Yunanistan’da Yükselen Irkçılık, Göçmen Sorunu ve Atina Müslümanları - 1
Araştırma-Röportaj: Cengiz Ömer, Abdullah ÇolakHazırlayan: Cengiz Ömer Yunanistan’da son yıllarda yükselen yabancı göç dalgasıyla birlikte ülkede önemli bir yab
Araştırma-Röportaj: Cengiz Ömer, Abdullah Çolak
Hazırlayan: Cengiz Ömer
Yunanistan’da son yıllarda yükselen yabancı göç dalgasıyla birlikte ülkede önemli bir yabancı göçmen nüfusu oluştu. İstatistikler, bunun büyük yüzdesinin Müslüman olduğunu göstermektedir. Günümüzde Yunanistan’da 600 binden fazla Müslüman’ın yaşadığı ifade edilmektedir.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch-HRW) geçen yıl Yunanistan ile ilgili yayınladığı raporda, Yunanistan yetkililerinin, göçmenleri sokağa çıkmaktan korkar hale getirecek kadar yükselen yabancı düşmanlığı (zenofobik) kaynaklı şiddet dalgasının önünü almakta başarısız kaldığını ifade etmişti.
Millet Gazetesi olarak Müslümanların Yunanistan’daki durumunu tespit etmek amacıyla Atina’ya giderek saha araştırması yaptık. Birçok göçmen STK temsilcileriyle yaptığımız röportajlar neticesinde edindiğimiz bilgiler, bizlere trajik ve bir o kadar korkunç bir tablo ortaya çıkardı. Pilot bölgesi olarak seçtiğimiz Atina’daki göçmenlerle ilgili ortaya çıkan manzara tam anlamıyla içler acısı olarak nitelenebilir.
Geçtiğimiz hafta Atina’da birçok önde gelen göçmen STK gruplarıyla görüştük. Bunlar; Yunanistan’daki bütün Pakistanlı Müslümanları tek çatı altında toplayan Yunanistan Pakistan Toplumu Birliği, en iyi örgütlenmiş Pakistan örgütlerinden biri olan ve İslâmı doğru şekilde tanıtma amacı güden Minhaj Eğitim ve Kültür Şirketi, Yunanistan Bangladeş göçmenlerini temsil ve himaye eden ve dinî hizmet de veren en büyük derneklerden biri El-Cebbar Derneği ve Afganlı Göçmenler Birliği.
Bu hafta, yaptığımız araştırma-röportajın birinci bölümünde, çalışmamıza ilişkin genel bir bilgilendirme/değerlendirme ve giriş mahiyetinde bir yazı sunuyoruz.
2000’li Yıllardan Bugüne Göçmenlerin Sorunları ve Irkçılıkla Mücadeleleri
2000’li yılların başlarından beri Yunanistan, Asya ve Afrika’dan yola çıkan belgesiz göçmenler ve sığınmacılar için Avrupa Birliği’ne ana giriş kapısı oldu. Yıllardır kötü idare edilen göç ve sığınma politikaları ve son zamanlarda yaşanan derin ekonomik kriz, başkentin demografik yapısını değiştirdi.
Özellikle Atina’nın merkezinde terkedilmiş binaları, meydanları ve parkları işgal eden ve aşırı yoksulluk içinde yaşayan geniş bir yabancı nüfusu bulunuyor. Suç oranındaki artış ve kentsel bozulmayla ilgili kaygılar, siyasi söylem kadar gündelik sohbetlere de hakim olan konulardan biri haline geldi.
İnsan hakları örgütleri hazırladıkları raporlarda, polis ve yargının göçmenlere yönelik giderek artan saldırıları önlemek ve cezalandırmakta nasıl başarısız kaldığını belgeliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü 2012’de, şiddetin bariz kalıplarına ve giderek arttığına dair kanıtlar bulunmasına rağmen, polisin mağdurları korumak ve failleri yargılamak yönünde etkin bir tavır alamadığını tesbit ettiğini açıklamıştı.
Bugüne kadar yapılan araştırmalar ve Millet Gazetesi olarak yaptığımız yerinde çalışma ve röportajlar neticesinde topladığımız bilgi ve bulgular, yetkililerin önleyici bir asayiş stratejisi geliştirmediklerini gösteriyor. Bu yetmezmiş gibi mağdurların da resmen suç duyurusunda bulunma konusunda gözü korkutuluyor ve hatta bizzat şiddet uyguluyor. Yunanistan'ın 2008 tarihinde yürürlüğe soktuğu nefret suçu yasası temelinde henüz ceza almış hiç kimse bulunmuyor.
