İman ile küfrün çağdaş manaları, ilim-din ilişkisi ve durumları
İMAN İLE KÜFRÜN ÇAĞDAŞ MANALARI İman kelimesi, Arapça eman ve emanet kökünden gelir. Araplar yürümesi, koşması ve hizmeti güvenli olan deveye “el-emun” derler.
İMAN İLE KÜFRÜN ÇAĞDAŞ MANALARI
İman kelimesi, Arapça eman ve emanet kökünden gelir. Araplar yürümesi, koşması ve hizmeti güvenli olan deveye “el-emun” derler. (Kamus, IV, 550).
Buna göre iman demek, karşıdakini tanıyıp kabul edip onun varlığına zarar vermemek demektir. Hatta bu anlamda bir devletin, bir devleti tanıyıp aralarında diplomatik faaliyetler yapması her türlü alış-verişler gerçekleştirmeleridir.
İmanın çağdaş anlamına gelince, bu da, bir müminin Allah’ın kurduğu kâinat düzeninde yer küresi fabrikasında işçi olarak çalışmayı kabul edip bu fabrikanın sahibinin tüm işçilerle yapmış olduğu iş ve çalışma sözleşmesi metnine (yani Kuran-ı Kerim’e) uymayı kabul edip ve bu minval üzere hareket eden kimsedir, diye bir açıklama getirilebilir.
Çünkü din, bir bütün olması dolayısıyla, itikad-iman, ahlak, ibadet ve muamelat bileşenlerinin bir bileşkesi olmasıyla aynı bir vücuda veya organizmaya benzemektedir. Un helvasında olduğu gibi, ibadetlerin dışındaki dini hayat ise bir bileşim olup bileşenler, bilimsel olarak sebeplere dayandığından İslam düzeni, aynı vücudu gibi, bilime tabidir.
O sebeple İslam ekonomisi, İslam hukuku, İslam yönetimi ve buna benzer toplumla ilgili tüm alanlar, dini olmaktan ziyade bilimseldirler ve görünürde bulunan illet ve sebepler, neticeleri ve insanların hareket ve davranışlarını meydana getirir.
Küfür ise örtmek manasına olup tanımamak, kabul etmemek ve dolayısıyla bu düzenin Allah tarafından kurulup çalıştırıldığına ve insanların bu dünya düzeninde Allah’ın koyduğu kanun ve kurallarla çalıştığı ve çalışması lâzım geldiğine inanmamak ve kabul etmemek, yani Allah’ın kurduğu fabrikada işçi olarak ve onun iradesine uyarak çalışmayı kabul etmeyip reddeden kimseye de kâfir denir.
ZAMANIMIZDA İLİM İNİŞTE DİN İSE ÇIKIŞTA
Hem ilim, hem de din, sağ ve sol ayak kadar insan için gereklidir. Ayaklarımızın her ikisi de bisikletin iki ayağı kadar birbirinden yardım alır. Onun için ilim dinsiz, din de ilimsiz olmaz. Zira tek ayaklı insan, yürüyemez ve koşamaz. Ama bu hayat, tek ayaklıdır. Onun için de hastadır.
İşte bizim biricik amacımız, bu hastayı tedavi etmektir. Hastayı iyi etmek, önce teşhis, sonra da tedavi etmek gerekir. Bu milletin ve devletin, hatta tüm devletlerin ve tüm milletlerin, İslam âleminin ve bütün insanlık âleminin hastalığı dinsizliktir. İnsan merkezli bir dünya yok ve olmaz. Allah merkezli bir küre ve Allah merkezli bir kâinat var. Varlık sadece bilime dayanırken, insan denilen mahlûk hem bilime ve hem de dine dayanır.
İlim, ‘alem’den gelir, yol gösterir, nasıl yapılacağını öğretir; din ise ‘deyn’den gelir, borçlanma demektir, karşılıklı olarak ne ve neler yapılabileceğini gösterir.
İnsan ruh ve beden sahibi olduğu için, onun bileşkesidir, bilim ile din. Bugün din bulunmadığı için yeryüzünde insan dertlidir.
Dini de bilimi de koyan Allah’tır. Onun için din ile bilim, insanın iki ayağı, hem iki kolu ve iki kanadıdır. Zira ruh ile bedenin dayanağıdır, Yalnız bazı kardeşlerimiz, istek ve arzuları, hatta heva ve heveslerini ilâh edinmişler, ilimde duyulara ve tecrübeye, dinde de kuran ile Sünnete dayanacakları yerde, kimisi yalnız aklına veya sadece işkembeye dayanıyor. İşkembeden desteksiz atmak olmaz bu dünyada, zira her şey ve her şey kendiliğinden mutlaka bir sebebe dayanır…
Biz bunları söylüyoruz, çünkü bu, bizim bir görevimiz, eğer söylemezsek “emr-i bilmaruf ve nehyi anilmünker (iyiliği emreder, kötülükten alıkoymazsak)” yapmazsak, hem dünyada ve hem de ahirette ceza yeriz. Bizden söylemesi ve herkese düşen de dinlemesi ve hayata geçirmesi… Çünkü ayette Allah, rahmetli Mehmet Akif’in diliyle yani tercümesiyle şöyle buyuruyor:
“Aramızdaki beyinsizler yüzünden bizi de helâk eder misin, Allah’ım…” (Araf 7/155)