Kur’an kalesinde bir delik açmak isteyenler
Bir daha söyleyelim ki, insan için iki türlü karar ve hüküm vardır. Bireyin içtihatla aldığı karar ve verdiği hüküm, bir de toplumun şura ile çıkardığı hüküm va
Bir daha söyleyelim ki, insan için iki türlü karar ve hüküm vardır. Bireyin içtihatla aldığı karar ve verdiği hüküm, bir de toplumun şura ile çıkardığı hüküm vardır. O sebeple birey ile toplum iç içedir.
Birayin faydası toplumun faydası,toplumun faydası bireyin faydası; bireyin zararı toplumun zararı, toplıumun zararı da bireyin zararıdır. Zira insanın doğal dünyasında birey ile toplum, fert ile devlet bisikletin ön ve arka tekerlekleri gibi, hem ayrı ve hem de beraberdirler; birisi diğerine bağladır.
Hakikat düşmanları her zaman olmuştur. Hep söyleyip duruyoruz. Dünya elips bir yörünge üzerinde dolaşır. Yani çift kutupludur; birisinde iman, diğerinde ise küfür bulunur. Artı ve eksi elektrik kutupları gibi, iman da vardır, küfür de vardır. Bunların her ikisi de birbirine karşı çalışırlar. İmanın kaynağı ve Müslümanlara yol gösteren Kur’an’a düşmanlık yapılmaz mı? Hem de nasıl…
Kuran düşmanları, birbirlerine bu Kuran’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki onun etkisini kırabilirsiniz derler. Bu konuyla ilgili olarak Fussılet 41/26. ayete bakınız. Kuranın ses ve titreşiminden korkanlar, onun kişiye frekans ve rezonansı ile psikolojik etki yapacağından endişe edenler, gürültü yaparak frekans dalgalarını karıştırmak suretiyle kulağa gelen hoş sedayı önlemek istiyorlar. Bunu yapanlar onun anlamını, emir, yasak ve tavsiyelerinin anlaşılmasını engellemeye çalışmazlar mı? Hem de nasıl…
Kur’an Arapça olduğu halde ve asıl aklın çalıştığı yer Arapça Kur’an üzerinde olduğu halde (Yusuf 12/ 2; Taha 20/ 113; Zümer 39/ 28. ayetlerine bak) TÜRKÇE KUR’AN diye yazarlar ve basarlar, durmadan da tercümelere dayanarak ahkâm keserler. Hâlbuki Kur’an’da “Hükmen arabiyyen” (Ra’d 13/ 37) dediği halde, ancak Arapça Kur’an’dan hüküm çıkarılacağı halde, Arapça bilmeden, resmi ve gayri resmi, hiçbir dini tahsil görmeden bunları yaparlar. Yani İslamî hizmet diye yaptıkları İslam’a terstir.
Kur’an, bugün elimizde mevcut olan, Fatiha ile başlayan ve Nas suresiyle biten mushaftır, asıl Kur’an budur. Onun dışında hiçbir Kuran yoktur. NÜZUL SIRASINA GÖRE KURAN diye kesinlikle ve asla bir şey olamaz. Çünkü Kur’an üzerinde, Müslümanların ortak kitabı olan bu Kur’an üzerinde ortak alanın yetkilisi olan devletin, yani 3 halife Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın imzaları vardır.
Kuran Hz. Peygamber zamanında yazılıp ezberlenmiştir. Yemame savaşında 70 kadar hafızın öldürülmesiyle Hz. Ömer Kur’an’ın kaybolması tehlikesini görerek Halife Hz. Ebu Bekir’e müracaat edip Kur’an’ın bir kitap haline gelmesini sağlamıştır.
Hz. Ömer zamanında Kur’an’ın lehçe farklılıkları meselesi üzerinde titizlikle durulmuştur. Her dilde lehçe farklılıkları vardır. Mesela Türkçemizde gelelim, gidelim denildiği gibi, gelek, gidek, denir. İnelim yerine de inek denildiği gibi. Bugün kıraat ve vücuh dediğimiz şey, bundan ibarettir.
Son arzda Kur’an’da Kureyş lehçesi esas alındığı halde, Hz. Ömer zamanında İbn Mesud, bazı kelimeleri Huzeyl lehçesi ile okuması üzerine, ona “Kuran-ı Kerim gerçekten Kureyş lisanı ile nazil olmuş, Huzeyl lisanı ile nazil olmamıştır. Onun için herkese Kur’an’ı Kureyş lisanı ile okut.” diye emir vermiştir.
Bu lehçe meselesi, hicretin 25. yılında Azerbeycan ve Ermenistan fethinde ordudaki Iraklılar ile Şamlıların, bizim kıraat daha doğru, çünkü biz İbn Mesud’dan öğrendik, buna karşı Şamlıların da biz de Übey b. Ka’b’dan öğrendik bizimkisi daha doğru deyip kavga ettikleri için komutan Huzeyfe b. El-Yeman durumu Halife Hz. Osman’a iletti. Hz. Osman da tehlikeyi sezdiği için Kur’an’ı bugünkü şekliyle çoğaltarak, ben milleti tek mushafta toplayarak, öyle Übey Kur’an’ı veya İbn Mesud Kur’an’ı olmaz, demiş ve uzmanlardan bir ekip kurarark bu Kur’anı çoğaltıp her yere göndermiş. Böylece bireylerin ellerinde bulunan kitapların hiçbir hükmü kalmamıştır. Hatta değil Sünniler, Şiiler bile bu görüştedir. Bu konularla ilgili olarak Mehmet Sofuoğlu’nun Tefsir Dersleri ve İsmail Cerrahoğlu’nun Tefsir Usulü ile Tefsir Tarihi adlı serlerine bakabilirsiniz.
Benim iddiam şudur: Yol tüm insanların ortak malı ise ve bu konuda görevli devlet ise Kur’an da tüm Müslümanların ortak alanı olmakla o konuda da devlet görevlidir ve o günkü halifeler görevlidir. Onlar da hem dinî, hem siyasî ve hem de insanî olan bu kutsal görevlerini yerine getirmişlerdir.
Netice olarak bugün nüzul sırasına göre Kur’an, Türkçe Kur’an, İbni Mesud Kur’an’ı, Übey Bin Ka’b Kur’an’ı, Kur’an’da olmayan ayetler var, Kur’an’da ayet olmayan metinler var, Kur’an’da eksiklik ve fazlalık var diyenlerin, Müslümanların ellerinde olan tek kitapları, hatta tüm dünyada 8 milyar insanlığa ışık tutacak, kıyamete kadar fer’i azalmayacak oaln eşsiz tek kitap olan bu Kur’an kalesinde bir delik açmak istiyorlar.
Herkes şunu iyi bilsin ki, güneş balçıkla sıvanmaz. Kur’an yüce Allah’ın koruması altındadır (Hıcr 15/ 9). Kur’an, bugün elimizde mevcut olan mushaf Kur’an’dır. Onun dışında olan hiçbir kitaba Kur’an adı verilemez. Çünkü bu KUr’an üzerinde icma ve ittifak edilmiş ve bu mütevatir olarak nakledilmiştir. Diğerleri ise haberi vahiddir. Haberi vahid olana Kur’an adı verilemez.
İlanen tüm insanlara duyurulur…