Benim dinimi bana sen öğretemezsin!
Dinî özgürlüğümüze büyük bir darbe vuran lânetli “240 İmam Yasası” ile ilgili değerlendirmelerimize bu hafta devam edeceğimi yazmıştım. Yasanın Parlamento’da on
Dinî özgürlüğümüze büyük bir darbe vuran lânetli “240 İmam Yasası” ile ilgili değerlendirmelerimize bu hafta devam edeceğimi yazmıştım.
Yasanın Parlamento’da onaylanması, Batı Trakya Türk Azınlık toplumunda büyük bir infiale neden oldu. Nereye gittiysek, hangi köyümüze ve şehir kahvehanelerine gittiysek, halkımızın bu lânetli yasaya karşı olan büyük tepkisiyle karşılaştık. Azınlığımıza danışılmadan ve karşı çıkmasına rağmen kendisine dayatılan, zorla uygulanmak istenen bu yasayı asla ve kesinlikle kabul etmeyeceğini, uygulatmayacağını açık ve kesin bir dille ifade ettiğini müşahede ettik.
Azınlığımızın dilinde olan ve kesin olarak hükmünü verdiği bir başka husus da, bu yasayı parlamentoya tekrar getiren ve onaylayan partileri asla affetmeyeceğidir. Halkımız kesin olarak önümüzdeki ilk seçimlerde Nea Dimokratia (ND), PASOK ve ANEL’i özel olarak cezalandırmaya kararlıdır. Bu partilerin Azınlık nezdinde itibarı sıfırlanmıştır. ANEL’in yeri zaten belliydi, ama bundan sonra onu da kaybedecektir.
----------
Altın Şafak başta olmak üzere Samaraslı ND ve PASOK Partisinin ırkçı-faşist Azınlık karşıtı Türk ve İslâm düşmanı vekillerine göre Yunanistan Parlamentosu’nda Batı Trakya Türk Azınlığını temsil eden Türk asıllı Yunan vatandaşı milletvekilleri yokmuş. Batı Trakya’da da Türk değil, Yunan Müslüman Azınlık yaşıyormuş... Bu mantığa göre deriz ki: İstanbul’daki Rumlar ve Patrik ne kadar Türk ise, Batı Trakya Türkleri de o kadar Yunan.
----------
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Dalavekuras’ın, Azınlığımıza karşı daha saygılı davranmasını beklemiyoruz, ama en azından bizimle alay etmesin. Duygularımızla bu denli oynamamasını, hassasiyetlerimizle ve özellikle de yüce dinimizle alâkalı meselelerde bizleri sınamamasını tavsiye ederiz. Bir milletin diniyle oynanmayacağını kendisine hatırlatmamız gerekmiyor. Çünkü bulunduğu konum itibarı ile bunu zaten biliyor, ama o ve sözcülüğünü yaptığı bakanlık tam tersini yapmayı yeğliyor. Bu tercih gereği de, son açıklamasında bize göre hepten zırvalamış...
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Dalavekuras’ın son zırvalıklarına gelince... Demiş ki:
“Yunanistan, Batı Trakya’daki “Müslüman Azınlık” hakkındaki bütün uluslararası yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmektedir... İmam Yasası azınlığın çıkarınadır... Ayrıca, Türk Dışişleri’nin İmam Yasası ile ilgili açıklaması ve Gümülcine’deki Türk Konsolosluğu’nun Yunan Parlamentosu’nu etkileme sürecinin iki ülkenin, ilişkilerinin iyileşmesine ilişkin çabalarıyla bağdaşmıyor”muş...
Ama bu kadarı da fazla oluyor... Allah’tan korkmazmısız hiç! Bizleri yok saymaya devam eden alayvarî açıklamalarınızla bizleri dinî hassasiyetlerimizle sınıyor, acılarımızla oynuyorsunuz. Bir Avrupa Birliği ülkesi, Azınlığına karşı nasıl olur da bu kadar zalim olabiliyor?
Sayın Dalavekura! Bir ara dışişleri bakanını da alıp bizim buralara bir gelseniz nasıl olur? Gelin bakalım, bu zırvalıklarınız ve Parlamentodan zorla geçirdiğiniz lanetli yasanızın Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından ne kadar kabul gördüğünü bizzat yerinde görün. Sıkıyorsa tabii!
Sıkıyorsa diyorum, çünkü çok iyi biliyorsunuz ki, bu yasayı Azınlık olarak biz lânetli bir yasa olarak ilân ettik. Tepki göstereceğimizi de çok, ama çok iyi biliyordunuz. Lâkin ne pahasına olursa olsun bu Azınlığın geleceğini ipotek altına alan yasayı, her şeyi göze alarak yürürlüğe koymak üzere Parlamentodan geçirdiniz. Kendinize göre “millî çıkarlarınız” böyle gerektiriyordu çünkü.
Bir ülkenin “millî çıkarları”, vatandaşı olan ve uluslararası anlaşmalarla hakları garanti altına alınan bir Azınlığın haklarını hiçe sayarak, bu Azınlığın millî kimliğini redderek, onun dinine müdahale ederek, ona nasıl ibadet yapacağını, nasıl Kurân öğreneceğini, kimden Kur’an öğreneceğini dikte ederek mi gözetilir? Bu ülkenin birlik ve beraberliğini siz böyle mi sağlamayı düşünüyorsunuz?
Eyvah ki ne eyvah! Yazık ki ne yazık! Sizler çok yanılıyorsunuz! Bu işler böyle başarılabilseydi, Hitler, Musolini gibi faşistler ve Stalin gibi diktatörler başarırdı. Ancak onlar bile başaramadı. Siz tarihten hiç ibret almaz mısınız? İnsanlara zorla en ufak bir şeyin dikte edilemeyeceğini öğrenemediniz mi? 2007 yılında bu lanetli yasanızın nasıl uygulanamadığını görmediniz mi?
Azınlığın bu yasayı lânetlemesine rağmen, sizler illâ da inatla ve ısrarla, zoraki ve dikte ederek, Azınlığı temsil eden bütün Azınlık milletvekillerinin itirazlarına rağmen bildiğinizi okumaya devam ediyorsunuz. Edin bakalım... Ama unutmayın ki, eden bulur.
Ne mi bulacaksınız? Seçimler geldiğinde göreceksiniz! Bizler tepkimizi yine demokratik yollarla ortaya koyacağız. Sizleri sandığa gömeceğiz. Belki yollara döküleceğiz, haksızlıklarınızı, zulümlerinizi dünyaya haykıracağız. Bağlı olduğunuz Avrupa Birliği’nin adalet mekanizmalarına gidip haklarımızı arayacağız. Belki boğulurken çırpınmış olacağız, ama asla ülkemize zarar vermeyeceğiz. Sizin verdiğiniz zararı bilin ki şu an kimse vermiyor. Bir Azınlığın dini özgürlüğüne darbe yapan bir ülkenin kendisine yaptığı kötülüğü kimse yapamaz. Bir vatandaş grubunun/resmi Azınlığının kimliğine, dinine mudahale etmek, AB’nin hangi normları ve çağdaş dünyanın hangi insan haklarıyla bağdaşmaktadır? Evet sayın Dalavekur bey, bizler hiçbir zaman antidemokratik yollara başvurmadık, başvurmayacağız. Dua edin ki bizler dünyanın en uysal, ülkesine en sadık bir Azınlığız. Onca zulme ve haksızıklara rağmen hiçbir zaman ülkemize karşı ayaklanmayı düşünmedik. İsteseydik belki bunu yapabilirdik, ama yapmadık ve yapmayız. Çünkü bizler kandan hiçbir zaman medet ummadık, ummayız. Balkan faciasında büyüklerimizin ne acılar çektiğini unutmadık. Kanla, gelecek bina edilmediğini çok iyi bildiğimiz için hep barış istedik ve istiyoruz.
Sorarım size: Gerek siz ve gerekse birçok basın mensubu ve Yunan Parlamenteri, Yunan Parlamentosu’nun “240 İmam Yasası”nın onaylanması sürecinde, Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosluğu’nun müdahil olmaya çalıştığını iddia edip durdunuz ve bahsekonu lanetli yasayı bu bahaneyle parlamnetoda kabul ettirdiniz. Peki, bizlere bu bahaneyle ilgili, yani T.C. Gümülcine Başkonsolosu’nun, “Ben olduğum sürece bu yasa geçmeyecek” dediğine dair elle tutulur, gözle görülür, kulakla duyulur en ufak bir delil sunabilen oldu mu? Kimde varsa, çıkıp paylaştı mı? Sizde varsa, neden paylaşmıyorsunuz? “Basında çıkan haberlere dayanarak” demeyin lütfen. Çünkü uydurma haber ve dedikodularla dışişleri politikası yapılmaz. Tabii ciddi ülkelerde yapılmaz.