Yunanistan’a göç eden Pakistanlıların bir çatı altında örgütlendikleri sivil toplum kuruluşu olan Pakistanlı Göçmenler Konfederasyonu ve Minhaj Eğitim ve Kültür Şirketi’nin temsilcilerinin ifadelerine göre, göçmenlerin vatandaşlık, oturum ve çalışma izni almak için yaptıkları başvuruların karşılık bulmadaki zorluklar devam ediyor. Devlet bu güne kadar sadece 500 kadar Pakistan göçmenine vatandaşlık vermiş bulunuyor. Bu konuda binlerce başvurunun yapıldığı, ancak bürokrasinin göçmenlerin başvurularını yavaştan alması yüzünden birçok zorlukla karşılaştıklarını ve yıllardır cevap beklediklerini öğrendik.
Atina’daki bu Müslüman toplulukların hayatlarını tehdit eden ırkçılıkla mücadeleden sonra en büyük sıkıntıları, bayram ve Cuma namazları gibi toplu halde ibadet yapabilecekleri geniş mekânın eksikliği, cenazeler konusunda çok büyük zorluklar çekmeleri, dolayısıyla mezarlık ile cami sorununun acilen çözüme kavuşmasıdır. Bu sıkıntılara, yazı dizimizin ikinci bölümünde ayrıntılı bir şekilde değineceğiz.
SOKAĞA ÇIKMAKTAN KORKUYORLAR
İnsan Hakları İzleme Örgütü Batı Avrupa araştırmacısı Judith Sunderland geçen yıl hazırladığı raporunda, "Savaş bölgelerinden gelmiş kişilerin Atina'da geceleri saldırıya uğrama endişesiyle sokağa çıkmaktan korktuğuna” dikkat çekerek "ekonomik kriz ve göç, Yunanistan'ın sosyal dokuyu yıpratan bu şiddetle başetmekten geri durmasının mazereti olamaz" demişti. Üzülerek söylemek gerekir ki Yunanistan hâlâ bu konuda ilerleme kaydetmiş değildir. Devlet, göçmen sorununu insan haklarına uygun bir şekilde halletme yollarını bulmaktan aciz ve daha çok isteksiz bir tavır sergiliyor.
İnsan hakları örgütleri, derin bir ekonomik kriz içindeki ülkede, yıllar boyu kötü yönetilmiş göç ve sığınma politikalarının da etkisiyle, Yunan çetelerinin Atina’nın göbeğinde ve ülkenin diğer bölgelerinde sığınmacı ve göçmenlere irkiltici bir süreklilikte saldırdığını açıkladılar.
Araştırmalarda Ağustos 2009 – Mayıs 2012 arasında şiddete uğramış kişilerle yapılan görüşmelerden elde edilen verilere göre göçmenlere yapılan saldırıların 51 tanesi ciddi saldırılardı ve mağdurların arasında ikisi hamile kadınlar olmak üzere, dokuz farklı uyruktan göçmen ve sığınmacılar yer alıyordu.
Mevcut veriler ve sokak ve göçmen mahallelerinde yaptığımız görüşmelerde göçmenlerin ifadelerine göre, saldırıların çoğu geceleri, kent meydanlarında ya da meydanın yakınlarında meydana geliyor. Saldırganlar gruplar halinde hareket ediyorlar ve genellikle koyu renk giysilerle, yüzleri kumaş veya kaskla gizlenmiş olarak dolaşıyorlar. Kimileri saldırı mahalline gelişlerinde ve kaçarken motosiklet kullanıyor. Kaba yumrukla darp vakaları ender olmamakla birlikte, saldırganların sıklıkla silah niyetine sopa ya da bira şişeleri kullandığı da oluyor. Saldırıların çoğunda hakaretler ve Yunanistan’ı terk etmeleri yönünde uyarılar dayağa eşlik ediyor ve bazen saldırganlar kurbanın eşyalarını da çalıyor.
YETKİLİLER NEDEN HÂLÂ DURUYORLAR?
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün de tespitlerinde olduğu gibi, göçmen grupların örgütlendiği değişik sivil toplum kuruluşunun başkan ve temsilcileriyle yaptığımız görüşmelerde bizlere Yunanistan’da meydana gelen onlarca ciddi saldırıdan sadece bazılarının medyada yer aldığını, ancak açıklanmamış sayısız saldırının hiç haber olamadığını belirttiler. İfadelere göre, saldırıya uğrayan göçmenler belgesiz göçmen olduğu için polise gitmeye korkuyor; ayrıca, bir işe yarayacağına da inanmıyorlar. Onlara göre; “Yetkililer durumu biliyorlar, bütün sorunların farkındalar. Neden hala duruyorlar? Bazı kurallara ihtiyaç var. Büyük adımlar atılmalı. Bu ülkenin buna ihtiyacı var ve bu ülke bunu hak ediyor.”
İnsan Hakları Örgütleri, Başbakan Antonis Samaras'ın kurduğu yeni hükümete yabancı düşmanlığı saikli şiddeti önlemek üzere acil adımlar atması için çağrıda bulunuyor. Araştırmalarımız Avrupa Birliği’ne bu konuda önemli bir rol düştüğünü gösteriyor. AB kurumları Yunanistan’daki yabancı düşmanlığıyla bağlantılı şiddet olgusunu yakından incelemeli ve Yunanistan yetkililerine bu sorunla mücadele etmeleri için malî ve teknik yardım da dahil olmak üzere, somut destek sunmalıdır.
İnsan hakları örgütleri son saldırılarla ilgili olarak aralarında aşırı sağ parti Altın Şafak üyelerinin de bulunduğu bir dizi tutuklamanın genel kurala dönüşen polis ataletinin olumlu bir istisnası olduğunu söylüyor. Her ne kadar 2006 tarihli bir bakanlık genelgesi polisin ırkçı suçlar hakkında özel dikkat göstermesi gerektiğini belirtse de, mağdurlar polisin kendilerini suç duyurusunda bulunmaktan caydırdığını anlattılar.
Bugüne dek hiç kimse 2008 yılında yürürlüğe giren ve suçun işlenmesinde ırkçı saik bulunmasını ağırlaştırıcı sebep olarak tanımlayan kanun uyarınca hüküm giymiş değil. İki erkek ve bir kadının Afgan bir sığınmacı olan Ali Rahimi’yi bıçaklamak suçuyla yargılandığı, dönüm noktası sayılabilecek dava Eylül 2011’de başladı. Dava altı kez ertelendi ve Eylül 2012’de görülecek bir sonraki duruşmada savcının ırkçı saik unsuruna dayanarak yasanın öngördüğü en ağır cezayı isteyip istemeyeceği hala belirsiz. Davalı kadın son genel seçimde Altın Şafak biletiyle aday oldu ancak kazanamadı.
Altın Şafak gibi milliyetçi, aşırı sağ partiler son yıllarda büyük ölçüde göçmen karşıtı hassasiyetleri sömürmek yoluyla güç ve popülerlik kazandılar. 2010 yılında Atina kent meclisinde bir koltuk kazanan Altın Şafak partisi, Haziran 2012 ulusal seçimlerinde ilk kez Parlamentoya girecek kadar oy kazanabildi. 300 koltuktan 18 tanesini aldı.
HER ŞEYE RAĞMEN YUNANİSTAN’A OLUMLU BAKIYORLAR
Yunanistan’daki Pakistan Göçmen Teşkilatları Birliği (Pakistanlı dernekler federasyonu) yetkililerinin ifadelerine göre 17 Ocak 2013’te meydana gelen acımasız ve hain bir saldırı sonucunda 27 yaşındaki Sahzat Lokman isimli genç bir Pakistan’lının 17.01.2013’te işe giderken sırtından bıçaklanarak katledilmesi üzerine yapılan incelemeler neticesinde faillerin Altın Şafak üyesi oldukları tespit edildi. Bunlar yargılanarak hapse gönderildi. Bu olay gösterdi ki, Altın Şafak Örgütü Yunanistan’da özellikle Müslüman göçmenler için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Altın Şafak, artık hayatları tehdit eden bir teşekkül olarak kendini göstermektedir. Bu olayın gösterdiği bir diğer nokta ise, Yunan adaletinin artık ırkçılıkla mücâdele meselesine daha ciddi eğilmeye başladığıdır.
Pakistan Toplumu Birliği Başkanı Melik Abdülmecit ve yardımcısı Cavit El-Aslam, gazetemize ülkede yaşamanın zorluğunu ve göçmenlerin inanılmaz yaşam koşullarını anlattı. Onlara göre ülkede 90 bine yakın Pakistanlı Müslüman göçmen yaşıyor. Aynı bilgiyi bir başka büyük Pakistanlı teşekkül olan Minhaj Derneği’nden de aldık. Minhaj Derneği Başkanı Rana Khan Muhammed Waqar da ülkedeki derin krizin çıkardığı zor yaşam şartları ve yükselen ırkçılığa rağmen olumlu bakmaya ve her şeye rağmen hayata tutunmaya çalıştıklarını belirtti.
Bu dernek başkanlarının amaçlarını, dertlerini ve Yunanistan’da tutunma öykülerini yazı dizimizin 2’ci bölümünün yer alacağı gelecek sayımızda ele alacağız.