Bu yolun sonu felâkettir

Her fırsatta insan haklarında ve özellikle de Lozan Antlaşması’nda Azınlıklarla ilgili hükümlerde mütekabiliyetin söz konusu olmadığını dillendiren Yunan siyase

Köşe Yazıları 19 Temmuz 2012
Bu yolun sonu felâkettir

Her fırsatta insan haklarında ve özellikle de Lozan Antlaşması’nda Azınlıklarla ilgili hükümlerde mütekabiliyetin söz konusu olmadığını dillendiren Yunan siyasetiçileri ve kilise mensupları işlerine geldiği zaman karşılıklılığı öne sürüyorlar. Selanik'teki tüm kiliselerden sorumlu Mitropolit Anthimos, Atina veya Selanik'te cami yapılmasına karşı Ayasofya Camii ve Heybeliada Ruhban okulu ile ilgili önşartlar koştu.

Yunanistan’ın iki büyük şehrinde cami inşasına şiddetle karşı çıkan, aşırı görüşleri ile bilinen Selânik Mitropoliti Anthimos bir internet sitesine yaptığı açıklamada, "Eğer Heybeli Ruhban Okulu açılırsa ve İstanbul'u ziyaret eden Hristiyanlar için Ayasofya'da yılda 2-3 kez ayin yapılırsa, sadece o zaman, cami yapılmasına izin vereceğiz" ifadesini kullandı.

Geçen hafta bu haberi okuduğumda bir kez daha bizim devlet erklerinin adam olmaya niyetinin olmadığını anladım. En azından uzun bir süre daha adam olmayacakları kesin. Türkiye ne yapsa, bizim yöneticilerin ve kilise menuplarının bundan kendilerine düşen payı almaya niyetlerinin olmadığını anlıyoruz.

Anavatanımız Türkiye İstanbul Rum Azınlığına okullarını, yüzlerce dönümlük değerli vakıf arazilerini, hatta iade edilmemesi gereken vakıfları dahi iade etti. Yetmedi, çok istedikleri Ruhban okulunun kendi arzu ettikleri gibi yeniden faaliyete geçirilmesi için bütün olanaklarını seferber etti.

Türkiye, anlaşmalarda öngörülmediği halde ve anayasaya uygun olmadığı halde, mevzuatı bir şekilde zorlayarak İstanbul Gayrı Müslim (Rum) Azınlığına büyük bir jest yapıyor. Bu şekilde dünya barışı ve demokrasi adına bu tür adımları atarken, ne yazık bundan bizim yöneticilerin en ufak bir ders çıkarmadıkları, ibret almadıkları apaçık bir şekilde ortada. 

Türkiye’nin bir değil, bin jesti karşılığında ne yapıyor bizim devlet? Tam aksi ugulamalara imza atıyor.

Dışişleri Bakanı Avramopulos ilk ziyeretini Türkiye’ye yaptı ve T.C. Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu ile yüksek düzeyli stratejik işbirliği toplantısı gerçekleştirdi. Fakat ardından Kıbrıs Rum Kesimi’ne giderek Türkiye’ye ağır suçlamalarda bulundu.

Yetmedi, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın Batı Trakya’daki Büyükelçisi ve Siyasi İşler Sorumlusu Aleksis Aleksandris, Azınlığın onaylamadığı üç tayinli müftü ile görüştü ve fotoğraf çektirerek basına dağıttı. Yani diyor ki, bizim Azınlık işlerinden sorumlu şef, siz ne yaparsanız yapın, Anavatanınız Türkiye takla da atsa, biz Yunan devleti olarak sizlere buna karşılık bir hak iadesinde bulunmayacağız. Vakıflarınızı ve müftülüklerinizi iade etmeyeceğiz. Seçtikleriniz değil, bizim tayin ettiklerimiz muteberdir ve bundan böyle de hep böyle olacaktır, mesajını geçmeye çalışıyor bizim devlet.

Sayın Aleksandris bizim Azınlık olarak taleplerimizi çok iyi biliyor. Azınlığımızın damarına nasıl basılacağını da çok iyi biliyor ve ne hikmetse o, taleplerimize cevap veren değil, fakat toplumsal vicdanımızı daha fazla yaralayan ve rahatsız eden hareketlerde bulunmuştur.

En hassas noktalarımızdan bir tanesi müftülükler meselesidir. Sayın Aleksandris bunu bile bile yaramıza tuz basmıştır. Bu nasıl vicdansızlıktır! Bu nasıl pervasızlıktır! Bu nasıl izansızlıktır! Hiç mi insaf kalmamış? Bu devletin Azınlığa karşı hiç mi iyi niyeti kalmamıştır? Anavatanımızın onca iyi niyetli çabalarına rağmen vatanımızın karşılığı bu mu olmalıydı?

