29 Ocak’ları Hep Birlikte Andık
Batı Trakya Türkleri’nin milli kimliğini tüm dünyaya haykırdığı gün olarak Batı Trakya Türk Tarihine geçen 29 Ocak olayları, Gümülcine Türk Gençler Birliği salo
Batı Trakya Türkleri’nin milli kimliğini tüm dünyaya haykırdığı gün olarak Batı Trakya Türk Tarihine geçen 29 Ocak olayları, Gümülcine Türk Gençler Birliği salonunda BTTADK tarafından düzenlenen programla anıldı. 29 Ocak Pazar günü düzenlenen programa seçilmişlerin yanısıra kalabalık bir soydaş topluluğu katıldı. 29 Ocak olayları ayrıca Türkiye ve Almanya’da düzenlenen programlarla da anıldı.
Anma etkinliğine Türkiye Cumhuriyeti Gümülcine Başkonsoluğu’ndan Muavin Konsolos Sayın F. Berin Okur, Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı Rodop Milletvekili Ahmet Hacıosman, İskeçe Milletvekili Çetin Mandacı, sabık milletvekilleri İsmail Rodoplu, Ahmet Mehmet ve İlhan Ahmet, D.E.B. Partisi Genel Başkanı Mustafa Ali Çavuş, Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif, İskeçe Müftüsü Ahmet Mete, Mustafçova Belediye Başkanı Mustafa Cukal, Yassıköy Belediye Başkanı İsmet Kadı, Kozlukebir Belediye Başkanı İbrahim Şerif, İTB Başkanı Ahmet Kara, GTGB Başkanı Koray Hasan, BTAYTD Başkanı Erkan Ruşen, BTAMMMM Cemiyeti Başkanı Asım Çavuşoğlu, Çınar Derneği Başkanı Cengiz Ömer, BAKEŞ Başkanı Cemil Kabza, Güney Meriç Derneği Başkanı Bekir Mustafaoğlu, İskeçe Ticaret Odası Başkan Yardımcısı İrfan Hacıgene, Eşitliğe İlk Adım Listesi Başkanı Sibel Mustafaoğlu, yerel yöneticiler, diğer Azınlık sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda soydaş katıldı.
Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu himayesinde yapılan anma etkinliğinin sunuculuğunu B.T.T.A.D.K.’da görevli Gülay Mehmet yaptı. Programın açılış konuşmasını ise BTTADK Başkanı ve Rodop Milletvekili Ahmet Hacıosman yaptı. Yapılan konuşmalarda özetle şu hususlar dile getirildi.
BTTADK Başkanı ve Rodop Milletvekili Ahmet Hacıosman:
Değerli arkadaşlar hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Tabii ki bu olayların başında yer alan ve o günlerin en zorunu yaşayan İsmail Rodoplu’yu aramızda görmekten ve vermiş olduğu mücadeleden dolayı kendisini tebrik ediyor, kendisine hoşgeldiniz diyorum. Ben de o günleri bağrında yaşamış bir insan olarak diyorum ki, Allah bir daha Batı Trakya Türküne bölgemizde böyle acılı olayların yaşanmasını nasib etmesin.
Değerli kardeşlerim, tabii ki o günlere nasıl geldik, o günleri nasıl yaşadık, o günleri hatırladığımız zaman Batı Trakya Türkleri vatandaşlık haklarından mahrum bir şekilde, hakaretleri görmüş bir şekilde 29 Ocak 1988 günlerine geldik. Tabii ki o günler balkanından, ovasından, yakasından, arabasıyla veya yaya olarak şehre gelip burada kimliğini, varlığını ispatlamak için verdiği mücadeleden sonra Batı Trakya Türkü kimliğini kazandı, varlığını bütün dünyaya bu haykırışıyla gösterdi. O günlerde mücadele eden fakat bugün aramızda olmayan değerli kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Yine o günlerde büyük mücadeleler veren abilerimize, kardeşlerimize de Allah’tan uzun ömürler diliyorum.
1990 yılına geldiğimiz zaman da bir ülke vatandaşına reva görülmemesi gereken muameleye tabi tutulduk. İşte o günlerdeki yaşadığımız bu hadiseler ve gösterdiğimiz birlik ve beraberlik neticesinde Batı Trakya Türkü bugüne gelmiş oldu. Bizim bu ülkede örf, adet ve gelenekleriyle, kimliğiyle hayatımızı sürdürmekten başka gayemiz yok.
Tabii o günlerde vatandaşlık hakları konusunda yaşadığımız sıkıntıları bugün için söyleyemeyiz, ancak azınlık konularında atılması gereken daha çok adımın olduğunu da söylemek gerekir. Eğitim, müftülük, vakıflar gibi konularda daha birçok adımın atılması gerektiğini dile getirmekteyiz ve istemekteyiz. Bizlere düşen görev birlik ve beraberliğimizi hiçbir zaman kaybetmemektir. Gelişen olaylara karşı el birliğiyle hareket ederek samimi bir şekilde yaklaşmalıyız. Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum.
