Kurban Yardim 2024 Kurban Yardim 2024

Kahve Müslümanların Dünyaya Armağanıdır

Altın bir devir idi; hatırla geçmiş günü, baştan başa cihanı tutmuş ecdadın ünü. (Lâedrî) Anlamı? Kahve, kelime olarak arapça “kahwa” dan geliyor. Vatanı Habeşi

Köşe Yazıları 30 Haziran 2016
Kahve Müslümanların Dünyaya Armağanıdır

Altın bir devir idi; hatırla geçmiş günü, baştan başa cihanı tutmuş ecdadın ünü. (Lâedrî)

Anlamı?

Kahve, kelime olarak arapça “kahwa” dan geliyor. Vatanı Habeşistan (Etiyopya) olduğuna göre, akla yakın, oradaki kahve yetişen bir bölgenin eski adı 'Kaffa' dan alınmış olmasıdır. Kahve, rayiha yani koku anlamına da gelmektedir.

Kahveyi kim keşfetti?

Kahve 9. yüzyılın ortalarında yani 845 yılında Etiyopya’nın Kaffa köyünde Müslüman olan Çoban Halit tarafından keşfedilmiştir. Kahvenin bulunuşuyla ilgili meşhur bir rivayet vardır: Etiyopya’nın yüksek yaylalarında yaşayan ‘Halit’ adında bir çoban, keçilerinin bir ağacın kırmızı meyvelerinden yedikten sonra dinçleştiğini, hareketli hâle geldiğini ve geceleri çok az uyuduğunu fark eder.

"Bunda bir hikmet var" diyerek durumu dervişleri Şazili’ye bildirmişler. Bu meyvenin suyunu kaynatıp içen Şazili’nin kendisi de aynı canlılığı duymuş ve kahvenin meziyetleri böylece anlaşılmış.

Daha sonraları, meyvelerinin kaynatılan suyu tıbbî maksatlarla kullanılmış ve kahve ‘sihirli meyve’ olarak adlandırılmıştır.

Hatta ilk zamanlarda kahveye “Şazili” adı verilmiştir. Fakat kahve ağacının meyvelerinin bugünkü anlamda sulu bir içecek haline dönüşmesi, ilk kez Yemen’de olmuş. İlk defa Sufiler kahve içmişler. İbadet ve zikir sırasında özellikle akşamları okurken uyanık kalabilmek için.

Çoban, daha sonra o meyvelerden hem kendisi yer, hem başkalarına verir. Arapçada ‘uyaran, dinçleştiren’ mânialarına gelen “kahveh” kelimesiyle isimlendirilen bu bitki, daha sonraları bir içecek olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Kahve Yemen'den gelir?

Kahve 11. Yüzyılda asıl Yemen'e geldikten sonra ünlü olur ve konuşulmaya başlar. Klasik Arap Literatüründe 1100'lü yıllarda Yemenli derviş Ali Ben Omar al Shadili kahve fidanlarını Etiyopya'dan geldiğinden bahsetmektedir. Yemenli Araplar Etiyopya'dan daha çok kahve fidanı getirerek ilk kahve plantasyonunu kurmuşlardır.

Moka/Moca ismi nereden kaynaklanmaktadır?

Günümüzde ismi birçok kahveye verilen Moka ismi Arapça bir isimdir. Bilhassa 14. yüzyılda Şeyh Şazili tarafından kurulan bir liman kentidir. 15. yüzyıldan başlayarak Avrupa ve Ortadoğu'ya kahve ihraç eden kent, 17. yüzyılda önemli bir ticaret merkeziydi.

Eskiden Arabistan'ın başlıca kahve ihraç limanı olan kentin adının Avrupa dillerindeki değişik yazılış biçimleri (Mocha, Moka), Yemen'de hala yetiştirilen Coffe Arabica türü kahveyi belirtmek için kullanılır.

1428-1438 yılları arası dört ayak üzerinde sabit duran baharat öğütücüleri icat edildi. Daha sonraları bu öğütücüler kahve öğütmek için kullanılmaya başlandı.

Araplar belli zamanlarda belli bir yerde buluşup hazırlanmış kahvenin keyfini çıkarırlardı. Özellikle ibadetten önce enerji vermesi için kullanırlardı.

1475'de Suriye Şam'da dünyanın ilk kahvehanesi açılır.

Sosyal hayat dışında kahve, İran, Mısır, Ürdün gibi ülkelerde ilaç ve ibadet için kullanılmakta olup yavaş yavaş sosyal hayata da girmeye başlar.

Kahvenin hatırı nereden geliyor?

İstanbul’un yemiş iskelesinde kahve yapan ve satan Üsküdarlı bilge bir zat varmış. Her telden insan kahvecinin sohbetini dinlemeye, iki çift nasihatini almaya, derdini paylaşmaya gelirmiş. Günlerden bir gün bu kahvehaneye bir yeniçeri gelmiş.

Kahveciye herkese kendinden kahve ikram etmesini fakat içeride yalnız başına oturan Rum gemi kaptanına vermemesini söylemiş. Kahveci de herkese yeniçerinin kahvesini ikram ettikten sonra 2 kahve yapıp Rum kaptanın yanına oturmuş.

Yeniçeri hiddetle “Ona vermeyeceksin demedim mi?” demiş. Kahveci de bu senin değil benim ikramım” diyerek cevap vermiş. Rum kaptana dönen kahveci, kaptanla hem sohbet etmiş hem de kahve içmiş.

Aradan 40 yıl kadar geçmiş. Sisam Adası`nda büyükçe bir isyan çıkmış. Rumlar isyan etmiş. Bizim kahvehaneci de bir şekilde Rumların eline geçmiş. O zamanlarda Rumlar eline geçirdikleri esirleri pazarda satıyorlarmış.

Kahveciyi de yaşlı bir adam satın almış ve ıssız bir yere götürmüş. Adamın kendini öldüreceğini sanan kahveci korkuyla yaşlı adama bakarken adam ona kendisinin 40 yıl önce bir kahve ikram ettiğini ve o kahvenin hatırını unutmadığını söyleyerek kahveciyi serbest bırakmış.

Kahvenin Osmanlı imparatorluğuna nüfuz etmesi?

Kahve Yemen’den sonra Mekke’ye ve Mısır’a tanıtıldı, Kahire’de ilk kahvehane 1521 yılında açıldı. Aynı yıllarda Halep, Şam, Bağdat ve Tahran’da kahvehaneler açıldı.

Kahve o zamanki Osmanlı İmparatorluğu ülkesi içerisinde bulunan Kahire, Şam ve Halep’ten sonra İstanbul’a geldi.  Kahve Türkiye’ye ilk kez, Hükm ve Şems isimli iki Suriyeli tarafından 1555’de getirildi.

16. yüzyılda, Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul’a gelen kahvenin tadına hayran kalan Kanuni’nin sayesinde bu sihirli içecek kısa sürede Osmanlı sınırlarını içinde yayıldı. Saray mutfağında özel olarak yetiştirilen Kahveci başının yaptığı kahve o kadar lezzetliymiş ki ilk defa 1554 yılında, Tahtakale’de bir kahvehane açıldı. Bu vesile ile kısa sürede kahvehaneler, insanların bir araya gelerek kahve içtikleri, tartıştıkları, fikir alışverişinde bulundukları ve iş konuştukları mekânlar durumuna geldiler.

Kanuni'nin Yemen Valisi Özdemir Paşa tarafından kahve, İstanbul’a getirilmiş ve Türklerin kendilerine mahsus pişirme usulünden dolayı da, ‘Türk kahvesi’ ismini almıştır. 19. yüzyıl sonlarına kadar Türk kahvesi, çiğ çekirdek olarak satılıyor, evlerdeki kahve tavalarında kavrulduktan sonra, el değirmenlerinde çekilerek içilebiliyordu.

Bu durum; 1871 yılında Mehmet Efendi’nin, çiğ kahveyi kavurup öğüterek müşterilerine hazır olarak satmaya başlamasına kadar sürdü.

Böylece İstanbul Tahmis Sokak’ta taze kavrulmuş kahvenin kokusu da çevreye yayılmaya başladı. Kahveyi hazır olarak kahve severlere sunan Mehmet Efendi, kısa sürede tanınarak “Kurukahveci Mehmet Efendi” diye anılmaya başlandı.

Kahve Amerika kıtasına nasıl ulaştı?

Günümüzde insanların birçoğunda kahvenin Brezilya ve Kolombiya'dan olduğu algısı oluşmuştur. Fakat yanılmaktadırlar.

Kahvenin Martinik'te başlayan Amerika yolculuğu kahve ticareti ve kültürünü derinden etkilemiştir. Zor bir deniz yolculuğundan sonra, Gabriel Mathieu de Clieu adlı bir deniz subayı, kahve bitkisini Martinik'teki bahçesine ekmeyi başardı.

Buradan da tüm Amerika'ya yayıldı. Sömürgelerinde kahve yetiştirmekte en geç kalan ülke İngiltere olmuştur. Bu da İngilizlerin çay düşkünlükleri nedeni ile kahveyi arka plana itmelerine bağlı olabilir. Puerto Rico ve Küba'yı izleyerek kahve Brezilya'ya ulaştı.

Zira Brezilya kralı 1727 yılında genç subaylarından birini kahve tohumlarından alması için Fransız Guyanası’na yollar. Ancak Fransız yetkililer bu kişiye kahve tohumu vermeyi reddederler.

Çok yakışıklı olan subay valinin karısını çok etkiler. Ülkesine dönerken valinin karısı kendisine bir buket gül verir. Kadın buketin içine adamın istediği kahve tohumlarını da yerleştirmiştir.

Böylelikle kahve Brezilya (1727), Jamaika (1730), Küba (1779), Venezüella (1784), Meksika (1790) ve Kolombiya’da (18. yy sonları) kahve ziraatına başlanmıştır. Nitekim Kahve üretiminin zirvesinde bugün, bu işe çok sonraları başlayan Brezilya vardır. Brezilya’yı sırasıyla Kolombiya ve Endonezya takip etmektedir.

Kahve üreten diğer önemli ülkeler ise Meksika, Fildişi Kıyısı, Etiyopya, Uganda ve Guatemala’dır. Bir zamanlar kahve üretimini elinde tutan Yemen, günümüzde ilk onda bile yer almamaktadır.

Kahve Avrupa’ya nasıl getirildi?

Kahve Avrupa’da Müslümanların kullandığı içecek olduğu için Papa tarafında aforoz edilmişti. Dolayısıyla Papa İslam diyarından gelen kahveyi şeytanın içeceği olarak adlandırılıyor ve akabinde kahveyi tüm Hristiyan âlemine haram kılmıştı.

Avusturyalılar kahve çekirdeklerini görünce 'Türkler meğerse keçi pisliği yerlermiş' dediler ve çuvalları imha etmeye kalktılar.

Ama kahvenin tadı oldukça sertti, yumuşatılması gerekirdi ve söylentiye göre bu işi de Papaz Marco yaptı: Çekilip kaynatılmış kahveye süt ile bal ilave etti.

Avrupa, bu şekilde hazırlanan kahveyi Viyana'nın kurtarıcısı kabul edilen Marco'ya olan saygıdan dolayı Marko'nun bağlı bulunduğu 'Capuchin' mezhebinin ismiyle anmaya başladı ve 'cappucino' demeye başladı.

Kahve o zamana kadar sadece Türker’e, dolayısıyla Avrupa'nın gözünde 'şeytan' kabul edilen bir millete mahsustu, 'şeytan içkisi' idi ve dindar Hristiyanlar kahveden uzak duruyorlardı. Kahve, papalar sayesinde rağbet gördü.

Papa Sekizinci Clement, bir iddiaya göre de Üçüncü Vincent kahveyi tattı, hoşuna gidince de 'Böylesine lezzetli bir içeceğin sadece kefirlere -yani Müslümanlara- ait sayılması utanç verici bir iştir' dedi ve kahve böylece 'helal' oluverdi.

Anadolu’dan Avrupa’ya kahveyi ilk olarak 17. yüzyılın başlarında Venedikli tüccarlar götürür. 18. yüzyılın ilk yıllarından itibaren kahve içimi Avrupa’da yaygınlaşır. Kahve, İngilizcede “coffee”, Fransızcada “cafe”, Almancada “kâffe”,  Yunanca καφέ  ve Macarcada “kave” olarak isimlendirilir.

Avrupa’da ilk defa Venedikli tüccarlar bu üstünlüklerini kaptırmamak için 1645 yılından itibaren Arap ülkeleri ile ilişkilerini arttırarak Moka'dan Avrupa'ya kahve getirmeye başladılar.

1592 yılında Prospero Alpino ve Pietrodella Valle tarafından yazılmıştır. Başlangıçta Avrupa'da ilaç olarak kullanılan kahvenin Venedikliler tarafından fırınlanmasının öğrenilmesi ile Avrupa'da kahvehaneler açılmaya başladı. Bu eğilim 1759 yılında Venedik’te 206 kahve dükkânı olmasına yol açtı.

Her ne kadar Venedikliler 18.yy.'a kadar kahve ticaretini ellerinde tuttularsa da Arap yarımadası dışında kahve üretimi Hollandalılar tarafında gerçekleştirilmiştir. Baba Budan tarafından alınan kökler Mekke'den Hindistan’a taşınmış ve orada kahve üretimi başlamıştır.

Bu sırada Amsterdam'da da kahve bitkileri yetiştirilerek, Hollanda’nın sömürgelerine dağıtılmaya başlamıştı. Bunu izleyen yıllarda Hollanda, kolonilerinde yetiştirdiği kahve ile Avrupa'nın kahve ticaret merkezi oldu ve Amsterdam da bu ticaretin başşehri oldu.

Hollanda'da kahve tüketimi daha farklı idi; genellikle sokak kahvehaneleri yerine evde tüketilmekte idi. Tüm bunlara rağmen Hollanda, Avrupa’da bir tekel oluşturmadı ve 1714'te Amsterdam'dan Fransız Kralı XIV. Louis'e bir hediye gitti.

Kahvenin Avusturya’ya giriş hikâyesi de oldukça enteresandır. 2. Viyana Kuşatması (1683) sonrası Osmanlı orduları geri çekilirken geride çuvallar dolusu kahve bırakır. Avusturyalılar, çuvalların içindeki kahveyi, başlangıçta hayvan yemi zanneder.

Osmanlıları tanıyan George Kolschitzky, bu çuvalların kendine verilmesini ister ve bunları sermaye yaparak Viyana’da kahve içilen bir yer açar. Böylece Avusturyalılar da kahve ile tanışır.

Türk kıyafetlerinin Avrupalı hanımlar için model oluşturduğu, mehter müziğinin taklit edildiği o günlerde, 1669 yılında, Osmanlı Sefiri Süleyman Ağa’nın Paris’in mümtaz şahsiyetlerine kahve davetleri düzenlemesi, Fransa’da kahvenin daha büyük alâka görmesini sağladı.

Hoşsohbet, nüktedan biri olan Süleyman Ağa’nın elçilik konağına kahve içmeye davet edilmek, Paris ileri gelenleri için büyük bir ayrıcalık sayılırdı.

18. yüzyıl Fransa’sında, Fransa Kralı XV. Lui’nin yakınlarından Madam Pompadur, Louvre Sarayı’nın bir odasını Türk odası olarak düzenler, bu odaya “Ã la Turca” yani “Türk usulü veya Türk üslubu” adını verir.

Bu odanın en önemli özelliği saray hanımlarının Türk kadınları gibi giyinmesi, zarafet dili olarak Türkçenin konuşulması, içecek olarak da Türk kahvesinin içilmesidir.

Tarih ilmi ders çıkarma ilmidir. Bugün kültürümüze ait olan değerlere sahip çıkmazsak başkası sahip çıkar. Nitekim aidiyeti Türk İslam kültürüne dayanan kahve Batı tarafından çalınmak istenmektedir.

Üstelik bize yabancıymış gibi gösterilmektedir. Kültürümüze sahip çıkmadığımız için birçok şeyi kaybettik ve kaybetmeye devam ediyoruz. Zira tarihte yapılan hatalar tekerrür eder.

İslam âleminin keşfettiği ürünler başkaları tarafından zapt edilmek istenmektedir. Bize düşen görev her zaman bizi biz yapan değerlerimizi her platformda savunmaktır. Çünkü kültürünü kaybeden millet medeniyetini kaybetmeye mahkûmdur. Örneğin bir zamanlar pirinç Çin'e ve Avrupa’ya İslam’ın hediyesiydi. Şimdi ise doğudan yükselen bir güç olan Çinliler sahiplenmektedirler.

Helva, Dolma ve İskender Ermeniler tarafından sahiplenilmektedir. Balkan coğrafyasında yaşayan gayri Müslimler Kahvenin Müslümanlara ait olmadığını iddia ederek kendileri sahiplenmektedirler.

Kültür bilincimizi kaybettiğimiz gün medeniyetimizi mezara gömmüş olacağız. Buna en çok sevinen batı olacak, cenazemizi kaldırıp kendi elleriyle medeniyetimizi mezara koyarak üzerimize zevkle toprak atacaktır.
Millet gazetesi logo
© 2024 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr