Mora Yarımadasında Türklere uygulanan soykırım İzmir’de protesto edildi
BTTDD İzmir Şubesi ve Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu önderliğinde düzenlenen programda Mora Yarımadasında Türklere uygulanan katliam protesto edildi.
Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği İzmir Şubesi ve Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu önderliğinde düzenlenen programda Mora Yarımadasında Türklere uygulanan katliam protesto edildi.
Mora Yarımadasında Türklere uygulanan katliamın yıldönümü dolayısıyla Yunanistan’ın İzmir Konsolosluğu önünde Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği İzmir Şube Başkanı Mümin Durmuş basın açıklaması yaptı.
Etkinliğe, Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği İzmir Şube Başkanı Mümin Durmuş’un yanı sıra İzmir’de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları başkan ve temsilcileri katıldı.
İzmirde yaşayan Rumeli Balkan kökenli Türklerin de katıldığı anma programında Gündoğdu Meydanı’nda toplanan kalabalık, İzmir Yunanistan Konsoslosluğu önüne kadar yürüyüş gerçekşetirdi.
Yürüyüşün ardından İzmir Yunanistan Konsolosluğu önüne siyah çelenk konuldu. Ardından basın açıklaması yapıldı.
Etkinliğe katılan bütün STK’lar adına basın açıklamasını Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği İzmir Şube Başkanı Mümin Durmuş yaptı.
Başkan Mümin Durmuş’un basın önünde okuduğu açıklama şöyle:
“1821 yılına kadar Yunanistan güneyinde Mora yarımadası Tripolice şehrinde Türkler, Yunanlı ve farklı etnik milletler yaşıyordu. Osmanlı himayelerinde yaklaşık 400 yıl huzur ve uyum içerisinde yaşayan Yunanlılar, İngiltere Fransa ve Rusya'nın Osmanlıya baskılarını fırsat bilerek ayaklanmış ve bağımsızlığını ilan etmişlerdir. Yunan çetecilerin baş komutanları Kolokotronis öncülüğünde, ''Eterya örgütü'' adı altında ayaklanmışlardı, bu örgüt sanki bir yerden emir almış ilk önce Mayıs 1821 de Atina şehrinde 2000 Türk'ü katletmiş, daha sonra 19.08.1821 de Nevarin şehrinde 3000 Türkü katletmiştir.
Bu acımasız ve insanlık dışı katliamlarda Türkleri öldürme provası, tekniklerini geliştirmiş ve bu katliamlar sonucu dünyadan hiçbir ses çıkmayınca daha da acımasızcasını ''Türklere ölüm'' sloganlarıyla 23/09/1821 Mora yarımadası Tripolice şehrinde savunmasız çocuk kadın hamile yaşlı demeden, aralarında Yahudilerin de bulunduğu 40.000 Türkü hunharca acımasızca önce işkenceyle ellerini sonra kollarını bacaklarını ve gövdelerini ikiye ayırarak daha sonrada başlarını keserek katletmişlerdir. Tüm bu olup bitenler ise bu vahşete sessiz kalan 'medeni' modern Avrupa’nın gözü önünde bu soykırımı gerçekleştirmişlerdir. Bu katliamlar canlı bir Türk kalmayınca dek devam etmiştir. Canlı Türk kalmayınca kan ile beslenen bu caniler bu sefer de Türk mezarlarından ölülerin kemiklerini çıkarıp yakmışlardır.
Yunan din adamları Türklerin öldürülmesini teşviki için kiliselerde çan çalıyordu. Bu vahşi katliama direnme çağrısında bulunan Tripolice Kadısı Halim Efendi Barbar çeteciler tarafından üzerine kızgın yağ dökülüp yakılarak katledildi. Rumlar katliamda kesilen kafaları piramit haline getirip gösteriler yapıyordu. Yunanlı isyanını başından beri destekleyen Avrupalılar bile gördükleri manzarada şaşkına döndüler. Bölgede bulunan Helen dostu Dr. Wilhelm Boldemann katliamın ardından bunalıma girerek kendini zehirleyerek intihar etmiştir.
Amerikalı tarihçi Justin McCarthy, şu sözlerle dikkat çekmişti; ''Üç gün boyunca zavallı Türk yerleşimciler, bir vahşiler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ne de yaş ayırt edilmedi. Kadınlar çocuklar dahi. Öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler. Kıyım öyle büyük ölçüde idi ki çetecilerin sergerdesi Kolokotronis'in kendi bile;
''Kasabaya girdiğimde yukarı hisar kapısından başlayarak Tripolice meydanına kadar, atımın nalları hiç yere değmedi” demektedir. İlerlediği zafer kutlama tören yolu, cesetlerden bir örtüyle döşenmişti. Yerde yatan kolsuz bacaksız başsız çocuk kadın yaşlı cansız bedenleri Kolokotronis atının nalları ile tepinerek bir kez daha cesetleri doğramış katletmiştir, bu nasıl bir vahşettir Allahım katliamdan sonra bölgeye gelen misyonerlerden Rufus ANDERSON, Yunan otoritelerine dayanarak verdiği bilgiyi şöyle açıklıyor:
''Mora da 80.000’e yakın Türk yaşıyordu. 1829 itibarı ile bunların hiçbiri kalmamıştı. Uzun yıllar İtalya'da yaşayan Dionisios SOLOMOS şair, Türklere yapılan soykırımdan sonra Yunanistan'a dönüyor ve Türklere, içi nefret dolu Yunanlılara övgü dolu 1823 yılında 158 kıtalık şiir yazıyor.
Bu şiir ile Yunanistan dünyanın en uzun marşına sahip ülke oluyor ve bu kıtalardaki sözlerin anlamı insanın kanını donduracak cinsten. İşte bazı mısraları:'
''Derin okyanus, işte böyle uğuldasın isterdim,
Ve dalgasında boğulsun her Türk tohumu,
Bak ümitsiz eller nasıl biçiyor yaşamları
Düşüyor yere kopmuş eller, ayaklar, başlar
Neden muharebe yavaşladı bir an
Neden azaldı Türk’ten dökülen kan
''Pis kanları nehir olmuş ovada akmakta
Masum otlar su yerine kan içmekte ''....
İşte değerli basın değerli STK temsilcileri tüm dünyanın gözü önünde acımasızca bir katliam bu bir soykırımdır, bu bir insanlık suçudur, bu soykırımı kınıyoruz lanetliyoruz.
Böyle bir soykırım dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir millete hangi dine mensup olursa olsun Müslüman, Hristiyan veya başka bir inanca sahip asla ve asla yaşanmasını istemiyoruz.
Hiçbir şaire vahşet içerikli şiirler yazmak nasip olmasın o katliamda canlarını vermiş atalarımızı rahmetle anıyoruz.
Kabri mekanları cennet olsun.
200 yıl geçse de biz bu soykırım MORA KATLİAMINI, UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ'' dedi.