Yangroup logo Yangroup logo
Hisarturizm Hisarturizm

Akıllı Olmazsak, Bu Pislikten Kurtulamayız!

Her fırsatta dünyaya insanlık öğretmeye çalışan Avrupa ve genelde Batı’nın medeniyet havarileri geçinen AB ülkelerinin son zamanlarda giderek deşifre oldukların

Köşe Yazıları 17 Eylül 2015

Her fırsatta dünyaya insanlık öğretmeye çalışan Avrupa ve genelde Batı’nın medeniyet havarileri geçinen AB ülkelerinin son zamanlarda giderek deşifre olduklarına şahit oluyoruz.

“İnsanlığa medeniyeti biz öğrettik ve öğretiyoruz” iddiasında olan Avrupa ülkeleri, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da başlattıkları savaşlardan sonra canını kurtarmak için kendisine sığınan milyonlarca mülteciye vicdansızca sırtını döndü. Kimi Yunanistan, Bulgaristan ve Macaristan gibi sınırına tel örgüsü ve duvar ördü, kimi Almanya gibi serbest dolaşımı engelledi. Almanya, mülteci akınını önlemek adına Schengen Anlaşmasını tek taraflı olarak rafa kaldırıp Avusturya ile arasına "sınır denetim” uygulaması getirdi.

Bu arada Avrupalıların bu anlamdaki kişisel gayretlerine de şahit olduk. Macar bir ırkçı gazetecinin kucağında çocuğuyla kurtulmaya çalışan bir sığınmacının ayağına çelme atarak yere düşürmesini ibretle izledik. Dünya izledi. Ama onlar güldü, biz ağladık.

Türkiye milyonları bulan sığınmacıya kucak açıp himaye ederken, Avrupa ülkeleri birkaç bin sığınmacının hesabını yapıyor. Bu konuda toplantı üstüne toplatı düzenleyen Avrupa ülkeleri aralarında anlaşamıyorlar. En son toplantıda da kavga ederek ayrıldılar. Bazı ülkeler birkaç bin sığınmacıya razı olurken, Polonya gibi doğu blokundan gelenler onları görmek dahi istemiyor.

Sığınmacıları nasıl kabul ettiklerini de öğrendik. Macaristan ve Slovakya gibi ülkeler açıktan sadece Hıristiyan olanlarını alabileceğını açıklarken, Almanya bu işi kurnazca aba altından sopa gösterek yaptı. Hırıstiyanlığa geçişi, Müslüman sığınmacıların oturum iznini kolaylaştırıcı bir şart olarak ileri sürdü.

Almanya’nın şartını daha açık bir ifadeyle şöyle özetleyebiliz: “Ya dinimi kabul eder benim gibi olur kalırsın, ya da defolup gidersin.”

MÜSLÜMANLARI İSTEMİYORLAR

Tabii bu arada Akdeniz, onlarca sığınmacıya mezar olmaya devam ediyor. Onlar izliyor, biz üzülüyoruz.

Geçen hafta cesedi kıyıya vuran küçük bir yavruya dünya ağlarken, bu ikiyüzlü Avrupa ülkelerinin politikacıları da sahte gözyaşları döküyordu. İkiyüzlü derken haksızlık etmediğimden eminim. Çünkü durum ortada. Adamlar hem ağlıyor, üzülüyor gibi yapıyor, hem de diğer taraftan “sizi istemiyoruz, defolun” diyorlar. Bu nasıl bir vicdansızlık, sahtelik ve ikiyüzlülük böyle! Bu kadar da olmaz!

Vicdansızlıklarının son örneğini Avrupa’nın bilinçaltında taşıdığı ırkçılığı açığa vuran Fransa’nın bir belediye başkanı ortaya koydu.  Fransa'nın güneyindeki Beziers şehrinin yabancı ve İslam karşıtı açıklamalarıyla bilinen belediye başkanı Robert Menard, Suriyeli sığınmacılara "Buraya hoş gelmediniz. Sizi istemiyoruz, çekin gidin" dedi. Menard ayrıca, sığınmacıları "Kullanılmayan devlet lojmanını kanunsuz işgal etmekle" de suçladı. 

Bu ırkçılık numunesi herif, hayatta kalma mücadelesi veren ve başını sokacak bir yer arayan mazlum ve masum insanlara karşı bu kadar vicdansız bir şekilde yüzlerine karşı “defolun” diyerek ne mal olduğunu ortaya koyuyor. Kendine yakışanı yapıyor demek ki. Avrupa medeniyeti mensubu olmanın ayrıcalığı ve üstünlüğüyle kendini üstün bir “şey” sanarak farklı olanları aşağılıyor ve rencide ediyor. O Batılı ve Avrupalı, sığınmacılar ise Doğulu ve Afrikalı. Bu ve bunun gibilerden bir kez daha öğreniyoruz ki; Hıristiyan ve Yahudi Avrupalılar üstün, Müslüman Doğulu ve Afrikalılar ise aşağı ve “defolması” gereken varlıklardır.

ÜLKEMİZDEKİ HASTALIK HIZLA YAYILIYOR

Avrupa’nın iyi insanları uyanmazsa, Avrupa felakete doğru sürüklenecektir. Sadece Gayrımüslim sığınmacılara değil, Avrupa’da yaşayan yerli Müslümanlara da “defolun” demeye başlayacaklar. Bunu değişik şekillerde hep diyorlar zaten. Ama bu gidişle açıktan ve resmen göçe zorlamalar başlayabilir. Yunanistan bu konuda epey tecrübeli sayılır. Kendisinden mutlaka faydalanacaklardır. Azınlık olarak bırakıldığımızdan beri Batı Trakya Müslüman Türkleri olarak sistematik bir şekilde asimilasyona maruz kaldık ve göçe zorlandık. Bu politikaların şu an Avrupa çapında bir hastalık gibi hızla yayıldığını görüyoruz ve önlem alınmazsa, sonu büyük bir felâket olur.

İşte son günlerde Avrupa’da cereyan eden bu insanlık dışı olaylar, tahrif edilmiş Hıristiyan-Yahudi Avrupa ve Batı medeniyetinin ne olduğunu ortaya koymaya yetiyor ve artıyor. İyi Avrupalıları, her zaman olduğu gibi tenzih ederim. Onlar da ataletten kurtulup gerçekleri idrak ettiklerinde durum değişmeye başlayacaktır. Ancak mevcut emperyalist ve kapitalist Avrupalılar, canları öyle istiyor diye kendilerini üstün görüyorlar. Sırf bencillikten, dünyadaki her şeye hükmedebileceklerini sanıyorlar. Kendilerine ait olmayanı da ele geçirebileceklerini sanıyorlar. Şımarık bir çocuk gibi doyumsuz, sınırsız, pervasız bir kibirin içine batmış Avrupa ve genelde Batı, işte bu kontrolsüz ve doyumsuz bencilliği yüzünden sadist bir kapitalizim politikası ile psikoza girmiş ve bu anomali ile ahlaksızlığa doğru hızla ilerliyor.

Bu hastalıklı ruh halinin ilerlemesi, ne yazık ki bize medeniyet ve insanlık ilerlemesi olarak yutturuluyor. Oysa uyanıp gerçekleri görmek lazım. Bu gidişat, gidişat değildir. Her türlü şeytanlığı yaparak ve kullanarak dünyayı  kendisiyle birlikte girdaba sürükleyen bu sözde Avrupa medeniyeti, günümüz insanlığın kokuşmuşluğunun yegâne sorumlusudur. Kibir, hırs, kin, gadap ve doyumsuzluk ve şımarıklık, etrafı kokuşturmaya devam ediyor.

Müslümanlar da tam bir “afazi” içerisinde mışıl mışıl uyuyor. Kimi uyuyor, kimi de yavaş yavaş uyanıyor. Kimi gayretle gözünü açarak, gerçekleri görerek uyanıyor, kimi bir kâbusla uyanıyor. Ortadoğudaki patlayan bomların sesiyle irkiliyor, Akdenizdeki masumun sahile vuran cesediyle sarsılıyor, Avrupa’daki ırkçılıkla karşılaşınca şoka uğruyor.

Bunlar inşallah biz Müslümanları kendine getirecektir. Umudumuzu hiçbir zaman yitirmeyeceğiz. Umut, yaşam kaynağıdır, ışıktır, ufuktur, gelecektir, imandır, imkândır. İmanın olduğu yerde her zaman imkân da vardır.

PAZAR GÜNÜ SEÇİME GİDİYORUZ

Ayın 20’si olan önümüzdeki pazar günü erken seçim için sandığa gideceğiz. Birçok soydaşımız bize siyasetçiler yüzünden seçime katılmak istemediklerini ifade ediyorlar. “Partilerin tümünü yaşadık ve gördük. Hepsi yalan söylüyor. Hepsi bizleri kandırdı. Bu siyasetçilerden ve partilerden artık hiçbir beklentimiz kalmadı, onun için oy da atmak istemiyoruz” kanaatinin toplumda hakim olduğunu görüyoruz.

Ben her şeye rağmen bu dönemin bir geçiş ve fetret dönemi olduğunu düşünüyorum. Zaman zaman bütün dünyada böyle siyasi tıkanmalar, sistem çöküşleri yaşanıyor. Zaten dünya geneli de iyi gitmiyor. Tabii bizim ülkemizdeki tıkanma ve yolsuzluklar bir AB üyesi ülke olarak diğerlerinden farklılık gösteriyor, ama uzun da olsa bir müddet sonra her şey yerine oturacaktır, oturmalıdır. Tabiatın işleyişi gereği bu böyledir. Ne var ki, normalleşene kadar dişimizi sıkmak ve çok sabretmemiz gerecektir. Aklımızı başımıza toplayıp sabırla bu zor sürecin içinden ya çıkacağız, ya da hep birlikte felâkete sürekleneceğiz.

Onun için bu sabrın gereği olarak sandığa gitmek ve oyumuzu akıllı bir şekilde kullanmamız şarttır. Bu, düzlüğe çıkmak istemenin birincil şartıdır. Biz önce vatandaş ve sonra da Azınlık mensupları olarak üstümüze düşen görevi getirmekle mükellefiz. İçinde yaşadığımız ve hem vatandaşlık hem de Azınlık haklarından tam anlamıyla yararlanabileceğimiz ülkemizin ekonomik ve siyasi olarak sağlıklı bir duruma gelmesi şart. Buna vatandaşlar olarak bizim en büyük katkımız, sandığa gidip oy kullanmak olacaktır.

“OYUMUZU NASIL KULLANACAĞIZ”

Bunları söyledikten sonra okuyucularımız bize “Oyumuzu nasıl kullanmalıyız?” diye soruyorlar.

Mevcut siyasi ortamdan çok şey beklemenin yersiz olduğunu herkes görüyor ve söylüyor. Bu durumda bizim adaylardan da çok şey beklememiz doğru olmaz. Onlardan beklenecek ilk şey, bizi en iyi şekilde mecliste temsil etmeleridir. Yeri geldiğinde her yerde sesimizi gür bir şekilde duyurmaktır. “Batı Trakya Müslüman Türk Azınğı” olduğumuzu korkmadan, tırsmadan, kıvırmadan, hümanizim paravanının arkasına gizlenmedem cesurca dile getirmek ve haklarımızı talep etmektir. Dolayısıyla bu vasfa sahip olduğuna inandığımız avantajlı konumdaki adaylarımızın bulunduğu parti listelerine oy vermek bizim görevimiz olmalıdır.

Tabii ki herkes dilediği gibi kendi tercihini kullanmak hakkına sahiptir. Biz sadece bu anlamda aydınlatıcı ve yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Durum ortada. Seçimlerden sonra çok sey değişmeyecektir. Tek başına iktidar neredeyse imkansız gözüküyor. Yine koalisyon olacaktır. Biz Azınlık olarak vekil sayımızı arttırmaya çalışmalıyız. En az 3 hatta akıllı davranırsak 4 milletvekili seçebiliriz. İskeçe’de de büyük bir başarıya imza atabiliriz. Yeter ki aklımızı kullanalım. Kullanmazsak, Allah’ın Kur’an’da dediği gibi, “üzerimize pislik yağmaya” devam edecek.

Allah iyilerin ve mazlumların ve aklını kullanan Müslümanların yar ve yardımcısı olsun!

Hisarturizm
Millet gazetesi logo
© 2023 Millet
KÜNYE
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr