Hz. Peygambere yapılan bu hakaret, onun gelmekte olduğuna delâlet eder
Hz. Muhammed bir peygamberdir. Hem Nebi ve hem de Resuldür. Son peygamberdir; evrensel peygamberdir, en mütekâmil-gelişmiş ve tüm insanlığı kucaklayan bir dini,
Hz. Muhammed bir peygamberdir. Hem Nebi ve hem de Resuldür. Son peygamberdir; evrensel peygamberdir, en mütekâmil-gelişmiş ve tüm insanlığı kucaklayan bir dini, İslam’ı o getirmiştir.
Diğer iki dinden yani Hıristiyanlıkla Yahudilkten farklı olarak İslâm, ahiretle dünyayı birleştirmiş, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, hemen yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışmayı emretmiştir. İslam, beşeri sistemlerden de farklı olarak hem bireyi ve toplumu, hem de fert ile devleti bir ve beraber olarak dengede tutmuş, alış-veriş-ticaret ve kâr helâl ve serbest, faiz ise haram ve yasaktır, demiştir.
Hz. Muhammed’in getirdiği dinin sadece Müslümanlara değil, insanlığa ve tüm alemlere rahmet olduğunu, bu Rönesans medeniyetinin insan, hayvan, bitki ve cansız varlıklara yaptığı sömürü zulmünden sonra çok daha iyi anlamaktayız. Çünkü bugün biz, rahmet değil, belki bir gazap olan yanlış bir anlayış ve uygulama ile karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz. Bu yanlışlar sebebiyle doğal, tabii, fıtrî ve ilahî olan kanun ve kurallar terkedilmiş, böylece tabiata ters düşülmüştür.
Bu sebeple de sanki insanlar, insanî sıfatlarını bırakmış, bir basamak aşagıya inerek dört ayklıların yaptığı şeyleri yapıyorlar. Biz, Müslümanlar olarak, kendi inandığımız Peygamberimiz Hz. Muhammed’den farksız bir şekilde Yahudilerin Peygamberi Hz. Musa’ya ve Hıristiyanların Peygamberi Hz. İsa’ya inandığımız halde bu dünyanın merkezi olan güya medenî alemde Hollywood yapımı rezalet filminin oynatılmasını başka türlü izah etmek mümkün değildir.
Evet, bu Rönesan medeniyeti, insanları insanlıklarından çıkarmış, onları hayvanlaştırmış, insanî ruhlarını soyup almış sadece ve yalnız dört ayaklılarda olduğu gibi, onun bedeni kalmış ve bugün iki ayaklıların ürettiği bir medeniyet ile karşı karşıyayız, yoksa bu rezalet hakaret başka türlü açıklanabilir mi?
Bu medeniyet, ateşin içinde yanmakta olan bir kuzuyu, iyi ve çok güzel bir haber buldum diye sevine sevine çekimde bulunan, acıma duygusunu yitirmiş, şefkatsiz ve merhametsiz iki ayaklı bir kameraman üretmiştir. İşte tüm insanlar da, insanlığını kaybetmiş, aklını, fikrini, zikrini inanç ve imanını, şefkat ve merhametini kaybetmiş bu kameraman gibi olmuşlardır. Yoksa bu rezalet hakaret nasıl yorumlanabilir? Arakadaşlarının kendisini nefes almadan dinledikleri, mallarını ve canlarını hiç düşünmeden feda ettikleri insanlık aşığı güzel insan, eşsiz insan, Rabbanî ve İlahî insan, Peygamber ve Resul insan, Hz. Muhammed gibi bir kişiliğe hakaret etmek, tüm insanlığa hakaret etmek demektir.
İnsanı, sadece bir canlı kabul ederek, ona biyonik insan diyen, onu iki ayaklı sayarak, dört ayaklılara benzeten, insan hayatı için, toplum hayatı yaşayan arılar ve karıncaları örnek alan böyle bir medeniyetten ne beklenir? Hayvanlar, ahırlarında yiyip içtikleri kap-kaçakların ve yemliklerin içine pislemezler mi, işte bu hakaret de nimete, saadete, huzur ve mutluluğa pislik atmaktan başka bir şey değildir. Yoksa bu rezalet filmi başka türlü nasıl yorumlanabilir?
Ey Yahudi, Hıristiyan ve ateist inançsız dünya, yok yok yahudi ve hıristiyan değil, Kuranın ifadesiyle bunların arasında da var iyi insanlar, (3/113-115, ayetlerini okuyunuz), o zaman ey siyonist, teslisçi ve inkarcı-münkir alem, şunu biliniz ki, sizin dünyada da öbür dünyada da huzur ve mutluluğunuz bizim elimizdedir. Zira insan merkezli bir dünya safsatasını terk ediniz. Din ile bilimi birleştirmiş bir dünyaya geliniz.
Sizin bulup kurduğunuz bu mektep, medrese, kışla, fabrika, para, banka, kredi ve demokrasi dediğiniz yönetim şekli ve meclislerin şekli ve işleyişi… Bütün bunlar eksik, aksak ve yanlışlarla doludur. Zaten yapay sınıflar ihdas edilip karşılıklı savaş düzeni ve zeminine oturtulan bu yapı, bizzat kandisi, dünyada bu zavallı insanı huzursuz-mutsuz ve umutsuz yapmıştır. Onun için bu medeniyet, insanı, birey ve toplumu, fert ve devleti tüketmiştir. Kendisinin de ömrü bitmiş ve bitmek üzeredir. İşte bu konudaki sıkıntı da zaten buradan doğmaktadır. Bundan sonra ne olacak ve nasıl olacak?
Ey insanlık, ben size söyleyeyim ne olacağını: Hz. Muhammed’in öğretisi canlanacak, onu ve onun getirdiği dini temsil ve tebliğ etmekle görevli inanan mümin kişiler, dini, düşünceyi ve uygulama görevlerini yerine getirecekler. İşte bu hakaretler, din ve İslâm korku, fobi ve düşmanlıkları bunun için yapılmaktadır. Bu hakaretler, gelmekte olan bu mevsime ve gelmekte olan 3. YOL MEDENİYETİ’nedir. Ama şunu herkes bilsin ki, bu medniyette hiçbir kimseye saman çöpü kadar bir baskı yapılmayacaktır. Asla ve kesinlikle mahalle baskısı da olmayacaktır. Dileyen inansın, dileyen inanmasın (18/ 29) temeline dayanan bir düzende günah işlemek de serbesttir. Zira bu ayete göre inanmama yani kafir olma bile serbest bırakılırken, hangi günah küfürden daha büyük olabilir. Onun için dini yasaklar tamamen kişilere ait olup düzenle alâkası yoktur. Düzen ise Hz. Muhammed’in Medine’de yaptığı gibi grupların, kesim ve kısımların sözleşmelerine dayanarak gerçekleşeceği için vatandaşlar verdikleri sözü tutacaklardır. Bir yerde yasak olan başka bir yerleşim biriminde serbest olabilir. Tercih tüm vatandaşların olacaktır. Yani 3.Yol Medeniyeti, bugünden daha çok özgürlükçü, daha insanî ve daha adaletli olacaktır. Çünkü biz hiçbir kimsenin yarın Allah’ın huzuruna mazlum olarak çıkmasını istemiyoruz. O nedenle ne tür olursa olsun hiçbir baskı yapılmayacaktır. Sadece insanlar verdikleri sözlerini yerine getireceklerdir.
Kutsallara hakaret edenlerin, en yakın ve kısa bir zamanda hor ve hakir olarak tükenmeye mahkûm olacaklarına inanıyoruz.