Yangroup logo Yangroup logo
Hisarturizm Hisarturizm

Kültür-Tarih Sayfası 452

Bir Kavram – Intellectual’s despotisme Aydın despotizmi: Bir toplumu denetimlerinde tutmak ve kendi egemenliklerinin devamını garantilemek isteyen entelektüel s

Tarih 6 Ağustos 2015
Kültür-Tarih Sayfası 452

Bir Kavram – Intellectual’s despotisme

Aydın despotizmi: Bir toplumu denetimlerinde tutmak ve kendi egemenliklerinin devamını garantilemek isteyen entelektüel sınıfın, her türlü alternatif düşünce ve muhalif oluşuma karşı takındıkları baskıcı, hoşgörüsüz ve acımasız tutum.


İlginç Bilgiler

•  Çok sık televizyon izleyen 1 ve 3 yaş arası bin 300 çocuğun incelendiği araştırmada, 7 yaşına geldiklerinde yüzde 10'unda konsantrasyon, dikkatsizlik ve huzursuzluk problemleri bulunduğu gözlemlendi.
•  En sıcak yer Libya’da 58 derece ile ElAziziyah’dır.
•  En soğuk yer 89 derece ile Antartikadır.
• Kadınlar derilerinin altındaki yağ tabakası nedeniyle daha iyi yüzerler.
• Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar.


Bir Hatırlatma - Millî Birlik

Millî Birlik, milletin bütün olması, bu bütünlük içinde ayırıcı ve bölücü unsurlara asla yer verilmemesi demektir. Batı Trakya’da yaşayan Türk Azınlık milletinin en değerli varlığı budur. Azınlık Türk milletinin yaşaması, yücelmesi, gelişmesi, kalkınması söz konusu ettiğimiz bu millî birliğe bağlıdır. Millî birliği sağladığımız ölçüde milletimiz sonsuza kadar devam edecektir. Millî birliğin sağlanmasında milletin ortak kültüre sahip olması, ortak ahlâka sahip olması, ortak duyguya sahip olması; bunların sezgisi ve akıl gücüyle hareket edilmesi önemlidir. Batı Trakya’da hain güç odakları tarafından yürütülen Pomak, Türk, Çingene bölücülük propagandası bu birliği bozmaya yönelik bir gayrettir.

Batı Trakya Türk Azınlığı’nın millî birliği, Azınlık olarak bırakıldığı Yunanistan’da hayatiyetini sürdürmesi açısından önemlidir. Çünkü Azınlık, uluslararası anlaşmalarla resmi statüye sahiptir. Azınlığın bu millî birliği yaşadığı ülke ve vatanı olan Yunanistan’a halel getirmez. Azınlık, aynı zamanda yaşadığı ülkenin millî bütünlüğünün de farkındadır ve bu birlik için geçmişte savaşlara katılmış ve şehitler vermiştir. Azınlık kendi hayatiyetini sürdürmesi için Azınlık olarak millî kimlik ve birliğine sahipken, diğer yandan da vatandaşı olduğu ülkenin milli bütünlüğüne saygılı bir şekilde bilinçli Yunan vatandaşı kimliğine sahiptir ve bu kimlikle ülkesine bağlıdır. 


Bir Şifa – Maden suyu

Ülkemizde de sıklıkla tüketilen maden suyunun faydaları oldukça fazla. Yapılan araştırmalar sonucu, yapılacak olan spor öncesinde ve sonrasında vücudun su ihtiyacını önlediği ortaya çıktı.

Gıdalardan alınamayan minerallerin maden suyunda alınabileceği gibi maden suyunun yıllardır insanlara şifa kaynağı olduğu vurgulanmaktadır.

Maden suyunun mineral etkisinin dışında böbrek taşımı oluşumunu önleyici idrar yolları içinde iltihap giderici yararı bulunur. Pankreas için de faydası olmasının yanında safra kesesi tembelliği içinde olumlu etkileri vardır. Tabiî ki bilinen en büyük faydası hazmı kolaylaştırıcı özelliğidir. Maden suyunun cilt için de yararı var. Cildin solgun ve yaşlı görünüşüne olumlu etki eder. Cilt için, hem sürerek hem de içerek kullanılabilir.

Maden suyunu sadece yetişkin içeceği olarak görmemek gerekir. Bebek mamasında bile belli miktar maden suyu kullanılmasının yararı vardır. Çocuktan yaşlılara kadar geniş yaş yelpazesi içinde maden suyu kullanılabilir. Güne kahve yada çayla başlamanın yerine 1 bardak içilecek maden suyunun gün boyu dinçleştirici etkisi var.


Bir Ayet

Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Andolsun sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Kimdir sözü Allah'ınkinden daha doğru olan?
(NİSA, 87. Ayet)

Bir Hadis

Nerede olursan ol Allah'a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.
(Tirmizî, Birr, 55)


Bir Tespit – Popüler Kültür İktidarlığı

Emperyalist, Kapitalist üretim biçiminin, ekonomik ve siyasal yapısının ürünü olan popüler kültür kavramı Halklarda bilinç bulanıklığına yol açmayı öngörmektedir.

”Şuur tutulması” yaşayan kitleler monotonlaşır, kendi olmaktan çıkar, ellerinde market arabaları programlanmış robotlar gibi anlamsız vitrinlere bakarak markaları arabalarına doldururlar.

Emek sahiplerinin (öğretmen, doktor, işçi, polis, şoför, esnaf vs.) işleri dışında yaşamlarına nasıl yön vermeleri gerektiğini programlar ve sonuçta kendisine milyonlarca bağımlı insan tipi oluşturmayı hedefler. (Ufuk Coşkun)


Bir Hakikat – “Önce tahareti öğrensinler”

Bu gâvurlar bizden iyi biliyorlar bu işi deyip bir şeyler öğrenmeye ve öğrendiklerini bize satmaya çalışıyorlar. Ama şöyle düşünün. Birisi Arapça biliyor ve Farabî okuyor. Birisi de klasik Yunanca öğrenmiş “oğlum boşuna okuma diyor Farabî’yi. Bak Platon onun dik alasını yazmış. Ama diğeri hem klasik Yunanca hem de Arapça biliyor. Evet, ama Platon Müslüman olmadığı için şu şu noktalarda şöyle şöyle. Ama Farabî kendini Müslüman saydığı için şu noktayı şuraya, şunu da şuraya ilişkin kılıyor. Böyle şeylerle uğraşmayan insanlar kapitalizmin öncesi varmış vs. Yani gâvurların bana öğrettikleri bir şey olmasına imkân yok. Onların önce kıçlarını yıkaması lazım. İster Braudel olsun ister P. Valery olsun. Önce tahareti öğrensinler. (İsmet Özel)

 
Temizliği Ayıp Sayan Medeniyet...

Genel sağlık ile temizliğin birlikte yürüdüğü bugün herkes tarafından kabul ediliyor. Ancak, Batı’da ayıplandığı ve ahlaksızlıkla bir tutulduğu günlerin üzerinden çok geçmedi...

W T. Sedgwick, 1908 yılının önde gelen "Halk Sağlığı Kitabı”nda "salgın hastalıkların kontrolü açısından kişisel temizliğin önemi"ni vurgulamak için şöyle diyordu: "Estetik görünüm açısından sadece pisliğin yokluğu yeterli değildir..."

Temizlik "uygunsuz" görülmüş ve dinsel açıdan yasaklanmıştı
Sedgwick'in bu görüşleri. Amerika'da kişisel temizliğin fazla yaygın olmadığı bir dönemde gündeme gelmişti. Üstelik Avrupa ve Amerika'da, tarihin önemli bir kısmında temizlik "uygunsuz" görülmüş ve dinsel açıdan yasaklanmıştı. Din adamları, halk ve aynı şekilde krallar da bir ömür boyu yıkanmadan mutlu yaşamışlardı.

Aziz Francis: "…yıkanmamış vücut dindarlığın işareti"
Roma hamamlarında yaşanan sefahatin ardından, Erken Hıristiyan kilisesi temizliği çok çabuk safdışı etmişti. 6. yüzyılda da Aziz Benedict, iyilere ve özellikle gençlere seslenirken, "banyo ancak bazı durumlarda izne tabidir" diyordu. Aziz Francis ise, "yıkanmamış vücudun dindarlığın işareti" olduğunu söylüyordu. Kastilya Kraliçesi İsabella yaşamında sadece iki defa banyo yapmış olmakla övünmüştü; doğumunda ve evliliğinden önce...

Amerikada banyolar kanunlarla yasaklanmış veya kısıtlanmıştı
Amerikalı kolonicilerin liderleri, rastgele cinsel ilişkiyi çağrıştırdığından banyoyu ve çıplaklığı hiç de "masum" bulmuyorlardı. Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde kanunlar banyoyu ya yasaklıyor, ya da sınırlar getiriyordu. Philadelphia'da bir dönem, bir ay içerisinde birden fazla banyo yapan kişiler hapse bile atılmıştı...

İngiltere’de su sorunu
Ben Gurion Tıp Fakültesi'nden V.W. Greene, o dönemlerin İngiltere'sinde ise istendiği halde banyo yapılamadığını söylüyor: "Akan su bulunamıyordu, nehirler yıkanmak için soğuktu, yakıt ise pahalıydı ve sabun bulmak kolay değildi. Kişisel temizlik için bir serbesti tanınmıyordu; çünkü temizlik halk kültürünün bir parçası değildi..."

Hastalık yüzünden genç yaşta ölümler çoktu
19. yüzyılın büyük bir kısmında, Avrupalılar ve Amerikalılar müthiş bir pislik içinde yaşamışlar ve birçoğu buna bağlı hastalıklar yüzünden genç yaşta ölmüşlerdi. 1800'lerdeki ölüm oranı, çocuklardaki ishal yüzünden görülen kayıplar sonucu inanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Çünkü anneler, tuvaletlerini yaptıktan sonra ellerini yıkamıyorlardı ve bebeklerine bakterileri geçiriyorlardı. Daha sonra, yüzyılın bitimine doğru çocuklarda görülen ölüm oranı makul bir düzeye indi.


TARİH NOTLARI
Doç. Dr. Mehmet Kaan Çelen

Ali Suâvî’nin “Türk” İsimli Makalesine Dair Bazı Notlar

Ali Suâvî, Ulûm Gazetesi’nin ilk sayısında (1869) neşrettiği “Türk” isimli makalesinde: “Avrupa’da res (race) meselesi var. Yani bir kavmin kabiliyet ve istidâdına hükmetmek için mensub olduğu şa’ba nazar etmek itikadı vardır.” der [1] ve makaleyi kaleme alma sebebini şöyle açıklar:

“Bu ehl-i nazardan bazı meşâhîr, Türkleri mesâî-i zihniyeden âri, yalnız bir kaba kahraman gibi mütâlaa ediyorlar. Bu mütâlaanın yanlış olduğunu göstermek isterim [2] .”

Suâvî, Türklerin zihnî mesâîlerini Osmanlılardan önce ve Osmanlılarda olmak üzere iki başlıkta inceler. Osmanlı öncesi dönemi, “şimdilik” kaydını da düşerek Türklerin İslâmiyet’i kabullerinden sonra ortaya koydukları ilmî eserler ile tahdit eder.

Suâvî, Türklerin birinci dereceden ilmî eserler ortaya koyduklarını belirtir. Ona göre “terbiye-i hayvanât ve harf-ı enhar ve maden ve tarih ve kitabet gibi şeyleri” dünyaya Türkler yaymıştır. Muallim-i sânî lakabını kazanmış Farabî bir Türk’tür. Yunanlı Hipokrat’ın sadece tabib, Aristo’nun ise sadece filozof olmasına karşılık hem tabib hem de filozof olabilmeyi aynı anda başarabilmiş İbn-i Sina da bir Türk’tür. İslâm medeniyetine ve ilmine hizmet eden Mâveraü’n-nehir’deki “ulûm-ı akliye ve nakliye ulemâsı” da Buhara’nın ve Semerkand’ın birer Türk memleketi olması hasebiyle Türk’tür. Suâvî, misâl olarak Maturidî ve Buharî’yi gösterir. İlme büyük hizmet eden Harezm ve Horasan âlimlerinin de Fars olmadıklarını, Gazalî, Tusî, Zemahşerî, Taftazanî, Cürcanî gibi âlimlerin Türk olduklarını ispat etmenin güç olduğunu ancak Türk hükümetlerinin idare ve teşviki altında yetiştiklerinin bir hakikât olduğunu ifade eder. İslâm dünyasında ilk medresenin de Türkler tarafından açıldığını hatırlatır [3] .

Suâvî, Osmanlıların ilme hizmetlerini ise astronomi, edebiyat, felsefe, matematik gibi alanlarda ele alır. Türklerin tercüme faaliyetleri, Osmanlı’da eğitimin ücretsiz olması, İslâm dünyasında medreselerde okutulan kitapların büyük çoğunluğu itibariyle Türkler tarafından kaleme alınmış olması gibi hususlara temas eder.Avrupalıların saatlerce uğraşıp tabakalarca kâğıt kullanmak suretiyle yaptıkları hesapları, Osmanlıların kolayca ve yarım sayfa kâğıtüzerinde yapacak derecede “ilm-i hesab”da ilerledikleri, felsefe bahsinde o sıralarda Avrupa’yı saran Hegel ve Schelling felsefelerinin Türkler tarafından beş-altı asır evvel düşünülmüş olduğu, edebiyat mevzuunda İngilizlerin asırlar içerisinde sadece Shakespeare’i çıkarabilmelerine karşılık Türklerin her asırda nice Shakespeareler yetiştirdikleri gibi ilginç şeyler söyler [4] .

Suâvî, makalenin sonunda bazı neticeler çıkarmayı ihmâl etmez. Öncelikle, yazının da varlık sebebini teşkil eden “Türklerin zihnî mesâîye kabiliyetsiz oldukları” iddiasını reddeder ve verdiği izahattan yola çıkarak Türklerin mesâî-i zihniyelerinin inkâr edilemeyeceğini vurgular. İkinci olarak Türklerin cehalet içinde olmadıklarını beyan eder. Üçüncüsü, Avrupalı tarihçilerin Araplara isnad ettikleri ilim ve fennin Araplara değil ekseriyeti itibariyle Türklere ait olduğuna dikkat çeker [5] .

Fuat Köprülü, Ali Suâvî’nin büyük bir âlim ve mütefekkir olmadığını, herhangi bir mütercim ve muktatıf olarak kaldığını, Avrupa’da bulunduğu zamanlar oryantalistlerin eserlerinden biraz istifade ettiğini ve bunları kaynak göstermeksizin kendi araştırmalarının neticeleri gibi takdim ettiğini belirtir. Nitekim Türk isimli makalesinde de L. Davids’in Türk Grameri kitabının eski Türk tarihi ve medeniyetine dair bahislerinden istifade etmiştir [6] . Ahmet Hamdi Tanpınar, Suâvî’nin Davids’in eserini aktarırken bazı değişiklikler yaptığını da örnekleri ile gösterir [7] .

Kaynaklar üzerinde tahrif, arzu edilmeyen bir davranıştır ancak Suâvî’nin orijinalliği şahsî kanaatimize göre bu tahrif hâdisenin arkasında yatmaktadır. Suâvî, belki büyük bir âlim ve mütefekkir değildi ancak Türk makalesinin altında yatan kaygılar ilmî plânda olmasa bile temsil ettiği zihnî arka plân itibariyle Onu ilk ve orijinal kılmaktadır. Evvelâ Suâvî açık bir surette Türkler konusunda korumacı bir tavra sahiptir. Gayesi ve kaygısı Türklerin zihnî kabiliyetlerden mahrum oldukları yolundaki iddialara cevap vermektir. İkincisi, Türkler ve Türk tarihi hakkındaki kavrayışı muâsırlarının üzerindedir. Bilhassa Balkan Savaşları’ndan sonraki safhası Türkçülüğün altın çağı gibi telâkki edilen II. Meşrutiyet döneminin, resmî tarih yazıcılığı bile bu bağlamda Suâvî’nin uzağındadır. Hatta günümüzde dahi bu vadide Suâvî’dengeri olan şahıslara bolca tesadüf etmek mümkündür. Türk’ü özet olarak  “fi-l-asl Mâveraü’n-nehir’de Çin şimaline doğru sakin olan evlâd-ı Yafes’dendir. Türk ve Tatar zaten bir familyadan olduğu muhakkaktır” şeklinde tarif eden Suâvî, Türklerin büyük bir millet olduğunu, anavatanlarından çıkarak İran, Anadolu, Rumeli ve Mısır gibi bölgeleri fethederek buralarda birçok hanedanlar teşkil ettiklerini, Macarlar ve Osmanlıların Uygurlar’dangeldiğini yazar [8] . Üçüncüsü, Türk dünyası hakkında da bir fikre sahiptir. Yaşadığı dönemdeki Türk dünyasını 1. Osmanlılar, 2. Özbekler, 3. Türkistan, İran ve Afganistan’da yaşayan Türkmenler, 4. Sibir Tatarları, 5. Kırgızlar, 6. Yakut ve Çuvaşlar olmak üzere altı gruba tasnif eder [9] . Dördüncüsü, Osmanlılar ile Türklük arasında kesin bir münasebet kurar. Osmanlıların Bizans’ı ve Roma’yı unutturarak Anadolu’ya Türkiye ismini verdiklerini ve bu ismi bütün Avrupa’ya tasdik ettirdiklerini ifade eder [10] . Beşincisi, Suâvî belki de ilk defa olmak üzere İslâm medeniyetinde Türklerin hissesini keşfetmeye ve Arap diye bilinen pek çok İslâm âliminin aslında Türk olduğunu göstermeye çalışır. Ali Suâvî bu açıdan Bursalı Mehmed Tahir’in öncüsü sayılabilir. Ali Suâvî’nin, Ahmed Vefik ve Süleyman Paşalar gibi sonraki nesiller üzerinde etkili olduğunu yazan Köprülü,  Şemseddin Sami ve Veled Çelebi’yi Ahmed Vefik Paşa’nın, Necib Âsım’ı Süleyman Paşa’nın ve Bursalı Tahir Bey’i de Ali Suâvî’nin takipçisi addeder [11] . Nitekim Tahir Bey’in “Türklerin Ulûm ve Fünûna Hizmetleri” isimli eserinin mukaddimesinde Ali Suâvî’nin etkilerini açık bir surette görmek mümkündür [12] .

Bütün bu hususlar Suâvî’nin ilk Türkçülerden biri sayılmasını beraberinde getirmiştir. Ancak Suâvî’nin Türkçülüğü biraz tartışmalıdır. Şerif Mardin, İslâmcılığının daha ağır bastığı kanaatindedir [13] . Hilmi Ziya Ülken ise Suâvî’nin Osmanlıcılığa karşı fikri bir tepki olarak Türkçülük yaptığını ve Osmanlılık şuuru yerine Türklük şuuru uyandırmaya çalıştığını düşünür [14] . Şüphesiz Ali Suâvî’yi doğru bir şekilde değerlendirebilmek için “Türk” ve “Hive” gibi eserlerini tek başına ele almak yeterli değildir. Bu konuda en makûl tavra sahip olan Köprülü, Suâvî’nin Türklerin eski bir medeniyete sahip olduklarını ve İslâm ilimlerinin gelişmesine yardım ettiklerini ileri sürmek suretiyle en azından millî şuura yabancı olmadığını gösterdiğini ifade eder [15] .
 
1- Ali Suâvî, “Türk”, Ulûm Gazetesi, 1286, s. 1.
2- Suâvî, a.g.m., s. 1.
3- Suâvî, a.g.m., s. 3-6.
4- Suâvî, a.g.m., s 7-14.
5- Suâvî, a.g.m., s 16.
6- Fuad Köprülü, “Millî Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri”, Edebiyat Araştırmaları, Ankara 1999, s. 312-313.
7- Ahmet Hamdi Tanpınar, 19 uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul 2003, s. 245.
8- Suâvî, a.g.m., s. 1-2, 15.
9- Suâvî, a.g.m., s. 2-3.
10- Suâvî, a.g.m., s. 15.
11- Fuad Köprülü, a.g.e., s. 313.
12- Bursalı Mehmed Tahir, Türklerin Ulûm ve Fünûna Hizmetleri, Dersaadet 1314, s. 3-6.
13- Şerif Mardin, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu, İstanbul 2002, s. 412.
14- Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, İstanbul 2001, s. 78,80.
15- Köprülü, a.g.e., s. 312.

Hisarturizm
Millet gazetesi logo
© 2023 Millet
KÜNYE
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr