Başbakan Çipras hangi yüzle Ruhban Okulu istiyor?
Başta Yunanistan olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği üst düzey yöneticileri her fırsatta Heybeli Ada Ruhban Okulunun Yüksek Öğretim Kurulu
Başta Yunanistan olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği üst düzey yöneticileri her fırsatta Heybeli Ada Ruhban Okulunun Yüksek Öğretim Kurulu’ndan (YÖK) tamamen bağımsız bir şekilde açılması için dayatmalarda bulunmaktadırlar. Oysa Ruhban Okulunun Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve yasalara uygun bir şekilde faaliyete geçmesi için hiçbir engel yoktur. Ruhban okulunun lise kısmı zaten açıktır ve halen kadrolu müdür yardımcısı vardır. Fakat öğrenci yokluğundan faaliyette değildir. Ruhban Okulunun Ruhbanlık kısmı da, Türkiye’deki YÖK’e bağlı olmak kaydıyla, öğrenci buldukları takdirde faaliyete geçmesine her hangi bir engel söz konusu değildir. Durum bu kadar açık ve nettir.
Hal böyle iken iki-üç bin Ortodoks Rum’un dinî ihtiyaçlarını karşılamak için tamamen bağımsız bir Ruhban Okulu isteme yaygaralarını bütün dünyaya yaymak neyin nesidir? Türkiye’de birkaç bin Ortodoks Rum’dan başka farklı din ve mezheplere bağlı pek çok gayr-i müslim yaşamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları dâhilinde yüz bin civarında sadece Ortodoks Ermeni yaşamaktadır. Binlerce Rus Ortodoks, binlerce Katolik ve binlerce Protestan yaşamaktadır.
Türkiye’de yaşayan bütün gayr-i müslimler, din hizmetlerini yürütecek görevlilerini temin etme konusunda hiçbir engelle karşılaşmamaktadırlar. Ortodoks Rumların da din hizmetlerini yürütecek görevli sıkıntısı hiçbir zaman olmamıştır. Burada bütün problem ve sıkıntı Fener Rum Patrikhanesinin dünya çapında yürüttüğü Türkiye aleyhtarı karalama ve kötü algı operasyonlarıdır.
Yunan yöneticileri de bütün gerçekleri bildikleri halde, patrikhanenin dünya çapında yürüttüğü Türkiye aleyhtarı karalama ve kötü algı operasyonlarını abartarak her fırsatta dile getirmekten geri durmuyorlar. Başbakan Çipras, 2017’nin aralık ayında Başkan Erdoğan’ın Atina ziyareti sırasında ve 12 Temmuz 2018 tarihinde Brüksel’deki NATO Liderler Zirvesinde bir araya geldikleri zaman ister istemez Batı Trakya Türkleri ve İstanbul Rumları gündeme gelmektedir. Erdoğan, garantör devlet adamı olarak Batı Trakya Müslüman Türklerinin maruz kaldığı ayrımcılık ve dayatmaları dile getirdiği zaman, Çipras devlet adamına hiç yakışmayan şımarık ve alayvâri bir üslupla, kendi suçlarını örtmek için her defasında Ruhban Okulu sözde sorununu dile getirmektedir. Oysa Patrik de, Çipras da, Ruhban Okulu sorunu olmadığını gayet iyi bilmektedir. Bu konudaki dayatmalar küresel emperyalist güçler tarafından gelmektedir. Patrik ve Çipras, küresel emperyalist güçlerin sözcülüğünü yapmaktan başka bir şey yapmıyorlar.
Fener Rum Patrikhanesi, mağdur ve mazlum pozisyonlarına yatarak ve gerçek yüzünü kamufle ederek bütün “sihirbazlık” maharetlerini sergiliyor. Patrikhanenin tarih boyunca en belirgin vasfı takiye yaparak gerçek yüzünü gizlemektir. Dünyanın en zalim kurumu olduğu halde, dünyanın en mazlum kurumu algısını gayet başarılı bir şekilde yürütmektedir. Bünyesinde 100’den fazla başpiskopos ve mitropoliti vardır. Başta Türkiye, Kıbrıs, Girit, Balkanlar, Ortadoğu, Amerika, Afrika ve dünyanın her tarafında fitne ve fesat ajanları vardır. Sözde dini faaliyetler yürütüyor. Kilise ve İncil sadece birer maskedir. Melek kılığında şeytanlık yapmaktadırlar. Tıpkı Andrew Brunson ve Fetö gibi yabancı gizli servislerin ve küresel güçlerin Truva atı görevini yapmaktadırlar. Zaten ekümenlik iddiasıyla bütün Ortodoks Hıristiyanlar adına bütün Hıristiyan dünyasını bölüp parçalıyorlar.
İnsan düşünmeden edemiyor. Bu kadar çelişkili bu kadar mesnetsiz, her türlü mantıktan uzak, hiçbir gerçek problem ve sıkıntının olmadığı yerde, uluslar arası problemler üretmek, diğer yandan kendilerinin sebep olduğu zulüm ve barbarlıkları “demokrasi” ve “medeniyet” olarak vaftiz edebilme kabiliyeti sadece ve sadece Fener Rum Patrikhanesi ve onun icracısı olan Yunan yönetimine mahsus bir özellik olsa gerek. Dünya çapında herhangi bir başka yönetimin veya kurumun bu tür entrikaları ve sihirbazlıkları başarması mümkün değildir. Bütün bu hokkabazlıkları, bütün dünyaya küresel din, medeniyet ve demokrasi olarak pazarlamaları ve dayatmaları da ayriyeten düşündürücüdür.
İstanbul’da yaşayan Rumların sayısı iki-üç bin olarak ifade edilmektedir. Bu iki-üç bin Ortodoks Rum’a ruhban yetiştirmek için bütün dünya ayağa kalkıyor. Gelen Ruhban Okulu istiyor, giden Ruhban Okulu istiyor. İnsan şaşıp kalıyor. Yahu gelin Ruhban Okulunun lise kısmı zaten açık diyorsun, efendim öğrencimiz yok diyorlar. Peki, Ruhban Okulu’na nereden öğrenci bulacaksın diye soruyorsun? Bulacağım diyor. Peki, hocalar da lazım, hocaları nereden bulacaksın? Bulacağım, sen bana karışma diyor! Sen sadece izin ver bana, diyor. Ne âlâ, başka bir arzunuz?
Diğer yandan Patrikhanenin ve Yunan yönetiminin zulmü altında yaşayan, 150 bin Batı Trakya Müslüman Türkünün din özgürlükleri ve insan hakları ne olacak diye soruyorsun? Efendim, Batı Trakya’da Türk yok, Helen Müslümanlar var, onlar da dünyanın en mutlu ve huzurlu azınlığıdır, diyorlar. Onları bütün dünyaya örnek olacak şekilde bir demokrasiyle yönetiyoruz, inanmıyorsanız gelin onlara atadığımız Helen Müftülerine sorun diye kestirip atıyorlar. İşin ilginç tarafı, bütün bu palavralara kendileri inandığı gibi, herkesin de inanmasını bekliyorlar.
Fener Rum Patrikhanesi, gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet döneminde, kendilerine sağlanan imkân ve imtiyazları hoyratça kullandığı halde hep nankörlük yapmış, haklarının gasp edildiği, ezildikleri ve mağdur edildikleri algısını oluşturmaktan geri durmamıştır. Türkiye’yi bütün dünyanın gözünde küçük düşürmek ve sıkıntıya sokmak için olağan üstü çaba göstermiştir. Türkiye, Patrikhanenin istediği her şeyi fazlasıyla (Lozan ve T.C. Anayasası’nda sağlanmayan haklar bile) verdiği halde, Patrik Efendi inatla ve ısrarla gerçekleri saptırarak, Türkiye’de insan hakları ve inanç özgürlüğü olmadığı algısını büyük bir maharetle sürdürmeye devam ediyor.
Patrik Efendi, akıl ve mantık dışı olağan üstü hak ve imtiyazlar talep ederek kendi kendine sözde mağduriyetler üretmekte de bir beis görmüyor. Türkiye Cumhuriyetinin Anayasasına ve hiçbir resmi kurumuna bağlı olmayan, tamamen özerk bir Ruhban Okulu ve Patrikhane talep etmektedir. Yani kısaca Patrik Efendi ve patronları, Türkiye’de Vatikan gibi, devlet içinde bir devlet istiyorlar.
Fakat Patrik Efendi çıkıp da bütün dünyanın gözü önünde gerçekleri olduğu gibi anlatsa ve şöyle dese: “Biz uluslar arası antlaşmalara ve anayasaya uygun bir şekilde faaliyet gösterecek bir ruhban okulu istemiyoruz. Türkiye zaten bu hakkımızı hiçbir zaman elimizden almamıştır. Ruhban Okulunun lise kısmı zaten açık, fakat öğrenci yokluğundan dolayı faaliyet göstermiyor. Ruhban kısmına da Türkiye herhangi bir yasak koymamıştır. Biz, T.C’nin hiçbir resmi kurumuna bağlı olmayan, tamamen özerk bir ruhban okulu istediğimiz için, Türkiye buna müsaade etmiyor. Yoksa uluslar arası antlaşmalara ve anayasa uygun bir ruhban okulu için herhangi bir engel yoktur” dese, bu konuda sorunun Türkiye değil, kendileri olduğunu izah etse (Hazreti İsa’nın yolundan gittiğini iddia eden bir ruhbana yakışanı yapsa), hiçbir problem kalmayacaktır. Fakat ne yazık ki, bile-bile hakikati gizliyor ve çarpıtıyor.
Zaten bütün sorunun ana kaynağı da buradadır. Hazreti İsa’nın kilisesini temsil ettiği iddiasında olan bir şahsın, hiçbir mukaddes değerle bağdaşmayan fikirlere sahip olması ve eylemlerde bulunması en büyük sorundur. Bartholomeos Efendi, bu tür gayr-i insanî ve gayr-i ahlâki tutum ve davranışlarıyla, Ortodoks Hıristiyan Dünyasının %80-90 gibi kahır ekseriyetin hakkındaki iddialarını doğru çıkarıyor. Ekümenist olmayan Hıristiyan Ortodokslar haklı olarak, Bartholomeos’un tamamen emperyalizme hizmet ettiğini, Hz. İsa’nın kilisesinden ve İncil’den tamamen saptığını, küresel emperyalist güçlerden aldığı güçle yanlış yolda olduğu söylüyor.
Patrikhane sadece Balkanlarda, Ortadoğu’da ve Afrika’daki Müslümanları değil, bütün Hıristiyan dünyasını da (patronlarından aldığı emirler doğrultusunda) bölüp parçalıyor. Hıristiyanlık, Helenizm ve Ekümenizm’in hegemonyasından kurtulmadıkça, fitne ve fesattan kurtulması mümkün değildir.
Batı Trakya Müslüman Türkleri 95 yıldan beri Patrikhanenin, Ruhban Okulunun, Helenizmin ve Yunan demokrasi gerçeğinin kitabını kaydetmektedir. Bu manada Batı Trakya canlı ve açık bir kitaptır. Kütüphanelerin raflarında yer alan, efsane ve mitolojiye dayalı, içi boş, Yunan demokrasisi, Helenizm, patrikhane ve Ruhban Okulu gerçeğini yansıtmayan kitapları okuyacağınız yerde, samimi bir şekilde öğrenmek isteyen herkese, hiç yanıltmayan, dürüst ve gerçekleri bütün açıklığıyla ortaya koyan Batı Trakya Canlı Kitabı’nı okumalarını tavsiye ederiz.
Batı Trakya Müslüman Türkleri, kıyamete kadar Patrikhanenin, Ruhban Okulunun, Helenizm’in ve Yunan demokrasisinin gerçek yüzünü bütün dünyaya haykırmaya devam edecektir.