Azınlık haklarımızla insanca yaşamak istiyoruz
Geçtiğimiz hafta, bizim için bir baskın haftasıyıdı. Bir hafta arayla ardı ardına iki kez maliye müfettişlerinin baskınına maruz kaldık. Önce 29 Aralık Salı gün
Geçtiğimiz hafta, bizim için bir baskın haftasıyıdı. Bir hafta arayla ardı ardına iki kez maliye müfettişlerinin baskınına maruz kaldık. Önce 29 Aralık Salı günü Çınar Derneği olarak, tam bir hafta sonra 6 Şubat Çarşamba günü ise Millet gazetesi olarak saatler süren bir mali incelemeye tabi tutulduk.
Çınar Derneği olarak Maliye Müfettişlerinin baskını yaklaşık 5 saat sürdü. Teftiş boyunca bütün defterlerimiz didik didik edildi. Hesaplarımızı ve kitaplarımızı muntazam bir şekilde tutup herşeyi kanunlara uygun yaptığımız için küçük ihtar cezalarıyla atlattık.
Devletin maliye müfettişleri elbetteki işini yapacaktır. Bundan daha normal bir şey yoktur. Ancak Çınar Derneği'nde yapılan baskındaki teftişte dikkat çeken, müfettişlerin özel talimatla ihbar üzerine baskın yapmasıydı.
Anlaşılan, birileri Çınar Derneği'nin radyosu Çınar FM'i çok fena gammazlamış, yolsuzluk ihbarıyla baskın yaptırmış, ancak işimizi düzgün yaptığımız için yolsuzluk tespit edilmediğinden, umduklarını bulamamışlardır. Çünkü yapılan incelemede, teknik basit mevzuat hataları dışında bir şey tespit edilememiştir. Muhbirlerin tek tesellisi, sonunda küçük de olsa bir kaç ihtar cezası yemiş olmamızdır.
"Çınar Derneği radyoyu nasıl satın aldı, paraları nerden buldu?" talimatıyla gelen müfettişler, kimlerin ihbarı üzerine baskın yaptı? Son zamanlarda bu konuda dedikodu üreten ve yayan azınlık siyasetçileri ve basıncıları olabilir mi? Öyleyse eğer, o zaman bunların Altın Şafak’çılardan ne farkı var?
Hakkımızda ihbarlar zaten vardı. Çınar Derneği’ne ve özellikle yayın organı Çınar FM hakkında birileri uzun zamandır dedikodular üreterek çamur atmaya çalışıyorlardı. Başarılı yayınlarıyla Batı Trakya Türk Azınlık toplumunun sesi olmaya çalışan radyomuz hakkında aleyhte propaganda yürüterek hedef haline getirenlerin bütün gayretlerine rağmen bu işin altından alnımızın akıyla çıktık. Çünkü hesabını veremiyeceğimiz hiçbir faaliyette bulunmadık.
Azınlık sivil toplum kuruluşları ve basını olarak zaten yıllardır hedefteyiz ve sürekli bir baskı altında tutularak yıldırma ve sindirme uygulamalarına maruz kalıyorduk. Bunları kimlerin yaptığı da herkesin malûmudur. Bu bizleri çok üzmüyor, çünkü onlardan zaten o beklenir. Ancak işin canımızı acıtan yanı, uzun zamandır sosyal medya dahil kamuoyunda, Azınlık içinden sorumlu olması gereken insanların bizleri bu konuda hedef haline getirmeleri ve adeta maliye müfettişlerine davetiye çıkartırcasına afişe etmeleridir. Onları Allah’a ve milletin vicdanına havale ediyorum...
Şu kadarını söyleyim ki, ben bizleri kimlerin ihbar ettiğini biliyorum. Şimdilik kimlikleri bende mahfuzdur. Onlar da bildiğimizi biliyor. Şimdilik bu kadarıyla iktifa ediyor, zamanı gelince veya gerektiğinde kamuoyuyla paylaşmaktan çekinmeyeceğimi belirtmek istiyorum.
Gazetemize yapılan baskınla ilgili olarak fazla bir şey yazmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Yıllardan beri gazete olarak başımıza gelenler ortadadır. 2007 yılından beri süren bir tazminat davaları maratonu tüm hızıyla devam ediyor.
Gazete böyleyken, 2010 yılından beri Çınar FM ile de bir haber radyosu olarak Azınlık medyasına farklı bir renk ve yeni bir soluk katmamız dikkat çekti ve Azınlık karşıtı aşırı çevrelerde özellikle de yan devlet mekanizmasında rahatsızlık zuhur etti. Bu durum, söz konusu “mekanizma”nın Azınlık içinde rol biçtiği oyuncularının ve özellikle de aktörlerinin etkisini azalttığı için rahatsızlığa neden oldu. Sistemin aktörleri etkisiz kılındığında, etki alanı da daraltıldığında karşılaşılacak durumla karşı kaşıyayız. Olay, benim kannatime göre bundan ibaret...
Şunu da ilâve etmem gerekir ki, özellikle ikinci baskında maliye müfettişleri bizlere tavır itibariyle rahatsız edici bir muamelede bulunmamışlardır. Nazik ve anlayışlı davranmışlardır. Ne demişler: doğruya doğru... Yanlışları yazdığımız gibi doğruları da yazmak gerekiyor. Bizler doğrulardan yanayız...
Olan bitenden mesajımızı aldık. Devlet kendince devletliğini yaptı, mekanizmasıyla dolaylı olarak mesajlarını geçti. Bu şifreli mesajı, adamlarımıza dokunmayın ve deşifre etmeyin, şeklinde çözdük.
Olay şimdilik bu şekilde noktlanmış oldu. Her şey normal ve yolumuza devam ediyoruz. Tabii burası Yunanistan, her şey yolunda görünürken bir dakika sonra ne olacağı belli değil. Bugün ak olan yarın kara olabiliyor bu memlekette. Tecrübelerimiz böyle diyor. Azınlık mısınız? İşiniz zordur... Hele ki her şeye tamam diyen “mekanizmanın iyi çocuğu" değilseniz. İşte o zaman yandınız...
Sinek ısırsa, Türk olduğumuz için baskılara, cezalara maruz kalıyoruz, kelle koltukta geziyoruz, diye feryat figan edenlere sorarız: Biz ne diyelim?
Son söz: "Uslanmaz" Azınlık gazetecisi olmanın bedeli: 1 milyon 750 bin Euro tazminat talebiyle açılan davalar... 270 bin Euro’yu bulan kesinleşmiş cezalar yüzünden karşı karşıya kalınan hacizler... Bloke edilen banka hesapları... Ve netice itibariyle, sigortamız yok, üzerimizde kayıtlı mal-mülk yok, gelecekle ilgili şahsî bir beklentimiz yok... Tek beklentimiz var: Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’mızın kazanılmış haklarıyla insanca yaşaması...