Millet ve Ümmet Bilinciyle Yoğrulmuş Bir Müslümanlar Topluluğu

İnsanoğlu ruh-beden bileşimi olan bir varlıktır. Böylece o bir taraftan bedensel ihtiyaçları için çalışıp üretim yaparken diğer taraftan da ruhsal ihtiyaçları i

Köşe Yazıları 10 Ekim 2015

İnsanoğlu ruh-beden bileşimi olan bir varlıktır. Böylece o bir taraftan bedensel ihtiyaçları için çalışıp üretim yaparken diğer taraftan da ruhsal ihtiyaçları için çalışır. Tabi ruh denilince din, beden denilince de bilim akla gelir.

Çünkü beden denilince robot varlıkların uyguladıkları kanun ve kurallar yani irademiz dışı çalışan bilimsel olaylar; ruh denilince de dış organlarımızın faaliyetlerinde olduğu gibi irademize bağlı yani beynimizin fonksiyonu olan dinsel olaylar meydana gelir. Zira bu beyin Batılıların iddia ettiği gibi et-beyin değil, ruh-beyindir. Şu halde insan denilince güzümüzün önünde ruh-beden bileşimi bir varlık belirmektedir. Başka bir deyişle din ile bilimin kesiştiği noktadan geçen bir düzlemde yaşayan varlığa biz insan diyoruz.

Tüm varlıklar alemini Allah çift çift yaratırken tekliği yani tek olmayı, bağımsız ve mutlak olmayı ve de izafiyet-görecelik taşımama ve sonsuz boyutlu olma özelliğini sadece kendisine tahsis etmiştir. O sebeple tüm kainat 2 li sistem kanun ve kurallarına tabi olup ona göre varlığını sürdürmektedir. Bu konularla ilgili olarak şöyle buyrulmuştur:
“De ki o Allah tekdir… O Allah bağımlı değil, ihtiyaçsızdır, her varlık ona muhtaçtır” (İhlas 112/ 1-2). “Biz her şeyi belki düşünür ibret alır-bilgi üretirsiniz diye çif çif yarattık.” (Zariyat 51/ 49).

Yalnız ayetteki çift yaratılma işi ne İran’ın Ehrimen - Hürmüz karşıt iki düşmanın düalizmi veya ne de eski Yunan felsefesindeki gece-gündüz ve yaz-kış gibi birbirine etkisi olmayan düalizmdir. Tam tersine İslam’ın ve Kuranın anlayışındaki düalizm bisikletin ön ve arka tekerleri gibi hem ayrı ve hem de beraber olan birbirine fonksiyonel olan bir düalizmdir.

Buna göre bir tasnif yapacak olursak Halik-mahluk, Din-bilim, ruh-beden, karı-koca, birey-toplum, fert-devlet, yöresel-küresel, bölgesel-evrensel, millet ve devlet konumuz açısından da milli devlet ve ümmet devleti hilafet devleti diyebiliriz. Bunlar hem birbirinden etkilenmekte hem de kendi alanında ayrı ve müstakil olarak çalışmaktadırlar.

Burada din bilim örneğini sunmak bakımından yine insanın kendisinden fikir yürüterek bir sonuca varalım diyorum. Mesela bedenimiz irademizin dışında bilimsel olarak çalışır, merkezi kalptir; dış organlarımız ise irademiz ile dinsel olarak çalışır, merkezi de beyindir. Ama bu beyin Batılıların iddia ettiği gibi et-beyin değil, ruh-beyindir.

İnsan yine yalnız başına değil, bu biyolojik bünyenin sosyal bünyeye ihtiyacı var, işte o sosyal bünyenin merkezi de devlettir. Diğer taraftan insan hem insana ve hem de hayvan bitki ve cansızlara da ihtiyacı vardır. Bu varlıkların yaşadığı yerküresi de yalnız değil, onun etrafını ve kendisini çevreleyen bir varlıklar alemi ve kainat var. İşte bu kainatın merkezinde de veya her tarafında Allah vardır. İşte bugünün problemi Allah-Devlet-Beyin ve Kalp dörtlü unsurun dengeye getirilmesi ve buna göre bilgi üretilme meselesidir.

Bu girişten sonra asıl meselemiz olan millet ve ümmet işine gelecek olursak bunu da ikili sistemimizin bir gereği olarak milletsiz ümmet ve ümmetsiz de millet olmaz dememiz çok yerinde olacaktır. Burada ülkemizde milliyetçiyiz diyenlerin de millet nedir ve milliyetçilik nedir bilmediklerini söylemeliyiz. Çünkü Elmalılı merhumun değerli eserinde açıkladığı gibi aslında millet demek din demektir şeriat demektir. Fakat bu milliyetçi parti İslam’ı içine sindiremediği için dinden ve şeriattan hiç bahsetmezler. Aslında ırkçılık, kavmiyetçilik, milliyetçilik Türkçülük ve Kürtçülük İslam’da haram kılınmıştır. İşte konuyla ilgili ayeti kerime:

“Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır.” (A. İmran 3/ 188)

Elmalılı, din, şeriat ve millet hakkında şu açıklamayı yapmıştır:
Şehristani’nin “el-Milel ve’n Nihal”deki beyanına göre din, şeriat ve millet (Bak Zemahşeri, Esas-ül Belağa, s, 604) denilen şeyler, haddi zatında hep aynı şeylerdir. Ancak itibar edilen ve gözetilen manaya göre yine de her biri, bir başka yönden diğerinden farklı bir anlam kazanır. İtikat ve iman bakımından din, amel ve tatbikat bakımından şeriat, sosyal bakımdan yani sosyal realite bakımından millet denilir. Gerçekte itikat edilen ne ise amel edilen odur. Amel edilen ve uygulanan ne ise esas itibariyle üzerinde ittifak edilen şey de odur…” (Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini, I, 399–400)

Buna göre bu girişten sonra konuyu milli devlete ve hilafet devletine getirecek olursak, millet ve ümmet bilinciyle yoğurulmuş olan bir gençliğe özlem duymak her inanan insan için bir Kızılelma olsa gerektir.

Bizim görüşümüze göre devlet olma şartı olan en az 30 milyon nüfusa sahip olan bir toplum kendi kendini yönetme hakkını elde etmiş demektir. (Benim enfal.de sitesindeki “Küresel Kriz için Amerika Avrupa Asya Afrika ve Avustralya’ya Mecburi/Zorunlu Bir Sesleniş” adlı makaleyi okuyun). Kuranı Kerimde böyle bir devletin yani aynı dili konuşan bir toplumun bir veli olarak tüm vatandaşların ortak noktalarını görüp gözetme koruyup kollama görevi ve sorumluluğu vardır.

“İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridirler. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar sizin üzerinize onların velayeti-sorumluluğundan hiçbir şey yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavim-devlet aleyhine olmaksızın (o Müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yapacaklarınızı hakkıyla görmektedir.” (Enfal 8/ 72)

Bu ayetten milli devletlerin tüm vatandaşları arasında ortak noktalarda bir dayanışma ve yardımlaşma olması gerektiği açıklanmaktadır. Milli devletin bir dil birliği üzerine kurulacağı meselesi de “Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin-devletin ve milletin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın. Allah, dileyeni saptırır, dileyeni de doğru yola iletir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (İbrahim 14/ 4) ayeti ile anlaşılmaktadır.

Asıl milli devletin olmasını emreden ayette ise şöyle buyrulmaktadır:
“Sizin içinizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk- milli bir devlet bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (A İmran 3 / 104)

Ümmet devletine yani hilafet devletine gelince bunun özelliği de bölgesel ve yöresel meselelerle değil, küresel ve evrensel meselelerle meşgul olmasıdır. Mesela Hac gibi bilhassa Müslümanların ortak bir değeri olan konuların uygulanması, yürütülüp yönetilmesi hilafet devletinin işidir.

Bugün Müslümanların hac ibadetinin ifası esnasında meydana gelen kaza ve belalar tüm İslam dünyasını temsil eden bir makam tarafından yerine getirilecek bir görevin Suud ailesi tarafından beceremedildiğinin açık bir ifadesidir. Çünkü Haccı yönetmek, Arafat hutbesini irat etmek ve hacıları kendi vatandaşı sayarak ona göre davranmak Hilafet devletinin en önemli bir işidir. Kuranda hilafet devletinin kurulması hususunda tüm Müslümanlara görev veren ve Allah'ın bir emri olduğu için farz kılan ayette şöyle buyrulur:

“Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşturulurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar bu saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever.” (Hucurat 49/ 9)

Bu ayette tarafların aralarını düzeltin bir emirdir, öyleyse bu hilafet devletini kurmak Müslümanlara farzdır. Yine ayette dinlemeyip saldıran tarafla savaşın denildiği için de bu hilafet devletinin askerleri de olacak demektir. Biz kısaca söyleyecek olursak ümmet devletinin Mekke’nin Suud ailesinden alınarak Mekke’de kurulması bütçesi olması ve askerlerinin bulunması ve her bir İslam devletinin nüfusu ve ekonomik gücü nispetinde katkıda bulunması gerektiği görüşünü taşıyoruz.

Biz millet ve ümmet bilincinin şuurlanmış Müslümanlar arasında fikir planında ve gönülde böyle oluşmasını istiyoruz. Bu arada her geçen gün kendisini belli eden İslami gençliğin de bu evsafa sahip olduklarını da görüyor ve izliyoruz. İnsan hayatında en önemli ve en önemli dönem gençlik sürecidir desek aşırı gitmiş olmayız sanırım. Çünkü insanlar gençlik devrinde hayatlarının temellerini atmış olurlar. Kişilikler, şahsiyetler ve değer hükümleri hep bu zamanda kazanılır. Sizlerin baştan beri açıklamakta olduğumuz din-bilim bileşimi bir dünyayı millet ve ümmet bilinciyle beyninizde gönül ve kalbinizde bütünleştirdiğinize inanıyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle sizleri sevgi saygı ve kalbimizin derinliklerinden gelen bir muhabbetle selamlıyoruz. Yolunuz açık olsun Allah’a emanet olunuz.

Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr