Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz…
İnsan, yapısı gereği yalnız başına yaşayamaz. İnsanlarla bir araya gelerek toplumları ve ulusları oluşturur. İnsanı insan yapan en önemli hususlardan birisi onl
İnsan, yapısı gereği yalnız başına yaşayamaz. İnsanlarla bir araya gelerek toplumları ve ulusları oluşturur. İnsanı insan yapan en önemli hususlardan birisi onların birlik ve beraberlik içinde yaşamasıdır. Her türlü ihtiyacını tek başına giderecek, hiçbir insana muhtaç olmayacak, büyük sıkıntılardan ve belalardan sadece kendi imkânları ile kurtulacak hiçbir insan yoktur. Her insan, zaman zaman başka insanların yardımına, desteğine ihtiyaç duyar, dayanışmanın verdiği güçle, en zor işlerin üstesinden bile gelir.
Toplumları yaşatan, ilerleten ve yükselten birlik ve beraberliktir. Birlik ve beraberlikten yoksun olan toplumların, dünya toplumları arasında istenilen yerini almasına imkân yoktur. Eskiden beri birlikteliğin, dayanışmanın önemi anlaşılmış ve bu konuda çeşitli özlü sözler söylenmiştir. Özellikle Türk atasözleri arasında çok önemli bir yere sahip olan "Yalnız taş duvar olmaz", "Bir elin nesi var, iki elin sesi var", "Tek ağaçtan orman olmaz" gibi sözler, birlik ve beraberliğin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Gerek günlük hayatımızda gerekse de toplumsal hayatımızda bu birlikteliğe çok önem vermemiz gerekir.
İnsanlar daima birbirine muhtaçtır. "Ben kendime yeterim" diyen insan büyük laf etmiştir. Evet, belli bir süreliğine insan kendisine yetermiş gibi hissedebilir, ancak öyle bir zaman gelir ki, yanımızda birileri olmadan, birilerinin desteği ve yardımı olmadan tek başımıza bir (HİÇ) oluruz. İnsanlarının ortak düşünce ve değerlere sahip olmadığı bir toplumun uzun süre varlığını devam ettirmesi çok zordur. Özellikle dışarıdan gelecek tehlikelere karşı bütün halk birlik içinde olmazsa, büyük kayıplar yaşayabilirler. Oysa ortak değer ve düşünceleri olan insanlar, birbirine sımsıkı bağlıdırlar. Birbirinin gücünden güç alarak her türlü zorluğa karşı durabilirler.
Ne var ki, söz konusu birlik ve beraberliğin sağlanması için o toplumda yaşayan herkese bir takım görevler düşmektedir. Bu görevlerin başında, herkesin kendi çıkarlarını bir yana bırakıp, toplumun çıkarlarını ön plâna alarak bunların gerçekleşmesi için çalışması gelir. Her birey, karşısındakini “öteki” olmaktan çıkartıp, kendinden kabul etmeli, herkesi olduğu gibi benimseyip, değişmeye zorlamadan, ikiyüzlülüğe mecbur kılmadan kabullenmelidir.
Batı Trakya Türkleri, birey ya da kurum ve kuruluşlar olarak birbirlerini rakip değil, dost olarak görmelidir. Hele hele birbirimize karşı hiçbir zaman ön yargılı davranmayalım, yargısız infazlardan kaçınalım. Kişileri şaibeli göstermekten vazgeçelim. Birbirimizin aleyhinde tavır koymayalım. Haksız yere kimseyi karalamayalım. Yıkıcı değil yapıcı olalım.
Bir başka ifade ile birbirimizi destekleyip yüceltmek için çaba harcayacağımız yerde, bunun tam aksine birbirimizin altını oymaya, kuyusunu kazmaya, birbirimizi aşağılamaya özen göstermemiz galiba huyumuzdan kaynaklanmaktadır.
İster huyumuzdan, ister suyumuzdan olsun biz bugüne kadar insanlarımızın böyle ayrışıp dağılmalarının sebeplerini hiç ciddi olarak düşündük mü? Tespitler yaptık mı? Azınlığımız bu hale nasıl geldi? Nasıl getirildi? Bu bozguncu zihniyet nasıl kökleşti? Toplumumuzun sosyal yaşantı ahengi nasıl yıkıldı? Manevi varlığı nasıl soyuldu? Azınlık fertleri dinden, imandan nasıl uzaklaştırıldı?
Anlayış ve kavram farklılıklarımızın azınlığımızın menfaatleri çerçevesinde mütalaa edilmesi, milli, dini ve toplumsal yapımıza zarar verilmemesi için çok dikkatli bir üslup kullanılması zaruridir. Günümüzün hassasiyetlerini de dikkate alarak hareket edilmesi daha bir önem arz ettiğinden konuşmalarımızda, yazılarımızda aynı duyarlılığı paylaşmamız gerektiğini düşünüyorum.
Azınlığımız artık beraber olmanın herkesi güçlü kılacağını kavranmalıdır. Güç birliği ile birçok şeyin başarılması mümkündür. Atalarımız bunu “Bir elin nesi var iki elin sesi var” deyişi ile çok güzel anlatmışlardır. Toplum düzeni, birlik ve beraberlikle sağlanır.
Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde, birlik ve beraberlik içinde yaşamanın toplum hayatı bakımından ne kadar önemli olduğunu, birliğin temin edilmemesi halinde sosyal bünyede nasıl huzursuzluklar çıkacağını, toplumu bir insan vücuduna benzeterek anlatmak istemiştir. Bazı organları hasta olan bir insanın vücudu nasıl zayıf ve güçsüz düşerse; düşmanlıkların yaygınlaştığı, birlik ruhunun kaybolduğu toplumlar da öyle güçsüzleşirler. Bu da düşmanın işine yarar.
Bir milleti, bir toplumu içten yıkmak isteyenler, inanç, ahlâk ve milli değerleri yok etmeyi ilk hedef olarak seçmektedirler. Önce, o toplumu meydana getiren fertler arasında ayrılık tohumları ekerek onları birbirine düşürürler. Böl, parçala, yönet misali birlik beraberliklerini bozarlar. Tıpkı azınlığımız üzerinde yıllarca oynanan ayak oyunları gibi. Maddî ve manevî güçlerini kardeşlerine karşı kullanan ve düşmanlarını unutanlar kolayca başkalarına yem olurlar. Bu gerçek öteden beri bilindiği için, dünyaya hükmetmiş nice büyük devletler, düşmanları tarafından önce içeriden parçalanmış, sonra yıkılıp tarihten silinmişlerdir. Söz konusu uygulamaların sonucu değil midir ki, 90 küsur yıldır cereyan eden tarihi olayların hırpalaması ve devlet politikası çizgisinde hareket eden Atina hükümetlerinin (Hangi parti iktidar olursa olsun, hiç fark etmez) uygulamaları baskısının etkisiyle bugünlere sinik, ezik, içine kapanık ve sessiz bir toplum olarak geldik. “Böl, parçala, yönet” taktiğiyle yıllardır yönetilen azınlığımız, bu taktiğin kıskacından kendini hâlâ kurtaramadı. Kısır bir döngü içerisinde yerimizde saymaktan bir türlü kurtulamadık.
Velhâsılıkelâm bilinmelidir ki, dayanışma ruhu ile hareket ederek, birlik ve beraberliğini sağlayan toplumlar, giriştikleri her mücadelede sosyal, ekonomik, eğitim gibi her alanda başarıya ulaşmışlardır. Birlikte çeşitlilik olduğunu değil “çeşitlilikte Birlik” olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Ve şunu da hiç unutmayalım: Dünyada birlik ve beraberlik içinde hareket etmeden başarıya ulaşmış ne bir aile, ne bir toplum vardır. Hatta bir devlet bile yoktur!
Şu gerçeği de hiç unutmayalım: Milletleri, toplumları ayakta tutan millî ve manevî değerlerdir. Bu değerler, toplumların birlik beraberlik ve toplumsal dayanışma içerisinde yaşamasını ve milli kimliğiyle tarih sahnesinde yer almasını sağlamaktadır.
Kendi değerlerine sahip çıkmayan, başka milletlerin değerlerini taklit etmeye özenir; bunun sonunda da dünya coğrafyasından silinip giderler. Azınlık ve vatandaşlık sorunlarımızın çözümü için Hak Arama Mücadelesi’ne birlik - beraberlik içinde gereken önemi ve önceliği verelim. Zira birlik ve bütünlüğü bozulmuş bir toplum, ileride telafisi imkânsız zararlarla karşılaşabilir.
Azınlığımızın yükselmesi, bizlerin birlik ve beraberlik içinde bulunmamıza bağlıdır. Bu nedenle birliğimizi ve dirliğimizi zedeleyen, fitneyi, fesadı, nifakı, dedikoduyu ve hasmane duyguları kesinlikle bırakmamız lazımdır. Her azınlık ferdinin toplumsal dayanışmaya sıcak bakan, hoşgörülü, affedici, sevgi ve saygı kurallarını ihlâl etmeyen, verdiği sözde duran, kısacası insanî değerleri yaşamında uygulayan kişi olması lâzımdır. Kardeşlik, birlik-beraberlik duygularımızı şeddeli bir hale getirmemiz gerekmektedir. Bir olalım, iri olalım ve diri olalım!
Noktalayalım: “Gücümüzü birleştirelim birlik olmak zulmü boğar, birlik olanların üstüne gökten nur yağar.”
- Asım ÇAVUŞOĞLU