Yine sorarım size Sayın Dalavekur bey: Bizim vekillerimiz Parlamento’da bu lanetli yasaya kocaman birer “HAYIR” demediler mi? Dediler. Peki, bu yasayı Azınlığın kabul etmeyeceğini bilmiyor muydunuz? Biliyordunuz. Taa 2007’den beri... Peki, buna rağmen bu yasayı neden ısrarla ve inatla, diktavari bir şekilde onayladınız ve hâlâ daha savunuyorsunuz?
Sayın sözcü! Azınlığın kimliğinin ne olduğu konusunda kime lâf düşer? Başkası bir başkası veya bir Azınlık adına, o Azınlığa rağmen kimlik tayin edebilir mi? Böyle bir şey insan haklarıyla bağdaşır mı? Ellbetteki bağdaşmaz. Peki, siz veya sizler, kim oluyorsunuz da Azınlğımıza kimlik biçiyorsunuz? Kimsenin haddi değilken, bu sizin haddinize mi düşmüş? Bilmelisiniz ki, böyle bir şeye asla izin vermeyiz.
----------
Neymiş efendim? Yunan Parlamentosu’ndaki faşist parlamenterler bizlere Lozan’ı öğretmeye kalkışıyorlar ve Azınlığımızın Türk değil, “Müslüman Azınlık” olduğunu söylüyorlar. Biz de kabul ettik, öyle mi? Çok beklersiniz! Lozan’ı siz keyfinize göre yorumlayadurun, ancak kendinizi kandırmış olursunuz. Bizler Lozan Antlaşması’nın bütün maddelerini ezbere biliyoruz ve sizlere istediğiniz yerde bu konuda ders verebiliriz. Aslında Azınlığımızın “Türk Azınlık” olduğunu biliyorsunuz, ama işinize gelmediği için bunu inkâr ediyorsunuz.
İşinize geldiği zaman, “sizler bir Müslüman Azınlıksınız” diyorsunuz. İşinize geldiğinde de, “Yok sizler Müslüman bir Azınlıksınız, ama kendi içinizde üç ayrı azınlıksınız” diyorsunuz.
Sayın Dalavekur bey, bırakın da buna biz karar verelim. Kimlik tayin etmek, devletin işi değildir. Benim kimliğimi ben tayin ederim. Azınlık da, dediğiniz gibi madem ki “Müslüman bir Azınlıktır”, o zaman aynı dine mensup bir Azınlık olarak, bırakın da en büyük ortak paydamız olan dinimiz hakkında biz karar verelim. Dinimizin nasıl, kimler tarafından ve nerde öğretileceği konusu, ancak ve ancak inananlar olarak biz, “Bir ve Tek Müslüman Azınlık” olarak karar verebiliriz. Başka hiç, ama hiç kimse bu konuda söz sahibi değildir ve olamaz.
Milli kimliğimize karışıyorsunuz, çeşitli bahaneler ve uydurma gerekçelerle inkâr ediyorsunuz, ama ne olur bari dinimizi inkâr etmeyin. İnkâr etmediğinizi söyleyeceksiniz, ama bilin ki, bu müdahalelerle dolaylı olarak bizim dinimizi inkâr etmiş oluyorsunuz. Çünkü İslâm dinine göre, din sahibi olmak ve mükellef sayılabilmenin yegâne şartı akıldır. Yani, özgür ve irade sahibi olmaktır. Sizin bu dini özgürlüğümüze yaptığınız akıldışı ve antidemokratik müdahalelerinizle, ne yazık ki dinî özgürlüğümüz ortadan kalkmış oluyor ve dolayısıyla da dinî mükellefiyet de ortadan kalkmış oluyor.
Son bir soru: Devlet kötü olur mu? Yöneticiler kötüyse olur... Öyleyse Allah bizleri bu devleti kötüleştiren Azınlık düşmanı Nea Dimokratia ve PASOK iktidarından kurtarsın....
Son söz: Saman çöpü kadar baskının olduğu yerde, dinden, demokrasiden, özgürlükten ve insanlıktan bahsedilemez.