Sakal kesmek haramdır, diyenlere...
Bazıları diyor ki: “... Sakal bırakmak, mubah değil vacip, kesmek ise haramdır. Mezhepler, ilerlemeye engel değildir. Asıl engellemeye sebep olan yenilik çağrıs
Bazıları diyor ki:
“... Sakal bırakmak, mubah değil vacip, kesmek ise haramdır. Mezhepler, ilerlemeye engel değildir. Asıl engellemeye sebep olan yenilik çağrısında bulunan, geçmişini komple inkar edip çöpe atan edepsiz şahsiyetlerdir.”
Biz de kem söz sahibine aittir deyip söze şöyle başlıyoruz:
Hüküm koyma hak ve salahiyeti, sadece ve yalnız Allah’a aittir. Allah’tan başka hiçbir kimsenin İslam’da böyle bir yetkisi yoktur. Bu konuda pek çok ayet vardır. (Enam 6/57, 62; Yusuf 12/40, 67; Kasas 28/70, 88; Ğafir-Mümin 40/12).
Allah insanların kendiliklerinden bu helâl veya bu haram diyerek delile dayanmadan veya eğip bükerek hüküm vermeleri hakkında şöyle buyuruyor:
“Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helâl, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.” (Nahil 16/116). Şu halde bu ayete göre insanın kendiliğinden bir şeye bu helâl veya haram demesi Allah’a karşı bir iftiradan başka bir şey değildir.
İslam’da Kur’an ve Sünnet olmak üzere 2 delil vardır. Müslümanları bağlayan bu 2 delildir. Bizim bu saygıdeğer alimlerimiz, Kur’an ve sünnetin ortaya koydukları hükümleri doğru bir şekilde anlayabilmek için bir delilin rivayet ve manaya delâlet olmak üzere iki ayağı ve iki tarafı olduğunu söylemişler, böylece bir hükmün kesin olup olmadığı ortaya çıkmaktadır. Farz ve haram ifadeleri, kesin delile dayanmış olan emir ve nehiylerdir. Kesin delil, rivayet bakımından mütevatir, dirayet yani manasının anlaşılması bakımından da ittifak varsa ve bu bir emir ise, mesela namaz, oruç ve hac ibadetleri gibi, buna farz denir. Eğer bu zina, hırsızlık ve insan öldürmek gibi bir nehiy ve yasak ise buna da haram denir. Farzları terk etmek, haramdır.
Vacip ise, ya rivayet veya manaya delalet bakımından bir tarafın kesin olmayıp zayıf olmasıdır. Mesela Hanefiler Kur’an mütevatir olduğu halde “venhar” (kurban kes) emri Hz Peygambere mi, yoksa Müslümanlara mı konusunda ihtilaf edildiği için, Hanefiler vacip demiş, Şafiiler de sünnet demiş…
Sünnet ise her 2 tarafı da kesin değil zayıf kalırsa, o zaman ona sünnet derler. Mesela güzel koku sürülmek gibi… Mesela sakal hakkındaki Hz. Peygamberin sakal bırakın bıyıklarınızı kesin, hadisi gibi, bunlar mütevatir değildir. Diğer taraftan Hz. Peygamber Müslümanların şöyle şöyle bırakın, başkalarına benzemeyin, gibi ifadeleri var. Yani buradaki emir başka bir sebebe bağlanmış olmakla mana bakımından da bir arıza vardır. Yani netice olarak sakal an fazla olsa olsa sünnet olur. Ben sakal meselesinde itirazcılardan korktuğum için ağzıma hiç almadım. Ama sarık, şalvar, cübbe ve çarşaf dedim, çünkü bunların sağlam bir dayanağı yoktur. Hiçbir kimse bunlara sünnet veya vacip diyemez. Çünkü bu konuda elle tutulur bir delil yoktur.
Netice olarak İslam’da hiçbir kimsenin mubahı günah yapmaya, helâli haram yapmaya yetkisi yoktur. Hatta Hz. Peygamber helal bir şey içmeyeceğim bana haram olsun, dedi de koskoca Tahrim suresi geldi. Hz. Peygamber’in bile hakkı olmadığı bir yerde şeyhlerin, hacıların ve hocaların mı olacak?
Bilelim ki: Farzı terk etmek, haramdır. Vacibi terk etmek haram değil, (tahrimen) mekruhtur. Sünneti terk etmek, (tenzihen) mekruhtur.
Sakal bırakmak en çok sünnet olduğu için onu kesmek tenzihen mekruh olabilir. Hatta bu konuda Muhammed Ebu Zehra, yazdığı Usulü Fıkıh kitabında sakal bırakmak sünnet değil, doğal-tabii bir olaydır demiş.
Bazıları, sakal kesmek haramdır, demekle büyük bir yanlış yapmış ve bir hükmü değiştirip tahrif etmiştir. Böylece onlar, dinde keyfilik yapmakla günah kazanmıştır. Çünkü hüküm koyma hakkı Allah’ın olduğu gibi, bunların dereceleri de O’na ait olmalıdır.
Böylece din hükmü koyan ve değiştirip tahrif edenlerden Allah’a sığınırım. Zaten bugün Müslümanların işi ifrat ve tefritten ibarettir. Halbuki İslam, ölçü ve ölçekler dinidir.