Bir okuyucu gözüyle…
4 Eylül 2021 tarihinde arkadaşımız Necat Ahmet’in Millet Gazetesi’ndeki köşesinde kaleme aldığı “Kendi kanatların yoksa, ya düşmeyi öğrenecek ya da sahibine itaat edeceksin” başlıklı yazısını dikkatlice okudum. Başlığı ile içeriğini pek ilişkilendiremediğim bu yazıda kamuoyunu aydınlatmak adına açıklığa kavuşturulması gereken bazı hususlar olduğunu düşünüyorum.
Başlıkta kanatları olmayanların ya düşmeyi öğrenmesi ya da sahibine itaat etmesi gerektiği vurgulanmakta. Kanatları olmayıp, düşmeyi öğrenmeyenlerin sahibini, bir de yazının giriş kısmında yer alan “sözüm teoride kral olup, pratikte sınıfta kalanlara, masa başında konuşup sahada olmayanlara” ifadesindeki masa başında konuşan ama sahada olmayan ve pratikte sınıfta kalan bu ‘’muamma kralı’’ keşke bizlere daha şeffaf bir dille açıklasaydı. Kamuoyunu aydınlatmak adına daha faydalı olurdu diye düşünüyorum.
Yazının devamında % 0,5’lik kontenjandan yararlanarak vatandaşı bulundukları ülkenin üniversitelerine giden azınlık gençlerinin bir densiz televizyon sunucusunun ağzıyla “kaybedilen nesil” olarak nitelendirilmesini gerçeklikten çok uzak bir düşünce olarak gördüğümü belirtmek isterim. Tüm görüşlere saygı duymakla birlikte on beş yıl asimilasyona direnen gençlerle çalışan bir öğretmen olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, üniversite çağında kimse kolay kolay asimile olmaz. Çocuğumuz ilköğrenimini eğer bir de lise eğitimini azınlık okulunda tamamladıysa, vatan üniversitelerinde öğrenim görmenin kötü bir şey olmadığını, hatta başarılı bir eğitim yaşamı sonrası topluma çok faydalı hizmetler sunduklarını da müşahede ediyoruz. DEB Partisi Genel Başkanı Çiğdem Asafoğlu, BTAYTD Başkanı Dr. Hüseyin Baltacı gibi ülkemiz üniversitelerinden mezun olmuş, azınlık davasına katlı sunan ve bu hususta ciddi emek harcayan gençlerimiz var. Her biri ile gurur duyuyoruz. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bunların hiçbiri de “kayıp nesil” değildir. Tüm mesele aile içi eğitimi sağlam tutmakta ve çocuklarımıza ilk, orta ve lise eğitimlerini azınlık okullarında aldırabilmektedir. Azınlığa duyacakları aidiyet duygusunu geliştirmektedir. Ondan sonra mesele hangi ülkenin hangi üniversitesinde okuduğu ile alakalı değildir. İstisnalar nerede okursa okusun hep vardır ve olacaktır.
Gelelim devlet liselerinden mezun olup, vatandaşı bulunduğu ülkenin üniversitelerine girişte, aradığını ve hayal ettiğini bulamayıp anavatan üniversitelerine yönelen çocuklarımıza. Bu çocuklarımızın kaçta kaçı azınlık okullarında yer bulamadığı için devlet okuluna gitmiştir? Okullarımızın sayıca yetersiz olduğunu hatta İskeçe Azınlık Lisesi’nin fiziki koşullarının çağ dışı olduğunu peşinen kabul ediyor ve bu husustaki isyanımızı her platformda dile getiriyoruz. Ancak azınlık okullarına giden gençlerimize öteden beri kayıt ve harç ücretlerinde pozitif ayrımcılık yapıldığı bilinmektedir. Bu sebeple devlet okulunu tercih edenler bu gerçeği bilerek ve isteyerek tercih etmektedirler. Amaç burada daha iyi Yunanca öğrenerek, vatan üniversitelerinde okumak ki, bu düşünce de kanaatimce yanlıştır. Azınlık liselerinden mezun olanlar her iki tarafta da başarılı öğrenim yapabilmektedirler. Lakin hedeflere ulaşılamayınca ibre anavatana dönmekte ve sonrasında azınlık lisesine giden gencin sahip olduğu imkânlar talep edilmekte. Eğer burada bir haksızlık var ise, haksızlığı gidermenin yolu azınlık ortaokullarının ve liselerinin sayısını artırmaktan geçmektedir. Azınlık olarak topyekûn odaklanmamız gereken husus bu olmalı. Bu hususta yerel yönetimlerin inisiyatif alabileceklerini düşünüyorum. Belediye başkanlarımızın ısrarla bölgelerine bir azınlık ortaokulu ve lisesi talep etmeleri gerektiğine inanıyorum. Meselâ Yassıköy Belediye Başkanı hem bir hukukçudur, hem de yazarımızın “kaybedilen nesil” ifadesini de boşa çıkaran bir şahsiyettir. Konuyu Uluslararası Lozan Antlaşması, anayasal hak, ikili eğitim antlaşmaları ve yasalar çerçevesinde en hızlı irdeleyip, böyle bir talepte bulunabileceğine ve bunu sonuca götürebileceğine olan inancım tamdır. Böyle bir talep gerçekleşirse bizlerin de azınlık olarak, o belediye başkanının sonuna kadar yanında durmak boynumuzun borcudur.
Gençlerimiz ister anavatanda ister vatanda isterse dünyanın bir başka köşesinde okusunlar, yeter ki okusunlar. Nihayetinde ailelerine ve kendi toplumlarına sahip çıkacaklardır.
Son olarak eğitimi ciddiye alan kişilerle kurulacaksa bir yuvarlak masa, o masada yerim olsun isterim. Bu vesile ile velilerimizi bir kez daha çocuklarını azınlık okullarına göndermeye davet ediyorum. Azınlık okullarının azınlığın geleceği olduğu gerçeğini unutmayalım. Bu sebeple okullarımızı çocuksuz, azınlığımızı okulsuz bırakmayalım. Saygılarımla…
Aydın Ahmet
Öğretmen