken, aile ise tamamen serbest bir irade ile kurulur ve yine serbest bir irade ile çalışmasına devam eder.   

Bütün bu yazdıklarımızın bir neticesi olarak, ailenin, insan fıtrat ve yaratılışının zaruri bir neticesi olduğunu söylemeliyiz. Bundan sonra da aileyi, nikâh ile birbirine bağlanan karı kocadan başlamak üzere kan, süt ve sözleşme ile birbirlerine karşı velayet görevi üstlenenlerin meydana getirdiği bir sosyal dayanışma birimi diye tarif edebiliriz. Biz bu sosyal bünyenin en küçük birimi olan aileyi, aynı zamanda İslam hukukundaki birbirine mirasçı olabilen kimseler, gerektiğinde verasetteki derecelerine göre bir aile olarak sorumluluklarını yerine getirirler, diyebiliriz. Buna göre hiçbir kimsesi olmayıp mirası devlete kalacak olan bir kişinin ailesi de dolayısıyla devlet olmuş olur. Zaten huzur evlerine de sadece mirası devlete kalan ve böylece aile görevi, velayet ve dayanışma görevi de devlete düşen kimseler girebilir. Yani kişinin mirası kime kalacaksa işte onlar, gerektiğinde muhtaç ve yaşlı insanlara bakıcılık görevini üstleneceklerdir. 

Birey evde meydana gelir, ilk talim ve terbiye, eğitim ve öğretim evde başlar, hatta bebek, anne karnında bir zigot iken başlar, desek daha doğru olur. Tüm bireysel ihtiyaçlar, çoğunlukla, elden geldiği kadar evde giderilmelidir. Onun için evin bir kutsiyeti ve kutsallığı vardır. Hatta İslam düzeninde bir evin, cami kadar kutsallığı ve dokunulmazlığı vardır, desek aşırı gitmiş olmayız. Zira cami toplumun evi ve toplumun merkezi olurken, ailenin barınağı ve bireyin merkezi olduğu için ev de cami ile eşdeğerdir. Onun içindir ki, savaş hali müstesna, evlerin de camiler gibi dokunulmazlığı bulunup tüm dünya askerleri ve polisleri toplansalar, eğer hukuk varsa, eğer düzen varsa, birey ve bireylere saygı varsa, sahibinden izin alınmadıkça bir eve girilemez. Çünkü Kuranı Kerim’de konumuz açısından daha çok İslam düzeninin emniyeti ve güvenliğinin korunmasıyla ilgili olan iman kelimesiyle ifade edilerek inananlara hitap eden Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler, kendi evlerinizden başka evlere sahiplerinden izin almadan ve onlara selam vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha iyidir.”[9]        

Ailenin kişiliği olmadığı için onun bir başkanla temsil edilmesi de söz konusu olamaz. Oysa ülkemizde ailenin başkanı kimdir; kadın mıdır, yoksa erkek midir, diye yapılan tartışmalar sürüp gitmektedir. Ayette ise “Eğer ana ile baba aralarında danışıp anlaşarak çocuğu sütten kesmek isterlerse onlara bir günah yoktur.”[10], buyrularak, aralarında ortak olan çocuk hakkında görüş birliği ile birlikte karar vermeleri istenmektedir. Buradan anlaşılıyor ki, kocanın alanı olan yerlerde yapılacak şey hakkında karı kocaya uyarak onun verdiği karar doğrultusunda hareket edecektir. Bu defa koca da karının alanı olan yerlerde ona uyup onun verdiği karar doğrultusunda hareket ve davranışlarda bulunacaktır. Şu halde bir ailede üç türlü karar var demektir. 1- Kocanın bileceği işlerde kadın eşine tabi olup ona uyacak. 2- Kadının bileceği işlerde kocası eşine tabi olup ona uyacaktır. 3- Her ikisinin ortak olduğu işlerde de birlikte karar vererek uygulama yapacaklardır.  

Son söz olarak yerküresinde yaşayan tüm insanları şu anda karşımda görüyor gibi olduğum için, gelin diyerek, birey-toplum, fert-devlet, ulus-(aileler) ve ülke dengesini yeniden kuralım diye hitap etmek istiyorum ve herkese başarılar diliyorum. Allah’a emanet olunuz.

[5] Ahzab 33/ 72
[6] Hak Dini Kur’an Dili, V, 3934.
[7] Rum 30/ 41
[8] Şatıbi, Muvafakat, II, 5; Ahmet Hamdi Akseki,İslâm, Matbaa-i Ebuzziya istanbul-1943, s. 289 dn. 1; İsmail Hakkı izmirli, Anglikan Kilisesine Cevap Türkiye Diyanet Vakfı Yayın
Matbaacılık, Ankara 1995, s. 55-99; Osman Keskioğlu, Fıkıh Tarihi ve İslâm Hukuku, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1969, s. 35.
[9] Nur 24/ 27
[10] Bakara 2/ 233

Hisarturizm
Millet gazetesi logo
© 2023 Millet
KÜNYE
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr