Al birini vur ötekine...
Son günlerde basında yer alan haberlere baktığımızda, ülkede seçim havasının iyice hakim olmaya başladığını görmekteyiz. Gazeteler, televizyonlar ve politik çev
Son günlerde basında yer alan haberlere baktığımızda, ülkede seçim havasının iyice hakim olmaya başladığını görmekteyiz. Gazeteler, televizyonlar ve politik çevreler neredeyse tamamen seçimlere odaklanmış durumdalar. Dolayısıyla, Yunanistan’ın artık seçime doğru gittiğini söyleyebiliriz.
Hal böyleyken, ben yine de temkinliyim ve bu konuda bir ihtiyat payı bırakmakta ısrar ediyorum. Çünkü az ve fakat bu işleri bilen tecrübe sahibi uzak görüşlü bir kesim, hâlâ seçim olmayacağını düşünüyor. Buna gerekçe olarak da, Avrupa Birliği’nin bu konuda net bir tavır ve kesin bir hükümde henüz bulunmamış olmasını gösteriyor.
Tabii olarak nihaî karar, ülkedeki gidişata bağlı alınacaktır ve -ne kadar saçma da olsa- partilerin anlamsız inatları ve özellikle başkanlarının kişisel beklentileri yüzünden gidişat şimdilik seçimleri gösteriyor. Artık hayırlısı, demekten başka bir şey kalmıyor.
Evet, ülke seçime gidiyor. Bundan ısrar edenlerin gerekçesi de, ülkenin daha iyi bir duruma gelmesi ve içinde bulunduğu ve kaosa sürükleyen krizden kurtulması, gösteriliyor.
Peki, ülkemiz Yunanistan sadece seçimlere giderek krizden ve kaostan kurtulabilecek mi? Tek başına seçimlere gitmek bir şey ifade eder mi? Yannis gidecek, Yannakis gelecek... Ne anlamış olacağız bu sonuçtan? Kesin olarak hiçbir şeyin değişmediğini... Hem zaten kim gelirse gelsin, Troyka’nın programını uygulamak zorunda değil mi? Bunun taahüdü çokktan verilmedi mi?
İki büyük partinin haline ve gidişatına bakın. Eskiye nazaran değişen bir yönleri var mı? Hiç sanmıyorum. Venizelos Papandreu’dan daha mı iyi? En azından Azınlık açısından iyi olmadığı kesin. Daha radikal ve Türk karşıtı bir geleneği temsil ediyor. Yakın geçmişte yaptıkları ortadadır. Azınlığa vereceği hiçbir şey yoktur. Sorunlara çözüm önermemektedir ve öyle bir derdi de yoktur. Genel anlamda geleceğe yönelik ufuk açıcı ve dikkate şayan bir öneri sunamadığı için çoğunluk tarafından da pek kaale alınmamaktadır.
Venizelos böyle de Samaras mı iyi? Alâkası yok. Al birini vur ötekine. Hatta Samaras çok daha tehlikeli bir isim. Geçmişini unutmadık, unutamıyoruz. “Azınlık oylarını istemiyorum” diyen Samaras’ı bu Azınlık unutabilir mi? Ben daha tehlikeli diyorum, ama belki de Venizelos daha tehlikelidir. Çünkü Samaras en azından açıktan Azınlığa sıcak bakmadığını göstermiş. Venizelos ise sinsi. Ne yapacağı ve nasıl vuracağı belli değil.
Büyük partilerin Azınlığa ve genel olarak ülkemize iyi gelmediği ortadadır. Millet bunu iyi anladığı için artık her fırsatta ve yerde küçük partilere oy vereceğini dillendiriyor. Özelllikle
Azınlığımız kesinlikle büyük partilere oy vermeyeceğini, onları cezalandırmak istediğini, bu yüzden küçük sol partilere oy verceğini dile getiriyordu.
Azınlık, birkaç gün öncesine kadar küçük sol partilere oy vereceğini dile getiriyordu, ama artık değil. Azınlığımız artık sadece bir tek küçük sol partiye oy vererek onu büyük parti yapmaya niyetlenmiş. Bunun nedeni de SİRİZA’dan düşme ve Yunanistan’da “PASOK B” diye çağrılan Kuvelis’in sol partisi DİMAR’ın ırkçı tutumu oldu.
DİMAR Azınlıkta SİRİZA ile birlikte çok iyi izlenim bırakmaya başlayan ve yükselişe geçen bir partiyken şimdi dibe vurmak üzere. DİMAR’ın Azınlıktaki yükselişi özellikle Çetin Mandacı’nın bu partiden aday olacağı duyulduktan sonra başladı.
Mandacı’nın geçtiğimiz günlerde PASOK’tan ihraç edilerek bağımsız kalan beş milletvekiliyle birlikte Kuvelis’le görüştükten sonra partiye kabul edilmesi söz konuyken, son anda kabul edilmediği ilân edilidi. Özellikle DİMAR’ın İskeçe İl Örgütü’nün, Mandacı’nın partiye kabul edilmesine ve aday gösterilmesine son derece sert bir şekilde karşı çıktığı açıklandı. Gerek yerel Yunan basını ve gerekse Azınlık basınında çıkan haberlerde, DİMAR’ın İskeçe İl Örgütü’ndeki azınlık ve çoğunluk mensuplarının “veto”sunun gerekçesinin aslında Mandacı’nın “Türklük” çizgisi ve “T.C. Gümülcine Başkonsolosluğu’yla sıkı ilişkileri” olduğu ileri sürüldü.
Madem ki DİMAR böyle bir tercihte bulunmayı kendisine yakıştırmış, bize düşen de onları ırkçılıklarıyla başbaşa bırakmaktır. Azınlığımızın umut bağladığı sol partilerden biriyken ve Mandacı’yla iyi bir çıkış yakalamışken, DİMAR’ın bu şekilde intihar etmesi uzun bir müddet daha konuşulacak ve tartışılacak bir gelişme olacaktır, diye düşüyorum.
Mandacı ile bir sandalyeyi kesin kazanacağı belli olan bir parti neden böyle bir şeyden vazgeçebilir ki? Taviz veremedikleri ilkesel sebeplerden dolayı olabilir mi? Demek ki bir partinin adının sol olması yetmiyor. PASOK da sol’du, ama yıllarca anamızı ağlattı en son da Azınlık olarak bizleri güzelce kandırdı. Ne söz verdiyse, tam aksini yaptı. DİMAR’a neden PASOK B dendiğini şimdi daha iyi anlamış olduk.
Sizi bilmem, ama ben her geçen gün biraz daha SİRİZA’ya ilgi duyuyorum. En azından şimdilik SİRİZA Azınlık açısından en iyi çıkışlarda bulunan partidir. İnşallah bu çizgisini bozmaz ve Azınlık oylarının kahır ekseriyetini alarak vekilsiz kalmayız.
SİRİZA için dileğim, İskeçe’de olduğu gibi Rodop’ta da ideal ve Azınlık değerlerine uygun bir adayın belirlenmesidir. SİRİZA’nın içindeki bazı radikal sol fraksiyonların geçmişteki Türk karşıtı ve PKK sempatizanı çıkışlarını unutmuş değiliz. Bunun, SİRİZA’nın yapısal çeşitliliği nedeniyle farklı ve az da olsa cins bazı sol grupları barındırmasından kaynaklandığını biliyoruz. Ancak bu tür söylemlerin, Batı Trakya Türk Azınlığını temsil etmeyi düşünen bir
SİRİZA Azınlık milletvekili adayı tarafından benimsenmesi uygun düşmemektedir. Düşmediği, geçmişteki örneklerinden bellidir.
Ben uyarmış ulayım. Sonra niye böyle oldu denmesin. Geçmişten ders almayı bilmeyener, aynı hatalı tekerrür ettirirler.
Benden söylemesi.