İslâm ve Kur’an Sapıkların Tehdidi Altındadır
Burada bin defa yazdık… İslam’a talebe olmadan İslam anlatan sapıklar var. İslam tahsili yapmayan ve İslam’ı öğrenmeyen bir kimse bu dini nasıl anlatabilir? Bun
Burada bin defa yazdık… İslam’a talebe olmadan İslam anlatan sapıklar var. İslam tahsili yapmayan ve İslam’ı öğrenmeyen bir kimse bu dini nasıl anlatabilir? Bunların amacı İslam ve Müslümanlara yardımcı olmak değil, İslam ve Müslümanlara zarar vermektir.
Arapçanın A sını bile bilmeyen bu kötü niyetli kişiler tercüme ve meallere dayanarak ve de kendi keyiflerine göre kelimeleri tahrif ederek açıklamalarda bulunuyorlar. Mesela sünnet kelimesinin Kuranda kanun manasına geldiğini söyleyerek sünnet olmanın başka dinlerden aktarıldığını ve namazın da başka dinlerden geldiğini söylüyor.
Kuranın ve İslam’ın dayanağı, temeli ve kaynağı ilk olarak bize göre bizim açımızdan Hz. Peygamberdir. Çünkü biz, Cebrail aleyhisselamı görmedik, görmüyoruz ve göremeyiz. İşte bunun için İslam Dininin dayanağı Kuran ve Sünnettir.
Kuran ve sünneti bilmeyen İslam’ı bilemez. Arapçayı bilmeyen İslam’ın yeni meselelerini Kuran metninden bakıp bir çözüme kavuşturamaz. Hiçbir tercüme ve Meal Kuran değildir. Kuran ancak Arapçadır. (Yusuf 12/ 2; Taha 20/ 113; Zuhruf 43/ 3) ve de hüküm ancak Arapça Kurandan çıkarılır. Çünkü ayette “hükmen Arabiyyen” (Arapça hüküm) biz o Kuranı Arapça hükümler taşıyan bir kitap olarak indirdik, buyrulmuştur. (Rad 13/ 37)
Kuranın Kuran, Furkan, Zikir ve el-Kitab olmak üzere dört tane ismi olduğu gibi, onun aynı zamanda çok önemli iki sıfatı da bulunmaktadır. Mesela Kuranda "Kuranen arabiyyen" (Arapça Kuran) ve "hukmen arabiyyen" (Arapça hüküm) ifadeleri geçmektedir. Bunlar bize gösteriyor ki, Kuranın Kuran olabilmesi için onun kıraatinin Arapça olması ve onun manasından çıkarılacak hükmün de yine Arapça aslına ait olup oradan çıkarılması gerekir. Merhum Elmalılı "hukmen arabiyyen" ifadesine şu açıklamayı getirmiştir:
"Kuran işte böyle her kitabın üstünde ve bütün milletler üzerinde hâkim bir hak kitaptır. Bununla beraber Arapçadır. Arap diliyle indirilmiştir. Dile getirdiği ilâhî hükümler Arapça olarak ifade edilmiştir. Hükmünün geçerliliği Arapça olan aslına uygunluk şartına bağlanmıştır. Bundan dolayı daha önce indirilmiş olan semavi kitapların, Kuran'a uymayan, Kuran'ın onayından geçmeyen hükümleri ile amel etmek caiz olmayacağı gibi, Kuran'ın tercümelerine de bu hâkimiyet isnat edilemez ve tercümelerden doğrudan doğruya hüküm çıkarmaya kalkışmak da doğru olmaz. Hüküm ancak Arapça indirilmiş olan aslına aittir. Demek ki, Kuran, yalnızca tilavet edilmekle kalmamalı, mücebince amel edilip, bütün hükümleri insanlar arasında icra edilmelidir. (Maide Suresi'nde (ayet 48) ve Nisa Suresi'nde "Gerçekten de Biz sana bu kitabı indirdik ki, insanlar arasında, Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye..." (ayet 105. Bu ayetlerin tefsirine bkz)
Yine merhum Elmalılı üstadımız, "Kuranen arabiyyen" ifadesine de dip notta şöyle bir yorumda bulunmuştur:
"Kuranın manası iyi anlaşılmak ve içindeki manalar iyice ve derinden derine düşünülmek için indirilmiştir. Onun böyle anlaşılması, Allah Teâlâ'nın bir isteğidir. Binaenaleyh Arapça bilmesi mümkün olmayanlara "Kuranı kesinlikle insanlara açıklayıp anlatacaksınız ve gizlemeyeceksiniz." gereğince kendi dilleri ile mümkün olduğu kadar açıklanması da zaruridir. Fakat Kuranın tercümelerinin Kuran olmasına imkân ve ihtimal yoktur. Çünkü Kuran arabidir. Ancak Arabî olarak indirilmiştir. Bunun içindir ki, Kuran tercümelerine Kuran adı verilmesi mesela Farsça Kuran, Türkçe Kuran veya İngilizce Kuran denilmesi, "Muhakkak ki, biz onu Arapça olarak indirdik." Ayetini inkar etmek olacağı konusunda din âlimleri uyarıda bulunmuşlardır."
İslam’a öğrenci olmamış kişiler, dinlerine pabuçları kadar değer vermeyerek kendileri cahilce ahkam biçiyorlar. Çünkü onlar ayakkabılarını tamir için nalbanta değil, tamirciye gidiyorlar. Ben de böyle sapık kişilere haydi nalbanta, nalbanta! diye çağrıda bulunuyorum.