BEN NE DERSEM O OLUR, İŞTE O KADAR!
Milli Eğitim Bakanı Andreas Loverdos’un Batı Trakya ziyareti günler öncesinden konuşulmaya başlandığından beri dört gözle beklemeye koyulduk. Ne demişler? Can b
Milli Eğitim Bakanı Andreas Loverdos’un Batı Trakya ziyareti günler öncesinden konuşulmaya başlandığından beri dört gözle beklemeye koyulduk. Ne demişler? Can bedenden çıkmadıkça umut tükenmez.
Bakanın bu seferki gelişiyle ilgili öyle bir hava estirildi ki, sanki bu kez Batı Trakya Türk Azınlığı’nı müjdelemeye gelecekti. Ama ne yazık ki, her zamanki gibi Azınlığımıza koskoca bir hayal kırıklığı daha yaşatıldı. Yine bir hayal kırıklığıyla bir kez daha kırıldık. Kırıldık ve yıkıldık, işte o kadar!
Bir zamanlar çok popüler olan bir şarkı vardı, bakanın ziyareti ve hükümet yetkililerinin tavrı bizlere onu hatırlattı. Ne diyordu şarkı: “BEN SİZİN BABANIZIM, BEN NE DERSEM O OLUR!”
Hükümet de bakanı ve memurları vasıtasıyla bizlere zımnen diyor ki: “Ben iktidarım, ben ne dersem o olur, o kadar!”
Biraz daha açmak gerekirse, aslında anlamamız istenen şudur: “Benim dediğim olacak. İşinize gelirse. Burası Yunanistan ve Yunanistan Yunanlarındır. Ya dediğime uyarsınız, ya da ancak gidersiniz. Herkes her yerde Yunanca konuşacak, hatta Yunanca inanacak ve yaşayacaktır. Hayatınıza da dininize de karışırım. Dini eğitiminizi de, din öğretmenlerinizi de, müftünüzü de, imamınızı da ben tayin ederim. HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ İKTİDARINDIR. O KADAR!”
Sonuç itibariyle, ülkedeki farklılıkları zenginlik olarak değil de, kocaman bir “canavar” ve “tehdit” olarak algılayan “hastalıklı” zihniyet bildiğini okumaya devam etti, işte o kadar!
Eğitim Bakanı Loverdos’un merakla ve umutla beklenen ziyaretinin mahiyeti, bizlere bir hayal kırıklığıyla daha nerde yaşadığımızı hatırlatmakmış, işte o kadar!
Farklı azınlıkların taleplerine değer verip bunları gerçekleştirmek bir yana, kulak verip oralı bile olmaya tenezzül etmeyen bir “zihniyetin” güdümündeki hükümetin bakanının görevi; Yunanistan’ın, demokrasiyi içselleştirip gereklerini yerine getirmek gibi bir niyetinin olmadığını bizlere yerinde mesaj olarak geçmekmiş, işte o kadar!
Nedir verilen mesaj?
1- SÖPA’nın yerine YENİ TÜRKÇE ÖĞRETMEN YETİŞTİREN BÖLÜM olmayacak.
2-İki dilli (Türkçe-Yunanca) AZINLIK ANAOKULLARI kurulmayacak.
3-240 KUTSAL DİN ÖĞRETİCİSİ tayini (Azınlığın tepkilerine ve hatta İslam’a rağmen) devam edecek.
--- -- ---
Loverdos, Azınlığın taleplerini bilmiyor mu? Hem de nasıl! Hele yanındanki o “zehir” gibi danışmanları ve genel sekreterleri varken... Tek başına Din İşleri Genel Sekreteri Kalancis yeter zaten...
Evet, gerek hükümet gerekse Loverdos, Azınlığın bütün sıkıntılarından ve taleplerinden haberdardır. Eğitim konusundaki hassasiyetlerimizi ve taleplerimizi, özellikle Türkçe-Yunanca Azınlık Anaokulları, SÖPA’nın yerini alacak daha kaliteli ve Türkçe eğitim veren öğretmen yetiştirecek üniversite bölümü, yeni azınlık (ilkokul, ortaokul ve lise) okulları taleplerimizi hükümet çok iyi biliyor. Hassaten son dönemde dinsizce bir uygulama olarak nitelenebilecek “240 KUTSAL DİN EĞİTİCİSİ” dayatmasının toplumumuzda meydana getirdiği huzursuzluğu bu hükümet çok iyi biliyor. Ama ne yazık ki bu konularda kör ve sağırları oynayarak herhangi bir olumlu adım atmayacağını bildirmiş oldu.
Uyarıyorum: Devleti temsil eden kendini kaybetmiş bazı bürokrat ve yetkililer, ne yazık ki ateşle oynamaktadırlar. Bilinmelidir ki, insanların diniyle; namusu ve şerefi olan kutsal değerleriyle oynanmaz.
Kendilerini Türk ve İslâm düşmanlığına kaptırarak fanatik bir şekilde hareket eden hırslı yöneticiler, Azınlığın kimliğini oluşturan kodlarıyla oynamaktadırlar. Kafalarındaki resmi Azınlık toplumunu inşa etmek için Azınlığımızı dini açıdan “hormonal” bir baskıya tabi tutmaktadırlar. Bu şekilde, Ortodoks Hıristiyanlar gibi ideolojik Ortodoks Müslümanlar da yetiştirilerek devletin resmi ideolojisine uygun homojen, tek tip vatadaş modeli oluşturulmak isteniyor. Selânik’teki bir üniversite bünyesinde SÖPA’nın yerine YENİ TÜRKÇE PEDAGOJİ BÖLÜMÜ değil de, sömürgelerdeki yerlileri ehlileştirmek için kurulan merkezlere benzeyen bölümler açmanın sırrı işte burda gizli. [Selanik Mitropoliti Anthimos istediği kadar, olmaz kan dökülür, diye bağırsın. Bence bu danışıklı bir dövüş. O öyle diyor, ama öbür taraftan Batı Trakya’daki dört mitropolit Yunanca ibadet etmeyi özendirecek, Azınlığa Yunan Ortodoks resmi İslam’ı benimsetecek ve neticede gerçek İslâm’dan kopararak devletin kafasındaki resmi İslâm’ına yaklaştıracak İslami Bölüm’e “evet” diyorlar. Neticede devlet bizleri bu şekilde kendine göre ehlileştirerek uysal koyunlara /modern kölelere dönüştürmüş olacak. İşte bütün mesele bundan ibaret.]
Fiyasko olarak nitelenen bakan ve memuru Kalancis’in son ziyaretinde yapılan resmi açıklamalar, tam bir skandal. Azınlığımızı bir kez daha üzmeyi, umutlarını kırmayı ve olumsuzluğa boğmayı becerdirler. Bu konuda üstlerine yok. İnsanlarımızın hayır duasını alıp karşılıklı olumlu bir sinerji oluşturarak memleketin moralini düzeltecekleri yerde, hayırsızlıkla iştigal ederek bela ve musibeti çekmeyi; nefret ve bölücülük tohumları ekerek bölgeyi karanlığa boğmayı yeğlediler.
Ne diyelim? Allah belanızı versin mi? Yok, bu bize yakışmaz. Neticede burası bizim memleketimiz, bu ülke hepimizin ve isabet edecek bir bela bizleri de üzer. Allah hidayet versin diyelim! Umudumuzu yitirmeyelim. Bizim inancımızda umutsuzluk küfür sayılır. Allah’a sığınalım ve dua edelim ki her şey bir gün umduğumuz gibi olsun. Dua edelim ki, Allah bu memleketi yaramaz, milletin geleceğini karartan hayırsız yöneticilerden kurtarsın. Allah Yunan, Türk, Arnavut, Gagavuz, Pakistanlı, Makedon, Arap; Müslüman, Hıristiyan, Budist, Yahudi ve daha nice farklılıkları bu memlekette barış ve huzur içerisinde yaşatacak iktidarlar nasip etsin!
Bu memleket hepimize yeter. Yeter ki ırkçılığa kaçan milliyetçiliklere kapılmayalım. Herkes kimliğini, inancını severek yaşamalı. Herkes demokratik ve insan haklarına saygılı bir biçimde, medeni bir üslupla inandıklarını yaşamaya, yaymaya ve başkalarını ikna etmeye de çalışmalı, ama kimse bir diğerine kendi doğrusunu hiçbir şekilde dayatmamalıdır. Özellikle iktidarın olanakları kullanılarak insan haklarına aykırı, haysiyet ve şerefi ayaklar altına alan sözde kanun ve uygulamalar dayatılarak baskı yapılmamalıdır. Baskıyla, dayatmayla bir yere varılmaz. Bu millet bir asra yakındır baskılara boyun eğmedi, bundan sonra da asla eğmeyecektir. Etki her zaman tepkiyi doğurur. Baskıcı zihniyet, bunu kafasına iyice soksun.
Kalancis ve temsil ettiği zihniyete mesajımız:
Bizi asimile edemediniz ve ne yapsanız edemeyeceksiniz. Dinimize karışanları Allah’a havale ediyoruz. Şüphe yok ki O, onları bildiği gibi yapacaktır. Çünkü Kitabında şöyle diyor: “O’nu biz indirdik ve ancak biz koruyacağız.”
Sizin gücünüz belki mazlumlara yetebilir, bizimle uğaraşabilirsiniz, ama kimsenin gücü Allah’ın diniyle uğraşmaya yetmez. Ahmak Firavun ve Nemrut denedi, ama sonları Cehennem oldu.
Bizden de bu kadar!