İslâm ve Kadın Hakları 1

Kadın tarih boyunca din, felsefe, edebiyat ve hukuka konu olmuştur desek pek aşırı gitmiş olmayız. Mesela şairler, filozoflar, bilginler, yazarlar, sanatkârlar

Köşe Yazıları 28 Şubat 2015
İslâm ve Kadın Hakları 1

Kadın tarih boyunca din, felsefe, edebiyat ve hukuka konu olmuştur desek pek aşırı gitmiş olmayız. Mesela şairler, filozoflar, bilginler, yazarlar, sanatkârlar ve hatta peygamberler bile özel olarak kadından bahsetmişlerdir. Batıda Rönesans ve reform hareketlerinden sonra kadın konusu Fransız ihtilali ve sanayi devrimi ile daha da önem kazanmıştır. Kadını yüceltmeyi ve onun toplum içindeki görevini genişletmeyi, onun rolünü etkin hale getirmeyi amaç edinen feminizm hareketi de bu sıralarda doğmuştur. Yalnız bu konuda aşırı gidenlerde olmuştur.  Mesela Paul Janet ve Gabriel Seailles eserlerinde (1) August Comte’ a göre varlıklar içinde insan en yüksek kemali temsil eder; kadın ise, tapınılacak bir şey olmalıdır, diyerek adı geçen filozofun kadın hakkındaki düşüncesini naklederler.

Biz bu yazımızda, İslam toplumunda kadının gerçek yerinin ne olduğunu belirlemeye çalışacağız. Amacımız Doğu’yu veya Batı’yı yermek değil, tarihi yanılgıları, yanlış anlama ve uygulamaları bir yana bırakarak, ifrat ve tefritlerden uzak bir şekilde teorik açıdan genel olarak İslam’da kadın haklarından kısaca bahsetmektir.

İslam’ın hukuk anlayışı fizikten ziyade metafiziğe dayanır.(2) İslam hukukçuları insanın hukuka ehil olmasını, insanlarla Allah arasında geçen sözleşmeye dayandırırlar. (3) böylece hukukun sebebi ruhlar aleminde Allaha verilen ve onunla yapılan fıtri sözleşme olmaktadır. İnsan Allahın verdiği görevi bu sözleşme gününde üstlenmiş, diğer varlıklar ise üstlenmemişlerdir. Konuya ilgili olarak ayette şöyle buyrulmaktadır: (Biz) emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmeden kaçındılar. Onun sorumluluğundan korktular; onu insan yüklendi. (4) Burada geçen ‘emanet’ kelimesini Alusi, riayet edilmesi ve korunup muhafaza edilmesi gereken hukuk diye açıklamıştır. (5) Şu halde hukuki sorumluluğu ve başkanın haklarını koruma görevini üstlenen insan bu özelliği ile diğer varlıklardan ayrılmaktadır. Zaten diğer yaratıklardan ayrı olarak akıl sahibi olmasının sebebi de budur. Çünkü Allah ona akıl nimetini o bu görevi üstlendiği için vermiştir.(6) Bu sebeple yukarıda söylediğimiz gibi insanın hukuk sahibi olmasının sebebi teknik terim olarak ‘zimmet’ kelimesi ile ifade edilir ki; bu insan, hayvan, bitki ve cansız varlıkların koruma görevini üstlenmek demektir.

İşte bu görevi yerine getirebilmek için kişinin akıllı olması şarttır. (7) Hâlbuki Roma hukukunda akıl hukuk için şart değil sebep kabul edilmektedir. (8) Oysa sebep ile şart arasında önemli farklar bulunmaktadır. Aklı hukuk için bir sebep kabul etmenin bir sakıncası da sebep ortadan kalkınca netice de kalkacağı için sonradan ve ya doğuştan aklı başında olmayanların sanki hukuku yokmuş gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. İşte İslam hukuku ile roma hukuku, hukukun sebebi konusunda ihtilafa düştükleri işçin, kişiliğin başlangıcı meselesinde de ayrılmışlardır. Roma hukukunda şahsiyet doğumla başlatılırken, İslam hukukunda şahsiyet ve şahsiyetin haklar bölümü ceninin ana rahminde teşekkülü (yani zigot) ile başlatılır. Bunun için de cenin ana karnında olduğu halde, miras, vasiyet, mezhep gibi birtakım haklara sahiptir. (9)

Allah meleklere yeryüzünde halife yaratacağını bildirdiği zaman kadın erkek ayrımı yapmadı. (10) Bunun için Allah’ın yeryüzünde görevli memuru olması bakımından kadınla erkek arasında hiçbir fark yoktur. Kadın da aynı erkek gibi hak ve vazifelere ehildir. Bu yüzden İslam kadına dini, ilmi, idari, siyasi, iktisadi ve ailevi olmak üzere bütün hakları tanımıştır.

Siyasi haklardan kadın, erkek gibi seçme ve seçilme hakkında sahiptir. Hazreti peygamber ve Raşit halifeler zamanında kadınların bilimsel çalışma yapıp içtihat ettikleri, hüküm ve fetva verdikleri, hâkimlik yaptıkları, savaşa katıldıkları, yönetimin kararlarını etkileyecek siyasi faaliyette bulundukları tarihi bir gerçektir. (11) o bakımdan kuran ve sünnette kadını siyasi hayattan mahrum eden herhangi bir nas-delil- mevcut değildir. Yalnız Buhari’de  “İşlerini bir kadının yönetimine bırakan bir millet felah bulmaz.”12) Şeklinde bir hadis vardır. Bu hadise dayanarak İslam bilginlerinin çoğu, kadının velayet sahibi olmadığını ve dolayısıyla devlet başkanı olamayacağını söylemişlerdir.(13) “Hâlbuki ayette, mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirilerinin velileridirler.” (14)buyrularak kadının veli olduğu açıkça zikredilmektedir. Bu sebeple velayet hakkı İslam’da sadece erkeğe mahsustur demek, her zaman ve her yerde geçerli bir söz olmaz. Bu hususta nas –delil- yoktur. Eğer geçmişte böyle bir şey söylenmişse bu içtihada dayanmaktadır, yorumdan ibarettir, diyebiliriz. Hazreti peygamber bu hadisi İran’ın kisrası Şir Veyh ölüp de yönetime geçecek erkek evladı, erkek kardeşi olmayıp kızı Buran’ın hükümdar tayin edildiğini duyunca söylediği için(15) bazı bilginler, bunu yapan İranlılar felah bulmayacaklardır, şeklinde anlamışlardır. (16) eğer biz bu hadisi, kadın devlet başkanı olamaz, onun velayet hakkı yoktur manasına yorumlarsak, ayete ters düşmüş oluruz. Çünkü az önce söylediğimiz gibi, ayette mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir buyrulmaktadır.

Ayrıca kuranda Hz. Süleyman(17) ile Seba melikesi (Hükümdarı) Belkıs arasında geçen olaylar anlatılmaktadır. Belkıs devletini danışma ile yürütmekte, parlamentoysa sormadan hiçbir iş yapmamakta; böylece memleketi bolluk ve refah içerisinde yönetip gitmektedir. (17) bu ayetlerde bir kadın olan Belkıs’ın devleti güzel bir şekilde yönettiği haber vermekte, bu görevi yapamadığı, eksik ve aksak yaptığı hususunda hiçbir işarete rastlanılmamaktadır. Müslümanların bundan ibret ve örnek almaları istenmektedir. Hazreti Aişe’nin başkanlığında gelişen Cemel Vak’ası açık ve siyasi muhalefet hareketidir. Bu muhalefette Hz. Aişe’nin yanında büyük sahabeler de vardır. Büyük İslam hukukçularından olan Kasani de ‘Bedayia’ adlı eserinde kadının hükümdar ve hâkim olmaya yatkın olduğunu söylemektedir.

Böylece kadının herhangi bir kamu görevi alma veya devlet başkanı olması hususunda delile dayanan bir engel yoktur. Geçmişteki menfi görüş ve uygulamalar, o günün gerektirdiği yorum ve ictihadden ibarettir, denebilir.

(1) Paul Janet - Gabriel Seailles, Metlib ve Mezahip (Ter: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır) Haznedar Ofset Matbaası 1978- İstanbul. S. 385

(2) Hilmi Ziya Ülken, İslam düşüncesi, Rıza Coşkun Matbaası, İstanbul, 1946, s.70, 82

(3) Mola Hüsrev, Miratül Usul, Amire Matbaası, İstanbul, 1890 (307), s.321

(4) Ahzab 33/72

(5) el-Alusi, Ruhu’l Meani, et-Tıbaatü’lMüniriyye, Beyrut, T.Y. XXII, 96

(6) Molla Hüsrev Miratü’l Usul, s. 321

(7) bkz. Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuku İslamiyye ve Istılahatı Fıkhıyye Kamusu, Bilmen Basımevi İstanbul – 1967, ı, 228

(8) bkz. Molla Hüsrev, Mir’at s. 40, 45; Muhammed Ebuzzehra, İslam Hukuku Metodolojisi (Çev: Abdulkadir Şener), Fon Matbaası, Ankara, 1981, s. 53-56

(9) bkz. Cahit Oğuzoğlu, Roma Hukuku, Yeni desen Matbaası, Ankara, 1959, s. 51; Mola Hüsrev a.g.e.s.321; Muhammed Ebuzzehra a.g.e. s. 284

(10) bkz. Bakara Suresi, 2/30

(11) Hayrettin Karama, Kadının Şahitliği, Örtünmesi ve Kamu Görevi, İslami Araştırmalar Dergisi, sayı 4, s. 290

(13) bkz. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, Ebuzziya Matbaası, İstanbul, 1938, II.Cilt, 1349

(14) Tevbe 9/71

(15) bkz. Mehmet Sofuoğlu, Sahih-i Buhari Tercümesi, Ötüken Neşri, İstanbul, 1987, 94124

(16) bkz. Hayrettin Karaman, Kadının Şahitliği, Örtünmesi ve Kamu Görevi, İslami Araştırmalar Dergisi, V, Sayı 4, s. 290 4

(17) Neml 27/22-44

Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr