İslâm’ı günün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yorumlamak farzdır
Her şeyden önce şunu hatırlamakta fayda vardır ki, Allah insanları ve toplumları ancak kendi güçlerine göre sorumlu tutar. (Bakara 2/ 286) Bir elmanın çürüme ka
Her şeyden önce şunu hatırlamakta fayda vardır ki, Allah insanları ve toplumları ancak kendi güçlerine göre sorumlu tutar. (Bakara 2/ 286)
Bir elmanın çürüme kanun ve kuralları olduğu gibi, toplumların ve devletlerin de çökme kanun ve kuralları vardır. Tüm kanun ve kurallar Allah tarafından konulmuştur. Zaten kanun koyma, kural koyma yani hüküm verme ve hüküm koyma hakkı İslam düzeninde sadece ve yalnız Allah’ındır. (Enam 6/ 57, 62; Yusuf 12/ 67; Kasas 28/ 70, 88; Mümtehıne 60/ 10)
Birey içtihat ederek, toplum ve devlet de şura yaparak Allah’ın koymuş olduğu bu kanun ve kurallara ulaşırlar. Bu konuda bize yol gösteren yine Kurandır:
“Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa 4/ 59) Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfü ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız. (Nisa 4/ 83)
Elmalılı üstadımız ilk ayetin (4/ 59) tefsirinde şunları yazmıştır: Ey müminler! gerek genel bir şekilde birbirinizle ve gerek yetkililer ile sizin aranızda ve gerekse yetkili olanlar arasında herhangi bir şey hakkında tartışırsanız onu Allah'a ve Resulüne götürünüz. Yani yalnız kendi arzu ve isteğinizle halletmeye kalkışmayınız. Çarpışmalara düşmeyiniz. Başkalarına da gitmeyiniz de önce Allah'ı, ikinci olarak Hz. Muhammed'i kendinize başvurulacak yer biliniz, bu hükme ve bu mahkemeye müracaat ediniz. Aranızda biricik hakem ve hakim Allah ve Peygamberini tanıyınız. Değişik hükümlerinizi, fikirlerinizi Allah'ın âyetlerine ve Hz. Muhammed'in açıklamalarına tatbik ederek ve uydurarak birleştiriniz ki, Allah'a müracaat, Allah'ın birliğine inanmada samimiyetle Allah'ın âyetlerini araştırmak ve incelemekle, Resûlüne müracaat da zamanında kendisine ve ondan sonra sünnetine ve halifelerine durumu arzetmekle olur. Zâhiriyye (mezhebi âlimleri) bu âyetten hareketle ihtilafa düşülen meselelerde mutlaka Kur'ân ve Sünnete başvurmanın vacib olduğunu ve bundan dolayı kıyas ile amel etmenin caiz olamayacağını zannetmişlerse de besbellidir ki, Kur'ân ve Sünnetle açıkça anlatılmamış hususların, çekişme halinde Kur'ân ve Sünnete başvurmak için sebeplerini ve illetlerini düşünmekle benzerleriyle mukayese etmekten başka bir yol yoktur. Kıyastan maksat da zaten budur. Fıkıh ve hikmet de budur.
Demek ki, İslâm da dört çeşit hüküm vardır. Kur'ân'da açıkça belirtilen, sünnette açıkça belirtilen, yetkililerin ittifakıyla üzerinde ittifak edilen ve sahih kıyas ile nasslardan çıkarılan hükümler. Bununla beraber bu dördüncüsü ile ihtilaf azaltılabilirse de tamamen birleştirilemez. Bunda anlaşmazlık çıktığı zamanda yetkililerin şûrasına ve nihâyet sultanın emrine müracaat olunur ki, bu da "Allah'a itaat ediniz, Resul'e ve sizden olan emir sahiplerine itaat ediniz." emri gereğince Allah'ın emrine müracaat etmektir. Ve "Emanetleri ehline vermenizi emrediyor." (Nisâ, 4/58) bunun da kaynağıdır. Ve mutlaka Müslümanlar bir olayda ihtilafa düştükleri zaman ilk önce Allah'ın birliğine inanmak, emaneti ehline vermek ve adaletle hükmetmek vazifelerini göz önünde bulundurup, kendilerini Allah'ın ve Peygamberin huzurunda toplanmış görerek ona göre düşünmeleri ve fikirlerini ve arzularını Allah Teâlâ'nın himayesi altına vermeleri ve daima hakkın birliği yolunda gitmeleri lazım gelir. Eğer Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman ediyorsanız böyle yaparsınız, Allah'a ve Resulüne ve yetkililere itaat eder ve şâyet bir şeyde aranızda çekişme olursa onda da Allah'ın ve Resulünün hükümlerine baş vurursanız. Bu başvurmak sizin için halen sırf iyiliktir, çekişmeyi keser. Ve sonuç açısından da daha güzeldir.
Başka bir ayette de Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, ‘Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz.’ diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür.” (A. İmran 3/ 187)
Bize göre burada ibareye Müslümanlar da dahildirler Yani dal bil-ibare ile bu ayet, bize Ey İslam alimleri, bu Kuranı insanlara kesinlikle kesinlikle ve kesinlikle açıklayacaksınız demektir.
Netice olarak bugün Kuranı tüm insanlığa anlatmak, hem de açıklayarak anlatmak, Müslümanlar üzerine özellikle de İslam alimlerine bir vecibe, görev ve farz olarak durmaktadır.