İSLAM’DA (3. YOL MEDENİYETİNDE) ŞEHİRLEŞME ESTETİĞİ
Daha önceki tanıtım yazılarımda İslam’ın geometrik, simetrik ve hatta teorik ve pratik taraflarının bulunduğunu söylemiş, namaz ve zekâttan-yani vergilerden örn
Daha önceki tanıtım yazılarımda İslam’ın geometrik, simetrik ve hatta teorik ve pratik taraflarının bulunduğunu söylemiş, namaz ve zekâttan-yani vergilerden örnekler vermiştim. Bunu şimdi burada tekrar dile getirmemizin sebebi ise Allah’ın bizden olan istek ve arzularını tam yaptığımız takdirde insan olarak toplumda fert ve devlet veya devlet millet dengesini sağlamışsak ekonomik, sosyal, siyasal ihtiyaçların yanında estetik-güzellik ihtiyaç ve faydaları da toplumun kültür birliği sayesinde kendiliğinden meydana gelir. Maalesef bugün insan davranışlarında ve ürettiği göze güzel görüntü vermesi gereken şeylerde bu estetiği görmek mümkün değil demeyeyim, ama zordur.
Aslında estetik, felsefenin bir dalı olup güzelin ve güzel sanatların doğasını inceler. Her konuda söylediğimiz gibi estetik de Allah’ın yaratığı bir var oluştur. Ama estetik duygusu, ihtiyacı ve bu ihtiyacın tatmin edilmesi diğer ihtiyaç ve tatminlerle beraberdir. Bizce estetik sadece sanatsal alanda değil, belki bu günkü dünyada W.W.F. Hegel’in etkisiyle, estetik daha çok sanatsal güzelliği ve sanatın anlamını araştıran bir disiplin haline gelmiş olabilir. Fakat şunu herkes bilmelidir ki, estetik bütün duyularda vardır. Ses, söz ve göz estetiği, düşünme, uygulama, bireyin ve toplumun estetiği… Yani Allah’ın yarattığı her şeyde bir estetik vardır.
Ses ve sözlerde estetik derken hemen aklımıza gelen ifrat ve tefrittir. Siz konuşmalarda olsun şarkı ve türkü icralarında olsun en alt petsen en üst tize çıkıldığını gördünüz mü? Siz meteorolojide, havanın sıcak ve soğuk olaylarında bugün eksi 40 derece iken ertesi gün artı 40 derece olduğunu gördünüz mü? İşte biz onun için eşyanın tabiatında hangi yönden olursa olsun aşırılık bulunmadığı kanaatindeyiz. Onun için tüm olaylarda tedric, yani derece-derece, azar-azar, yavaş-yavaş olma, gitme ilerleme değişmez bir prensiptir. İşte bu da Allah’ın yaratıp koyduğu bir kanundur.
Sesler öyle olmalı ki, harfler ve kelimeler kulağı tırmalamamalı tam tersine hoş gelmeli… İşte buna kulak-ses estetiği derler. Haliyle kulağı tırmalayan harfler ve kelimeler estetiği giderir. Mesela bazı harflerin yan yana gelmesinden veya birbirine yakın bulunmasından dolayı telaffuzun güçleşmesine harflerin tenafürü-kulağa hoş gelmemesi denir. Yani kulağa hoş gelmeyen harflerin bir arada bulunana denir. Nabi’nin “”Letafet kat kat olmuş arızında nesterelenmiş” mısraındaki “nesterelenmiş” kelimesi gibi.
Kelimelerin tenafürü ise kulağa hoş gelmeyen kelimelerin bir arada bulunmasıdır. Mesela Amitli Hami’nin “Ey andelib, o gül uyumuşmuş, ses istemez” mısraındaki “uyumuşmuş” kelimesi gibi. Yağmurun yağışında, suların akışında, kuşların ve horozların ötüşünde hep estetik vardır. Yüksek dağların eteklerinden tepelerine kadar yükselen değişik bitki örtüsünde, bulutların yürüyüşünde ve kar taneciklerinin inişinde bile hep estetik vardır. Ağaçların görünüşünde, farklı farklı olan yapraklarının dizilişinde ve her varlığın her işinde hep estetik vardır. Allah güzeldir ve güzeli sever. Güzel ve güzellik güzel olmasaydı, Allah onu var eder miydi?
Şehirlerin estetiğine gelince; büyük yerleşme merkezlerine şehir denildiğini hep biliyoruz. İslam, ilahi-doğal bir din olduğu için, ibadet ve muamelatta güzellikler sergilediği gibi, insan – toplum iradesi ile oluşan şehirlerde de estetik bir sanat eseri yapılar meydana getirmiştir.
3.YOL MEDENİYETİ, temelde din+bilim bileşkesine dayalı bir İslam medeniyeti olduğu için namazda Kâbe’ye yönelme emri ve namazın dışında da Kâbe’nin saygı gören bir mekân olması dolayısıyla ve namazın Müslümanların sıra sıra saf tutup bu ibadeti öyle ifa etmeleri sebebiyle gerek cami içinde ve gerekse cami ve cami dışı yapılarda muazzam bir estetik ortaya çıkar.
Aslında Kâbe’de cemaatle kılınan namazın dışarıdan bakıldığı zaman Müslümanlar kıyam-rükû ve secdeleri yaparken aynı hareketi hep birlikte yaptıkları bir de daire şeklinde dizilmiş olmaları çok güzel bir göz estetiği meydana getirmektedir. Bu şekil, ancak Konya’mız gibi düz araziye sahip olan yerlerde meydana gelir, görüşündeyiz.
Ortak alanın yani toplumun ve devletin merkezi olan cami, etrafına yapılan resmi daireler ile ve onun dışında yapılan halka ait binalarla uzaydan bakıldığı zaman merkezdeki camiyi çevreleyen daireler en küçük halkayı meydana getirirken, giderek genişleten ve büyüyen ev halkalarının aynı Kâbe’deki namazı andırmasıyla büyük bir estetiğe sahip olur. Abbasi Halifesi Ebu Cafer El Mansur'un emriyle 758 yılında kurulan Bağdat şehri de aynen böyle daire şeklinde yapılmış düz bir yerin şehrine örnek teşkil ediyordu. Aynı şekilde ortada bir cami ve resmi daireler sonra da halka halka genişleyen evler… İç içe geçmiş daireler ve halkalar görüntüsünü veren böyle bir şehir İslam estetiğini aksettiriyor demektir.
Bizim evin karşısında İzmir’de Limon tepe diye ismiyle müsemma bir tepe var. O yer şehirleşme açısından tam bugünkü medeniyet, kültür ve bozuk düzeni yansıtmaktadır. Bu tepeye tam üstüne bir cami ve caminin etrafında küçükten başlamak üzere giderek büyüyen daireler şeklinde evler yapılsa ya da tepeden aşağıya doğru bilezik geçirilmiş gibi halkalar halinde görüntü veren evler yapılsa kat kat fazla apartman oturtulduğu gibi, estetik dediğimiz güzel görüntü de meydana gelirdi. Maalesef bugünkü toprak kanunu ve belediyelerin özellikle İzmir belediyesinin hizmet etmemesi sebebiyle gecekondu mafyası milletin artı değerine ve güzel görüntüye engel olmuştur.
İslam şehirciliğinde 3. bir şık da mesela düz olan deniz kıyısına paralel olarak yapılan evlerdir. Bunlar da uzaktan bakıldığı zaman göz estetiği sağlayan evler ve apartmanlar olacaktır.
Toprak nasıl doğal bir ilahi yaratık ise ona uygulanacak muamele yani toprak hukuku da doğal-ilahi olmalıdır. İnsan hukukunun doğal-fıtri ve ilahi olmadığı yerde toprağın fıtri hukukunu istemek abesle iştigalden başka bir şey değildir. Müslüman’ız diyenlere duyurulur.