Başkonsolosun sözleri kulağa küpe olsun
Bu yılki Gümülcine Müftülüğü Aşure Etkinliğinde (12.12.2012) çok güzel konuşmasıyla damgasını vuran ve son derece yerinde tespitleriyle Batı Trakya Türk Azınlığ
Bu yılki Gümülcine Müftülüğü Aşure Etkinliğinde (12.12.2012) çok güzel konuşmasıyla damgasını vuran ve son derece yerinde tespitleriyle Batı Trakya Türk Azınlığı’nın kanayan en büyük yaralarından birine parmak basan T.C. Gümülcine Başkonsolosu Sayın Osman İlhan Şener beyefendiye teşekkürü borç biliriz. Kulağa küpe olması gereken tespitlerini hep birlikte okuyalım.
"Birlik ve beraberliğinizi siz bozmazsanız, kimse bozamaz. Birlik ve beraberliğinizi korumak için gıybeti kesin, dedikoduyu, laf taşımayı bırakın. Dedikodu yapanlara prim vermezseniz, birbirinizle uğraşmazsanız, Batı Trakya Türk Azınlığı'nın birlik, bütünlüğünü, beraberliğini hiç kimse bozamaz.”
Geçen hafta yazdıklarım da başkonsolosumuzun bu çarpıcı tespitleri doğrultusundaydı. Toplumumuzu tarif eden bu ifadelerini bilseydim o yazıda mutlaka değinirdim. Olsun, bu hafta ayrıca değinme vesilesi oldu. Allah başkonsolosumuzdan razı olsun. Kendisi toplumumuzun birlik-beraberliği için elinden geleni yapan bir diplomat olarak doğaldır ki toplumumuzu yiyip bitiren fitne ve fesat hastalığını tespit etmiş.
Bu işle karşı karşıya kalan kim olursa olsun, mutlaka nasibini alır. Olumlu veya olumsuz anlamda etkilenir. Fitne ve fesat, toplumun en büyük düşmanlarındandır ve bu işle görevli özel şeytanlar vardır. Toplum içinde veya dışında bölücülükle görevli iki ayaklı şeytanlar, kendilerine vehmeden şeytanlarına lâyık olmak için gece-gündüz çalışmaktadırlar. Bunlar ne başkonsolos dinler, ne Azınlık ve ne de Allah... Tek bildikleri fitne ve fesat... Hırslarını tatmin etmek maksadıyla kendilerine vaadedilene kavuşmak için gözleri kör, kulakları sağır, ağızları hayırsızdır. Mevlâm, bizleri bunların şerrinden korusun ve haklarından gelecek güç ve imkân nasip tesin!
----------
Pomaklar hakkında, arasıra da olsa, birileri bir şeyler zırvalıyorlar. Birileri, illâ da bu güzide Türk topluluğunu gayrı müslim ve gayrı Türk olarak göstermeye çalışıyor. Sözde tarihi bilgileri ve popüler tarihçilerin işlerine gelen ifadelerini özellikle sosyal paylaşım alanlarında yaymaya çalışıyorlar. Doğal olarak kafa karıştırmaya ve akılları bulandırmaya çalışıyorlar.
Bizler de bu tür artniyetli gayretlere kayıtsız kalacak değiliz elbet. Elimizden gelen her türlü insanî ve meşru imkânlarla kimliğimize çalınmak istenen art niyetli çabaları boşa çıkarmak için çalışacağız. Onun için bu vesileyle şu düzeltmeyi yapalım:
Pomaklar, Prof. Dr. İlber Ortaylı'ya göre Müslüman olmuş Bulgarlar’dır. Bazıları buna hemen atlayıveriyor... İlk etapta, Türk değillermiş gibi bir manaya geldiği için ve daha çok işlerine öyle geldiği için.
Ancak kazın ayağı öyle değil. Bulgarların köken olarak kimlere dayandıklarını bilmek lazım. İtil-Volga Bulgar Hanlığı, Tuna Bulgar ve Büyük Bulgarya devletlerini kuran Bulgar (Farklı Türk Topluluklarının karışarak meydana getirdikleri Türk halitasını) Türklerini bilmek lazım. Bunlar bilindiğinde, İlber Ortaylı’nın aslında ince bir ustalıkla Pomakların Türk olduklarını söylediği anlaşılır. Anlamak ve kabul etmek istemeyenler de kendi bildiklerini okurlar... Ama onları kim dinler? Dinlese de ne çıkar? Pomakların kahır ekseriyeti Türk bilincine sahiptirler ve bunların sayısı her geçen gün artmaktadır. Aralarında kimlik bunalımı yaşayanlar/yaşatılanlar da var. Şüphesiz ki, bunlar da zamanla özlerine döneceklerdir. Bunda en büyük etken de İSLAM ve Türk İslam kültürü olacaktır.
----------
Yaklaşık iki ay önce geçirmiş olduğum büyük bir trafik kazasının etkisinden kurtulmaya çalışırken bir kaza daha geçirdim. Bu kez ortağım Bilal Budur, meslektaşlarım Abdülhalim Dede ve Lütfü Müminçe ile birlikte yine Egnatia otobanında seyrederken ve yine bir köpek yüzünden kaza geçirdik. Bizlere bir şey olmadı, ama kazanın şoku ve maddi zarar yanımıza kaldı. Tabii ki bize bir şey olmadığı için Allah’a şükrediyoruz.
İlk kazadan sonra da dediğim gibi, Allah bütün kullarını hatadan, belâdan, kazadan korusun, böyle kazaları baş düşmana vermesin.
Burada şu uyarıyı da yapmakta fayda var. Trafiğe çıkarken, mutlaka euzübesmele çekelim ve arabalarda emniyet kemerlerimizi takmayı unutmayalım! İlki bizleri beddualardan ve manevî açıdan, ikincisi de maddî açıdan korur. Duanın sadece manevî değil, fakat her açıdan ne kadar faydalı olduğu artık bilimsel olarak kabul görmektedir. Kesindir ki mazlumların duaları, zaimlerin beddualarını etkisiz kılar.
----------
Tabii ki bizler sadece bilimsel olduğu için değil, inancımız gereği dua ediyoruz, Allah’ımıza sığınıyoruz. Allah’ı sadece zor anlarda ve musibetlerden korunmak için değil, her an anmak ve ona sığınmak gerekiyor. İşimizi gördükten sonra ben bildiğimi okurum, dememeliyiz. O, beni korusun, ama özel ve toplumsal hayatıma ve yaşantıma karışmasın. Ben bildiğimi okur, nasıl canım isterse öyle yaparım, dememeliyiz. Çünkü hayat denen olgu, bir bütündür ve yaptıklarımız/yaşantılarımız inandığımız ve ondan neşet eden kültürümüzün öz değerlerine aykırı olmamalıdır.
Olursa ne olur? Tabii ki olan olur... Etrafa baktığımızda nelerin olduğunu açıkça görebiliyoruz. Milâdî yılbaşı nedeniyle ortalıkta olan bitenlere bakmak yeterlidir. Bizim kültürümüzde Noel Baba inancı olmadığı halde, ne yazık ki insanlarımız, cahil ve gafilce, Hıristiyanlara özenerek Noel Baba Yortusu düzenliyor veya benzer etkinliklere katılarak Hıristiyanlar gibi kutlamalar yapıyorlar. Kendileri giydiği gibi, evlâtlarına da Noel Baba kıyafetleri giydiren Müslüman Türk babalar çoğalarak, ailelerini ve toplumu daha çok ifsat ediyorlar.
Çağrım şu: Ne olur bizim dinî ve millî kimliğimizle bağdaşmayan ve özellikle de toplum olarak bizleri ifsat edecek olan manasız, özü olmayan, içi boş örf ve adetlere özenmeyelim. Noel kutlamak, aslında akıllı, gelişmiş ve medenî insanların yapacağı bir iş değildir. Sabahlara kadar içip sarhoş olmak ve bağırmak, medenilikle bağdaşmaz. Özellikle Azınlık olarak yaşadığımız Noel Baba kültürünün merkezlerinden olan Yunanistan’da bu tür sapkınlıklardan korunalım ve koruyalım. Noel Baba, bizim babamız değildir...
Azınlık ileri gelenlerimizin bu konuda toplumumuzu uyarmaları ve hassaten iyi örnek olmaları gerektiğini hatırlatmak isterim. Sadece lâfta değil, işte ve uygulamada da iyi örnek olmaları gerekiyor. Yapacakları uyarıların, lâfta kalan birlik ve beraberlik çağrıları gibi olmamasını umuyoruz. Unutulmamalıdır ki, söylemlerle eylemler örtüşmediği zaman, felâket kaçınılmazdır.