İskeçe Milletvekili Çetin Mandacı:
Batı Trakya Türkleri’nin gurur günü olan 29 Ocak milli deriniş günü dolayısıyla burada toplanmış bulunmaktayız. Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlarken, bu günleri yaşamamıza vesile olan ve aramızdan ayrılmış olan tüm kahramanlarımızı rahmetle anıyorum, aramızda bulunanlara ki bunlardan biri İsmail Rodoplu’dur, kendilerine iyilik, sağlık ve uzun ömürler diliyorum. Bugünlere nasıl geldik, bunları anlatmaya gerek yok. Fakat aradan çeyrek asır geçmesine rağmen bugün ne değişti, bunu sorgulamak gerekiyor. Güncel yaşamda karşılaştığımız birçok sorun çözülmüş olabilir. Ama o günlerde azınlığımıza uygulanmış olan ayrımcı ve baskıcı politikaların sonuçlarını bizler gerek belediyeci olarak gerekse milletvekili olarak yaşamaktayız. 60 bin insanımız vatandaşlıktan çıkarıldı, ailelerin yarısı burada yarısı Türkiye’de kaldı, o günlerde evlerimize tapu alamıyorduk, işte bütün bunların sonuçlarını bugün görmekteyiz.
Geçmişe şöyle bir baktığımızda bu azınlığın çektiği bu çileler noktasında bunların hepsinin siyasi bir karar olduğunu söylemek lazım. Siyasiler öyle istedi ve öyle oldu. İşin ucuna baktığımızda ya Kıbrıs var ya Ege var. Sonuçta iki ülke arasında gerginlik çıktığında hep biz azınlık olarak bunları ödedik. Bana sorarsanız ödemeye de devam edeceğiz. Tabii geçmişte yaşadığımız bu günleri Allah hiçbir azınlığa, hele hele çile çekmiş bu azınlığa bir kez daha göstermesin.
Şöyle bir bakalım azınlık konularına. Müftülük meselesine baktığımızda, müftülerimizin yerleri işgal altında. Vakıflarımıza baktığımızda, azınlık insanı ecdadından kendisine yıllar önce verilmiş olan bu malları henüz daha kullanamamakta. Eğitim konusuna baktığımızda açıkçası bir kültür erozyonu, bir dil erozyonunu görmekteyiz. Tabii ufak tefek gelişmeler oldu, bunları görmezden gelemeyiz ama sorunu kökünden çözecek herhangi bir gelişmeyi henüz görmüş değiliz.
Sevgili soydaşlar, iki yıldan beri özellikle müftülük konusunda birçok görüşmelerimiz oldu. Defalarca toplantılar yaptık, fikir alışverişinde bulunduk, bakanlararası toplantılar oldu ama sıfır artı sıfır elde var sıfır. Bana sorarsanız ben açıkçası ümitli değilim. İnşallah çözülür ama orada bakanlıklara gittiğimizde, karşılarında oturup konuştuğumuz o insanların zihniyetlerini ve düşünce tarzını gördükten sonra inanın ki ben açıkçası çözüleceğine inanmıyorum.
Hatta bazen farkında olma suretiyle bazen de farkına varmadan bundan sonra daha başka sorunlar karşımıza çıkacak. Düşünün ki 1983 yılında isminde Türk kelimesi bulunan derneklerimizin tabelası indirilmiş. Aradan çeyrek asır geçmesine rağmen özellikle İskeçe Türk Birliği davası hususunda AİHM kararı olmasına rağmen bakanlığın vermiş olduğu cevap şu; “AİHM’nin vermiş olduğu kararlar devlet olarak bizi bağlamaz” ben bunu anladım. Tabii biz her zaman ülkenin anayasasına saygılı olduk, bundan sonra da saygılı olmaya devam edeceğiz. Ama gerçekleri söylemek lazım. Bir hafta önce şöyle bir şey duyduk. Azınlık okullarındaki azınlık kelimesi gözlerine batmış. Bunun çıkartılması için karar vermişler. Tabii bana sorarsanız bu olmayacak. Geri alacaklar. Tabii her zaman dedikleri bir şey var. Yine bir yanlış yaptık, farkına varamadık diyecekler. Ama soruyorum, azınlık kelimesini oradan çıkartacağı yerde yanlışlıkla Türk kelimesini koysa böyle bir yanlışlık olmaz mııydı? İnanın ki olmaz.
Şimdi ülkenin bu ekonomik bunalımına bakalım. Nasıl geldik bu duruma? Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız. Aynı gemi içindeyiz. Bu gemi batarsa biz de zarar göreceğiz. Onlar da zarar görecek. Bu yüzden iki toplum olarak aramızdaki işbirliğini devam ettireceğiz. Ama yıllarca azınlığa bu ayrımcı politikaları uygulayan politikacılar Yunanistan’ı da ekonomik olarak bu hale getirmiş politikacılardır. Sen ülke olarak 1981 yılında AB’ye girmişsin. AB’ye girmene rağmen dernekleri kapatmışsın, müftülükleri işgal etmişsin, vakıfların yönetimini hakkı olan insanlara vermemişsin, ama aynı şekilde sen bu ülkenin AB’ye üye olmasına rağmen, AB fonlarından yararlanmana rağmen ülkeni bu hale getirmişsin. Dolayısıyla arkadaşlar, sevgili soydaşlar bu iki olaya baktığımızda bu adamların hiçbir şey yapmaya niyetleri yok. Yaklaşık dörtbuçuk yıldır milletvekiliyim. Her gittiğimiz yerde sorunları layıkıyla dile getirdik. Her konuştuğumuzda insanlarımızın benliğini ortaya koyduk. Ama bu yetmez. Artık bu ülkeyi yöneten bu insanların bu azınlığın hakkını vermesi lazım.
Azınlık olarak bu 29 Ocak’ları arayacağız. Acaba azınlığın politikacıları, önde gelenleri, önce kendimi koyuyorum, geçmişte olduğu gibi, gereğini yapacak mı? En önemli konularımızdan bir tanesi Eğitim konusu. Bütün köylerimizde anaokullar tek dilde açılmış, ilkokullarımıza baktığımızda durumu söylemeye hiç gerek yok, ama biz birşey yapmıyoruz sanki. İki milletvekiline havale edilmiş iş, biz de kendimizce birşey yapmaya çalışıyoruz. Bence burada sanki o yıllarda olduğu gibi bıçak kemiğe sanki dayanmamış. İnanın ki dayanmamış. Eğer biz evlatlarımızı, özellikle yüksek tahsilliler, “Ben Türkçe’yi iyi biliyorum, ben evladıma iyi eğitim veriyorum” şeklinde hareket ederek onları Yunan okuluna gönderirlerse, azınlık okullarına sahip çıkmazlarsa bu iş olmaz. Öndeki kişiler bu işin öncülüğünü yapmazsa halk ne kadar takip edecek onları? Bence kendimize sanki çeki düzen vermek zorundayız.
Bakın iki dönem nasip oldu İskeçe’nin ufacık bir köyünden geldim ve milletvekili oldum. Allah razı olsun halkımız güvendi. Sorunları her iki ülkede dile getiriyoruz. Ama yetmiyor arkadaşlar. Bazı sorunların çözümü noktasında acil önlemler alınması lazım. Tabii bize nasip olur veya olmaz inanın ki bilmiyorum. Ben size tek şunu söyleyeceğim. Ben Çetin Mandacı olarak insanımızın gözüne bakmak istiyorum. Seçime gittiğimizde insanımız oyunu nasıl bize verdiyse ben de bunun karşılığını vermek zorundayım. Bir yıl önce şunu söyledim. Benim mensup olduğum bu devlet, iktidarda olan bu parti, bunlar bir şey yapmazsa ben bu azınlıktan oy isteyemem. Bu gün de diyeceğim tek bir şey var. Bırakın oy istemeyi, mensubu olduğum partiden aday olmamak herhalde bana yakışacak en iyi hareket. Zamanla ne olur, zaman ne getirir hep beraber önde gelenlerimizle birlikte biz bunu değerlendireceğiz. Bunları ne şov olsun ne de gündem değiştirmek için yapıyorum. Sadece ve sadece inandığım bazı değerler var, bu değerleri korumak zorundayız. Eğer bir işi yapamazsak onu sürüklemenin bir anlamı yok. Ya iyi bir kişiye onu vereceksin ya da toplum olarak birlik beraberlik içinde gerçekleri görerek hareket edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum.
Sabık Milletvekili İsmail Rodoplu:
Değerli arkadaşlarım, 29 Ocak mübarek olsun, Allah azınlığımıza tekrar bu günleri göstermesin. Çok zor günler yaşadı azınlığımız, bu karanlık günlerin tekrarlanmamasını diliyorum. Bize insan gibi davransınlar biz bu ülkenin vatandaşıyız.
Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif:
Değerli soydaşlarım, hepinizi saygı ile selamlıyor 1988 milli direniş günümüz hepimize kutlu olsun diyorum. Burada bu akşam 29 Ocak’lardan bahsettik, 29 Ocak’ların sebepleri ve sonuçları var. 29 Ocak olaylarının bana göre başlangıcı 1923 yılında başlayıp 1988’de sona ermiştir. Bilhassa 1967 cuntasıyla evvela azınlığımızın eğitim kurumları üzerinde büyük oyunlar oynanmıştır. Önceleri tabelalarında var olan Türk kelimesi kaldırılmış, daha sonra bizim kendi öz benliğimizden çıkan öğretmenlerimiz bizlere eğitim konusunda önder olmuşlar, yardımcı olmuşlar, sonra da anavatan Türkiye’miz bizlerin çocuklarına sahip çıkarak, onları çağdaş birer öğretmen olarak yetiştirerek 300 civarında gencimizi buralara göndermiştir. Ne yazık ki 300 civarında olan bu gençler büyük ümitlerle Batı Trakya’ya geldikleri halde ancak üçte birine yakını öğretmenlik yapabilmiştir. Diğerleri ne yazık ki öğretmen olma hayallerine hiçbir zaman ulaşamamışlardır.
1967 cuntası eğitimimize bir darbe vurmak için akademi denilen müesseseden bizlere kendi istediği kalıpta öğretmenler yetiştirerek, bu güzel öğretmenleri birer birer azlederek yerlerine yerleştirmiş, azınlık bu konuda direnmişti. Bu vesileyle Salih Sülko’yu ve İsmail Marangoz’u İskeçeli, Karaçanlar olaylarında 6’şar ay buralardan uzaklaştırma cezası aldıklarını buradan hatırlıyor onlara da teşekkür ediyorum.
Fakat azınlık da yıllarca çok küçük yaştaki çocuklarını çok uzaklara eğitime gönderdi, orada da yoruldu. Çaresiz olarak buna boyun eğdi. Ama bu durmadı, eğitime darbe vuranlar bizim varlığımızın ve burada var olmamıza sebep olan vakıflarımıza da 1980 yılında çıkardıkları yasa ile vakıflarımızı da valilerin eline teslim ettiler. Ve azınlık burada HAYIR dedi. Nihayet o gün siyasilerimizin de manevra kabiliyetini çok daraltarak mecliste onlara manevra kabiliyeti tanımayınca çaresiz azınlık müftülerin etrafında toplandı. Çünkü o gün yaka tarlaları dediğimiz tarlalar, yine açık hava hapishanesi dediğimiz Karacaoğlan ve Ircan civarındaki topraklar elimizden alınıyordu.
1985 yılına geldiğimizde müftüler de, başta Gümülcine Müftüsü Hakkın rahmetine kavuşunca müftülük makamı da işgal altına girdi. Ve azınlık tek ayaklı İskeçe Müftülüğüne dayandı. Fakat bu haksızlıklar devam ediyordu. Yine bu gördüğünüz müessese, öğretmenler birliğimiz ve İskeçe Türk Birliği’ndeki TÜRK kelimesi burada bazı kişilere dokunmuş olacak ki Türklüğümüzü de tamamen ortadan kaldırmak için buradan tabelaları söktüler. Bunlar azınlık hakları olarak elimizden birer birer alınıyor, öbür taraftan da insanlarımız polis gücüyle, polis baskısıyla ehliyetsiz traktör kullandı diye ceza, damı akınca kiremidi değiştirdi diye ceza ve daha niceleri. 1987 yıllarında buralarda kesin olarak Türk yoktur denilmesinden sonra, bardağı taşıran son damlalardan sonra, azınlık yok olacağına artık kesin gözüyle baktığından, sesini yükseltmek ve duyurmak, kasıtlı ve bilerek 29 Ocak gününü milli direniş günü olarak ilan etti. Burada kötü niyet yoktu. Sadece iki başbakanın yanyana geleceği günde vatan ve anavatanın başbakanlarına sesimizi duyurmak, bizi de duyun demek içindi. Fakat karşımızdaki insanlar bunu iyi niyetle karşılamadı. İnsanlarımızı gördüğünüz gibi copladılar. İnsanlarımızı dövdüler. İnsanlarımızı ezdiler. Ve bu öyle bir devam etti ki 1990 yılına geldiğimiz zaman yine devam ediyordu. 1990 yılında 29 Ocak gününden 3 gün önce ben ve rahmetli Dr. Sadık Ahmet burada da gördüğünüz gibi Gümülcine’de güya seçimler esnasında Türk kelimesini kullandık diye 18 ay hapse mahkum olduk. İnsanlarımıza da hep bezdirme ve ezme politikası yapıldı. Fakat bu birlik sayesinde Allah’a şükürler olsun ki Avrupa ve Amerika bizim sesimizi duydu. O dönemin başbakanı Miçotakis İsonomia-İsopolitia demek mecburiyetinde kaldı. Fakat işte o gün biz biraz rahatlar gibi olduk.
Ben biraz da sayın Mandacı’dan esinlenerek söylemek istiyorum. Bazı vatandaşlık haklarımız bireysel olarak verildi ama, azınlık haklarımız asla ve asla verilmedi. Bugün daha fazla birlik olmaya muhtacız. Fasit daire tekrar döndü. Ne oldu? Eğitim başlangıçta 1967 cuntasıyla tayinli öğretmenler okullarımıza geldi, bugün 2012, dünya çocukların eğitiminin anaokuldan başlaması gerektiğini ve her çocuğun ana dilini iyi bilmedikçe başka bir dili öğrenemeyeceğini bütün dünya söylemesine rağmen, azınlık konusunda biz çift dilli derken, yönetim halen tek dil ve Yunanca devlet dili diye ısrar ediyor.
Bugün yine safları çok sık tutmamız lazım. Ama bir acı gerçek var ki, çeyrek asır geçti 24 yıl, bugün bakıyoruz maalesef çok acı, bugün çocuklarını Yunan Anaokuluna ve İlkokuluna götürenler, o gün ezilip de Türkiye’ye giderek tahsil görenlerin çocukları bugün okuyor bu Yunan okullarında. Halbuki biz kültür seviyemiz yükseldikçe, milli kültürümüze ve dini kültürümüze daha fazla sarılacağız diye düşünüyorduk. Ama altımızdan yine toprak kayıyor. Bunun için bugün düşünmek mecburiyetindeyiz.
Yine Mandacı bahsetti, müftülük meselesi, bunu 1985’de başlattık, o daha da fazla çeyrek asrı da geçti, ama 2 yıldan beri bu azınlıkta müftülük meselesi konuşuluyor. Neden konuşuluyor biliyor musunuz? Biz din adamları olarak, biz din kültürü alan insanlar olarak, Batı Trakya Türkünün kültürünün temelinde din İslâm yattığı için, kendi çocuklarımıza din kültürünü verebilmemiz için, bütün din adamları olarak can hıraş çalışıyoruz, geceli gündüzlü çalışıyoruz. Şu anda Rodop vilayetinde 2700 tane çocuğumuz bizim kurslarımıza katılıyorlar. Ve hedefimiz çocuklarımıza din kültürü vermek. Ama ne acıdır ki, iki yıldan beri müftülük dile getiriliyor, bir çok din adamlarımıza, bunu azınlığa şikayet gibi konuşuyorum, Türkiye’den cübbe biçip, cübbe gönderip müftü yapanlar var. Bazıları da kendi aramızda yapanlar var. Huzurumuzu bozmak için, bilerek veya bilmeyerek. Dostlar, dikkat edin evvela eğitim yine müftülük sorunu vardı, bugün de eğitim var yine müftülük çıktı önümüze. Kimse kimsenin oyununa gelmesin.
Sayın milletvekilim, siz konuştuğunuz için konuşuyorum. Bunları mecliste konuşacaksınız, yasaları çıkaracaksınız, bu azınlığın önüne süreceksiniz, bu azınlık tartışacak, ondan sonra müftülük meselesini tartışacaksınız. Bazıları da gazetelerinde yazı yazıyorlar. Onu beğenmiyoruz bunu müftü yapacağız. Yahu bizim suçumuz ne. Azınlık müftülük meselesini halletti de biz hayır mı dedik? Zaten biz kendimizi kurban etmişiz bu davaya. Ama azınlığı lütfen huzurlu bıraksınlar. Siz iyi ki söylediniz dediniz ki “iki yıl konuştuk sıfır elde var sıfır” dediniz öyle mi sayın vekilim? Bundan sonraki konular da böyle olacak değerli kardeşlerim. Bütün konular böyle olacak. Önümüzdeki günlerde vakıflar yine gündeme gelecek, müftülüğü de eskittik, çiğnedik çürüdü. Milletvekili söyledi ben de söylüyorum. Eğitimi de çiğnedik çürüttük. Vakıflar gelecek. Biz milletvekili İlhan Ahmet ile beraber Ankara’ya gittik. Orada Vakıflar Genel Müdürlüğünü ve Maliye Bakanlığını ziyaret ettik. Kendisine Yunan yetkililer diyorlarmış ki, vakıflardan Türkiye vergi alıyor biz de onun için vakıflara vergi koyuyoruz. Ve geldiğimiz zaman o dönemde 6 milyon Euro vakıfların vergi cezası, borcu iptal edildi. Fakat o dönemden 2008 yılından itibaren yeni çıkan bir yasa ile şu anda Gümülcine vakıflarının yeniden 1 milyon 200 bin euro borcu var. Ve şu anda şu durduğunuz müessese devlete borçlu. Burası vakıf yeri. Yakında onu da konuşacağız, o da gidecek.
Değerli kardeşlerim, bunları niye anlatıyorum, şunun için anlatıyorum. 29 Ocak hakkında herkes bir şey söyledi. Bir fasit dairedir gidiyor. Bunun halledilmesinin bir çaresi var. Birlik ve beraberlik. Bütün meselelerimizi burada konuşalım. Ben şunu arzu ediyorum. Sayın milletvekilleri halen hazırda milletvekilimiz. Hepimiz, azınlık seçti başımızın üstünde yeri var. Bütün belediye başkanları, sivil toplum kuruluşlarının başkanları, hepsini bizim insanlarımız seçti, başımızın üstünde yerleri var. Azınlığın davalarını burada tartışıp burada karar vermemiz lazım. Burada toplanmamız lazım. Biz karar verip, anavatana da vatana da bunu bildirmemiz lazım. Maalesef dağıldık, toplanmıyoruz, konuşmuyoruz, herkes köşelerde konuşuyor. Bir araya gelmemiz lazım.
Sayın milletvekilim partide artık olmayabilirim diyor, neden yahu? Yunanistan’ın en büyük partisindeydin sen, hem de milletvekilisin. Demek ki buraya kadar getirdiler. Buraya kadar zorladılar bizim milletvekillerimizi. O zaman milletvekili olanlar da, olacaklar da, olmak isteyenler de aklını başına toplasın herkes. Bize bizden fayda var. Bize birlikten fayda var. Geçmişte birlik olmasaydık bu güzellikler olmayacaktı. Bundan sonraki olacak olanları da ancak birlik ile aşacağız. Onun için ben sizleri bir daha görebildiğim kadarıyla birliğe beraberliğe davet ediyorum. Ve Allah’a da dua ediyorum. Allah bizleri birlikten beraberlikten ayırmasın diyorum. Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.
İskeçe Müftüsü Ahmet Mete:
Çok değerli protokol, çok değerli Batı Trakya Müslüman Türkü, hepinizi böyle ateşli bir gecede saygı ve sevgi ile selamlarken, 29 Ocak bayramımız kutlu olsun. Benden önce tabi bu olayları daha güzel yaşamış insanlar geldi konuştu. 29 Ocak 1988’de biz de o gün buraya gelmek için köyümüzden otobüslere bindik ama sekiz kilo dediğimiz Drama yoluna geldiğimizde polislerin tekrar otobüsleri geri çevirmesiyle Cumayı da köyümüzde kılmak zorunda kalmıştık. Fakat o ruhu bir nebze de olsa yaşamanın mutluluğu içerisindeyim.
Benden önceki konuşmalar 29 Ocakları anlattılar. Ben bir soruyla başlamak istiyorum. O günlerden bugüne geldiğimizde ne değişti? Yunan devleti ne yaptı? Sayın vekilin söylediğini ben de söyleyecektim. Azınlık okullarındaki azınlık ibaresi kaldırılacak fakat daha bildirilmedi. Bu haberi aldık. Bu mudur iyileştirme? Akademi kalktı. O azınlık kelimesini Yunanlıları ilkokullarımıza öğretmen koyabilmeleri için kaldırıyorlar. Diğer taraftan, bizim Türkiye’de yetişmiş bir sürü evladımız olmasına rağmen maalesef öğretmen olamıyorlar. Bunun adına da demokrasi diyorlar.
Sorgulamaya devam edelim, Vakıflar. Ben müftülük makamında olan biri olarak İskeçe’de olan hiçbir vakfın vakfiyesini görmedim bilmiyorum. Sünne mahalle camii yanında yanmış olan bir vakıf binası var, o da Osmanlı binası olduğu için yok olmaya terkedilmiş durumda. Agnila Camii’ne izin almaya kalktılar, 30 bin euroya mâl oldu. Vakıflarımız talan ediliyor.
Sorgulamaya devam edelim. Müftülük meselesine gelince aslında biz müftülüğü çözdük. 22 seneden beri müftülerden sorununuz var mı? Camilerden sorununuz var mı? İmamlardan sorununuz var mı? Vakıf heyetlerinden sorununuz var mı? Cenazenizde müftü hazır, hatiminizde hazır, nikahınızda hazır, aradığınız zaman temsilen hazır. Peki nedir müftülük sorunu, hâlâ müftülüğün de satılabilmesi için birileri uğraşıyor. Eğer ikinci bir müftü istiyorsanız Gümülcine’de Meço var, İskeçe’de de Şinikoğlu var. Buyurun onların yanı boştur. Devlet bunu çözmeyecektir. Bunu güzel anlayalım arkadaşlar. Ne vakıf sorununu çözecektir ne de müftülük sorununu çözecektir sizin istediğiniz şekilde. Kendi isteğiyle çözecektir. Son çatlak veren yasada 100 imamdan 30 tane imam tombala ile seçilecek deniyor. Çünkü 100 imamın arasından 30 tane satılık bulacaktır. Ve istediği gibi kullanacaktır. İllâ istediği şeyi diretiyor. Ta ki azınlık olgunlaşsın, torbaya düşmek üzere hazır olsun. Fakat bir şeyi göz ardı ettiler. 29 Ocaklar bizi pişirdi. 20 Ocaklar bize Türk olduğumuzu pekiştire pekiştire öğretti. Ben 10 yaşımda Türkiye’ye gittiğim zaman iki kelime Türkçe bilmiyordum. Ben Yassıören’liyim. Pomak köyleri dedikleri o Yassıören köyündenim. İki kelime Türkçe bilmiyordum. Ama ben köyüme döndüğüm zaman şakır şakır Türkçe konuşuyordum. Bilemedi Yunanistan bunu.
Devam edelim. Azınlık haklarımız noktasında ben mütekabiliyet esasına inanırım, ben bunu istiyorum. Türkiye’de papaz öldüğü zaman burada müftülük sorunu vardı. Fakat Türkiye devleti aldı tanıdı. Ama bugün biz halen müftülük sıkıntısı çekiyoruz. Yarın papaz ölse emin olun yine papazlar seçilecek ve oraya gidecektir. Bütün devletler içinde bulunan azınlığı koruyacak, gözetecek ve hakkını verecek. Ama maalesef bu Yunanistan için geçerli değil. Düne kadar küçük gördüğümüz Bulgar, yaptığı haksızlıklardan dolayı özür diledi. Bizde bir husus bile düzeltilmedi. Onun için mütekabiliyet esasını ben istiyorum. Büyükada’da ilkokul açılmasına izin var, vakıflar geri verildi. Basına dahi Türkiye devleti destek verdi. Alkışlıyoruz tabii, beğeniyoruz bunları ama, “arkadaş bunu yapmadan da şuna müsaade etmiyoruz” Lozan’ın altına imza atan Türkiye’den de bunu bekliyoruz. Eksik papaz vardı. Sayın Başbakan geldi, papazlar hemen Türk vatandaşı yapıldı, ancak bunların hiçbiri Yunanistan’da gerekli şekilde alkışlanmıyor. Bu sebeplerden dolayı mütekabiliyet esasının çalıştırılmasını istiyorum.
Birlik beraberliğe çok ihtiyacımız var. Kendi içimizde birbirimizle uğraşacağımız yerde birbirimize her hususta destek çıkmamız lazım. Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum.
DEB Başkanı Mustafa Ali Çavuş:
Değerli konuklar, değerli Batı Trakya Türkleri, hepinizi şahsım ve partimiz adına saygı ve sevgi ile selamlıyorum. 29 Ocak milli direniş günümüz kutlu olsun. O zamanlar gururlu ve onurlu bir mücadele verilmiştir. Biz o günleri takip ederek gözlemleyerek büyüdük. 23 yıldan beri vatandaşlık haklarında çok az bir ilerleme sağlanmış, fakat azınlık haklarında hiç bir ilerleme sağlanamamıştır. Vatandaşlık haklarında sadece ehliyet ve tapu alabilmişiz. Bizi burada Lozan’da bırakanlar, bu devlete köle olarak çalışalım diye bırakmadılar. Bizler onurlu ve gururlu birer Batı Trakya Türküyüz. Bizler hep iyi niyetimizi koruduk, Yunan devletine karşı gerekli olan iyi niyeti sonuna kadar verdik. Ama soruyorum, bu iyi niyet nereye kadar?
Bütün büyüklerimiz birlik ve beraberlikten bahsediyor. Ben şunu söylemek istiyorum. Bizler yeniden yapılanmak suretiyle bu hak arama mücadelesini yeniden başlatmış bulunuyoruz. Hepimize hayırlı uğurlu olsun. İnanın ki halkımız verilen mücadeleleri unutmamışlar. Bizlere şunu söylüyorlar. Alın o bayrağı, yine geçmişte olduğu gibi mücadele verin. Biz de sizin arkanızdayız diyorlar. Hepimize hayırlı uğurlu olsun.
GTGB Başkanı Koray Hasan:
Değerli protokol, değerli Batı Trakya Türkleri. Hepiniz 29 Ocak etkinliğimize hoşgeldiniz. Batı Trakya Türkü 29 ocak 1988’de hak arama yoluna çıkmış, bıçak kemiye dayanmış ve bu azınlık tek yumruk halinde Gümülcine’de toplanmış ve bir yürüyüş yapmıştır. Bu gün Batı Trakya Türkünün milli günüdür, bir milattır. Batı Trakya Türkünün milli günü 29 Ocak’tır. Bunu nesilden nesile aktarmalıyız. Verilen mücadeleyi anlatmamız gerekir. Batı Trakya Türk Gençliği olarak içimizdeki inanç daha da derinleşmiştir. Bizler Batı Trakya Türk gençliği olarak eğer gerekirse ikinci bir 29 Ocak’a varız.
İTB Başkanı Ahmet Kara:
Saygıdeğer protokol, değerli Batı Trakya Türk Azınlığı mensupları. 29 Ocak milli direniş gününün önemini ve anlamını bizden küçüklere çok iyi anlatmamız ve o duyguları aktarmamız gerekir. Bunu anlatamazsak, bu günü anmak için bir daha burada insan da bulamayabiliriz. 29 Ocak’ların bir öncekiler gibi gerçekleşmesi için şapkamızı çıkartıp tekrar düşünmemiz gerekir. Bu konuları tartışmalıyız. Ama son dönemde tartışmıyoruz. Danışma Kurulumuz var. Danışma Kurulumuzda bazı konuları tartışmamız gerekir. Ama son dönemde tartışmıyoruz.
En önemli sorunlarıızın başında milli kimliğimizin inkârı meselesi gelmektedir. Bu sorun ortadan kaldırılırsa diğer sorunlar da yavaş yavaş çözülecektir. Üzerimizdeki ölü toprağını bir an önce üzerimizden atmak lazım. Bir an önce bizim toplumumuz, azınlığımızla ilgili alınan kararların bizim gıyabımızda alınmaması gerektiğini birilerine göstermemiz lazım. Biz burada varız, bundan sonra da var olmaya devam edeceğiz.
Son olarak şunu söylemek istiyoruz. Bizim şu anda belki de 29 Ocak 1988’den de daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. Bakın, hiçbirimiz ama hiçbirimiz kendi menfaatini gözetmeden sadece ve sadece Batı Trakya Türk Azınlığı’nın menfaatini gözetmelidir. Aksi takdirde biz bu kısır döngü içerisinde birbirimizle tartışmaya devam ederken, birileri bizim yerimize kararlar almaya devam edecektir. Hepinize saygılarımı sunuyorum.
Daha sonra Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği Başkanı Sami Toraman söz aldı. Toraman konuşmasında azınlığın baskılara dayanamadığını belirterek, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın dünyada antlaşmalarla bırakılmış tek azınlık olduğunu belirtti. Azınlık insanının Türklüğünden hiçbir zaman taviz vermeyeceğini ifade etti.
Daha sonra söz alan BTAYTD Başkanı Erkan Ruşen konuşmasında özetle şu hususları ifade etti:
29 Ocak Batı Trakya Türkünün milli kimliğinin ispat günüdür. Bunun neresi anormal, neresi suçtur. Bizler Türk olarak doğduk, Türk olarak yaşamaya devam edeceğiz. Bu hak arama mücadelemiz daima devam edecektir.
Son olarak GTGB eski başkanlarından Arif Hüseyinoğlu söz aldı. Arif Hüseyinoğlu bu etkinlikte özellikle politikacıların siyasi konuşmalar yapmasından dem vurarak, bu programda daha çok 29 Ocakların konuşulması gerektiğini ifade etti. Arif Hüseyinoğlu daha sonra katılımcıları 29 Ocak kahramanları adına bir dakikalık saygı duruşuna davet etti. Saygı duruşundan sonra konuşmasına devam eden Hüseyinoğlu 29 Ocak 1988 ve 1990 olaylarındaki tecrüblerini ve yaşananları aktardı.
Konuşmalardan sonra GTGB’ndeki program sona erdi.
İstanbul’daki etkinlikler
29 Ocak Mili Direniş Günü 24. Yılında Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği’nin düzenlediği bir dizi etkinlikle İstanbul’da anıldı.
29 Ocak 2012 Pazar günü Taksim Atatürk Anıtına Çelenk koyulması ile başlayan etkinlikler daha sonra İstanbul Cem Karaca Kültür Merkezinde devam etti. Kültür Merkezinde resim ve kıyafet sergisi düzenlenirken, günün anlamına binaen konferansta konuşmacı olarak Onur Öymen, Alaattin Büyükkaya, Hülya Emin ve Pervin Hayrullah yer alarak katılımcılara seslendi. 29 Ocak etkinlikleri BTTDD İzmit Şube Türk Halk Müziği korosu konseri ile sona erdi.
Almanya Witten Derneği’nin anma programı
Batı Trakya Türk Azınlığı’nın 29 Ocak Milli Direniş Günü Almanya’nın Witten şehrinde Witten Batı Trakya Türkleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin düzenlediği özel anma etkinlikleri ile kutlandı.
ABTTF üyesi Gütersloh Batı Trakya Türk Kültür ve Dayanışma Derneği, Lüdenscheid Batı Trakya Türkleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Duisburg Batı Trakya Türkleri Eğitim ve Spor Derneği ile Hollanda Batı Trakya Türk Kültür ve Dayanışma Derneği’nin katıldığı etkinliğe T.C. Essen Başkonsolosu Şule Özkaya ile Muavin Konsolos Müzeyyen Civan iştirak ettiler. 29 Ocak Anma Töreni’ne Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD) Genel Başkanı Hasan Özdoğan ile Witten Sultan Ahmet Camii Dernek Başkanı Veysel Arslan da katıldılar.
Açılış konuşmalarının ardından çocuklar, günün anlamı ile ilgili şiirler okudular. Ardından Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Halim Çavuşoğlu 29 Ocak olayları ile ilgili bir sunum yaptı. Devamında ABTTF’nin 29 Ocak belgesel gösterimi gerçekleştirildi.