Avrupa’nın Yüzkarası Bosna ve Srebrenitsa Soykırımı
Srebrenitsa Soykırımı: "11 Temmuz 1995" günü, bebeğinden ihtiyarına kadar 12.000'in üzerinde Boşnak erkeğinin, BM Barış Gücü askerleri korumasında ve güvenli bö
Srebrenitsa Soykırımı: "11 Temmuz 1995" günü, bebeğinden ihtiyarına kadar 12.000'in üzerinde Boşnak erkeğinin, BM Barış Gücü askerleri korumasında ve güvenli bölgede olmalarına rağmen, tamamının üç gün süresince hunharca katledildiği soykırım.
Zamanında Bosna-Hersek’teki soykırımlar karşısında, siyasi arenada söz sahibi Batı ve Hıristiyan gücünün kayda değer hiçbir hareket göstermemesinin sebebi, İslâm gücü ve kültürünü Balkanlar’dan atmak, bir daha Avrupa coğrafyasına ayak bastırmamak ve yok etmek olduğu Srebrenitsa soykırımıyla belgelendi.
Sırplar ve bazı Balkan devletleri kadar onlara desteğini esirgemeyen Avrupa ve ABD, bu hâdiselerden sorumludurlar. Çünkü şuurlu bir şekilde sessiz kalarak ve müdahalede bulunmayarak büyük bir soykırıma ve Müslüman halkın katline göz yumdular ve dünyanın birçok yerinde yummaya devam etmektedir. Bosna’daki katliamlar sürerken bütün çabalara rağmen, dünya barış ve istikrarının sözde hamisi olarak kurulmuş BM’den sonuca götürecek askeri bir müdahale karan dahi çıkarılamamış, çıkarılan kararlar ise saldırgan taraf olan Sırpların işlerini kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Ortaya çıkan gelişmeleri Sırplara destek veren ve Avrupa içinde küçük bir Müslüman devletin doğmasını engelleme amacına yönelik bir sessizlik olduğu ortaya çıktı. NATO’nun müdahaleleri ise, Sırplar’a hak ettikleri dersi vermekten ziyade zevahiri kurtarmaya ve kendisine yöneltilen iddialarının aksini ispat etmek istercesine suni bir gayret göstermeye yönelikti.
Bosna-Hersek Devlet Başkanı Alija İzzetbegoviç, 5 Aralık 1994 tarihinde Budapeşte’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı toplantısında yaptığı konuşmasında şu gerçeği dile getirmiş ve bütün dünyaya haykırmıştır:
“Batının acizliği, tereddüdü ve hatta bazen kötü niyetli tavrı sayesinde uzayıp giden Bosna’daki bu savaşın sonucu ne olacak? Sonuç şu olacak: İtibarsız bir BM, iflas etmiş bir NATO, soğuk savaş sonrasının ilk krizine dahi karşı koyamamış Avrupalının acziyet içindeki moral bozukluğu... Avrupa ile ABD, Batı ile Rusya ve Batı ile İslâm dünyası arasındaki ilişkilerin asla bundan daha iyi olmayacağı, farklı ve çok daha kötü bir dünya meydana gelecek. ‘Batı dünyası bu yüzyılın sonunda Bosna’dan utanç verici bir geri çekilmenin neticesi, muazzam bir ayıp ve aşağılanma ile damgalanacaktır’ diyenlerle aynı kanaatteyim. Açıkçası çok kişi Bosna’da olanları hafife aldı. Önceleri oluşan bölgesel bir krizdi. Daha sonra bir Avrupa krizine dönüştü ve hiç kuşkusuz şimdi bir dünya krizidir. Dolayısıyla, Bihaç’ın savunulması veya düşmesi global öneme sahiptir ve buradaki herkes için bir kaygı unsurudur. Bu insanlık dışı saldırı, dehşet verici soykırım ve toplama kampları karşısında Batı ‘insani yaklaşım’ adını verdiği bir tepki gösterdi. Farklı beklentilere bağlı olarak belli bir plan çerçevesinde geliştirilen ve daha kötü sonuçları tahrik eden çok ciddi bir hastalığı, sadece müsekkin ile geçiştirmeye çalıştı. İşte şimdi bu ‘insani yaklaşım’ halkımız için şantaja, hatta son zamanlarda çifte şantaja dönüştü. Kollarımızı kavuşturup oturmadığımız için yardıma layıktık. Yalnızca hafif silahlarla donanmış 20 ile 150 kişiden oluşan 100 civarında küçük gruplarla direnişe başladık ve on binlerce saldırganı etkisizleştiren ve binden fazla tank ve zırhlı aracı tahrip eden 150.000 kişilik bir ordu meydana getirdik. Savunmamız güçlendikçe bize yardım etme niyetiniz giderek azaldı. Niçin? Bunun bir cevabı var mı?”
Aliya’nın bu sorusunun elbette ki cevabı var: Bosna- Hersek’te yaşanan hadiseler gösteriyor ki, Batı herhangi bir İslâm coğrafyasında meydana gelen bir hâdiseye, eğer kendi çıkarlarıyla bağdaşmıyorsa, müdahale etmekte ağır davranmakta, görmezlikten gelmekte, mekanizmalarını devreye sokmakta isteksiz bir tavır ve tutum sergilemektedir. Batı, bu manada, geleneksel olarak izlediği çifte standart politikalarına oldukça sadıktır. Batı’nın, Almanya’nın öncülüğünde Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsız devlet olma sürecini kolaylaştırıp bu iki ülkenin Katolik halkını muhtemel bir Sırp katliamına karşı korurken, aynı tutumu Bosna-Hersek Müslümanları için göstermemesi bu çifte standartçı ahlak ve tutuma ibret verici bir misaldir.
Osmanlı Türkleri olarak bir zamanlar, dünyanın üç kıtası üzerinde, yine dünyanın en adil ve medeni devletini kurmuşuz. Medeniyet, bir manada, büyük bir ülkedeki her milletten her insana insanca muamele etmek demekse, bunun yeryüzündeki en üstün örneğini göstermişiz.
Bosna’nın unutulmaz lideri Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç bakın bu örneğin en üstününü nasıl dile getiriyor: ''Kurban olmak ile katil olmak arasında tercih yapmam gerekirse Kurban olmayı tercih ederim.''