Devlet böyle de Kilise ne durumda? Daha doğrusu asıl devlet olan Yunan Kilisesi ne yapıyor? Türkiye, cami olan Ayasofya’yı  tekrar papazların ayinine açarsa, Heybeliada Ruhban Okulu’nu açarsa, biz de Selânik ve Atina’da ancak o zaman cami inşaatına izin veririz, diyor.

Kilise temsilcilerinin bu tür beyanatlarda bulunmaya yetkisi var mı? Olsa bile bu doğru mu? Din adamları Avrupa Birliği üyesi bir ülkede devlet adamları gibi nasıl davranabiliyorlar? Dünya barışı ve ikili ilişkiler ile bağdaşmayan bu tür açıklamalarda nasıl bulunabiliyorlar? Yunanistan bir AB ülkesi mi, yoksa bir papaz ülkesi mi? Demek ki papazların söz sahibi olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bunun başka bir izahı var mı?

Yunanistan’ın aklı selim bazı siyasetçileri olsa da, doğru adımların ne olduğunu bilseler de, kilisenin tepkisinden ve aforoz etmesinden çekindikleri için pasif kalmaktadırlar. Bazı sağduyulu siyasetçiler geçmişte bir adım atmaya yeltendiklerinde neler olduğunu gördük. Bunların başlarına nerdeyse gelmeyen kalmadı. Hem siyasî ve hem de toplumsal açıdan hayatları karartıldı. Bu insanlar bir daha zor iflâh olabildi.  

Bugün ülkemiz ekonomik olarak uçurumun kenarında, geleceği tam bir muamma, vatandaşlar gelecekten endişeliyken, devlet adamları ve yönetici elit hâlâ daha bu gerçeklere kayıtsız bir halde kendi dünyalarında yaşıyorlar. Ülkemizin gerçek sorunlarıyla uğraşacakları yerde içi boş kuru millyetçilikle, Türk düşmanı siyasetle uğraşmaktadırlar. Devletin geleceğini hâlâ Türk karşıtlığı üzerinden şekillendirmenin peşindeler. Ne yazık ki, bu yolun kendilerini sonu belli olmayan bir felâkete doğru sürüklediğini anlamak istemiyorlar.

Devletimizi yönetenler bu yolun yol olmadığını anlamak için daha ne kadar süre geçmesi lâzım? Kurtuluşun, barışın ve güzel geleceğin Türkiye ile dostluktan geçtiğini anlamamak için daha ne kadar direnecektir bu devletin “görünmez eli”? Ne zaman bitecek bu Türk düşmanlığı ve Azınlığımızı milli bir tehlike olarak görme hastalığı?

Bir gün mutlaka bütün sorunlarımız çözülecek ve Türk-Yunan barışı bu topraklara da ulaşacaktır, ama bunun bugün veya yarın olmayacağı kesin. İnşallah bir gün...

----------

Bu kadar olumsuz gelişmeler içerisinde bir de olumlu gelişmeye değinmeden edemeyeceğim. Rodop milletvekili Sayın Ahmet Hacıosman, PASOK Partisi tarafından Doğu Makedonya-Trakya Bakanlığı gölge bakanı olarak tayin edildi. Bu, Azınlık tarihi açısından bir ilktir. Yunan siyaseti açısından da öyledir. Yunanistan’da ilk defa bir parti bir Azınlık milletvekilini gölge bakanı olarak tayin ediyor.

Bu sürpriz ve güzel gelişme karşısında memnuniyetimizi belirtmek ve Ahmet Hacıosman’ı tebrik etmek istiyoruz. PASOK Partisini de kutluyoruz. Bu, parti açısından gerçekten çok cesaret isteyen tarihi bir adımdır. Parti bu şekilde Azınlığımıza geç de olsa değer verdiğini, önemsediğini göstermiş ve gelecek adına bizleri umutlandırmıştır. Umutların sönmemesi adına PASOK’un bu hareketi takdire şayandır. Aferin PASOK’a. Böyle devam etsin. Bu şekilde devam ederse, Azınlık onun bu hareketini karşılıksız bırakmayacaktır. Pasok bu şekilde doğru adımlar atmaya devam ettikçe çabuk toparlanacak ve siyasî alanda yeniden öncü rolüne kavuşacaktır. Azınlığa, göçmenlere, insan haklarına değer vermeyen partilerin önümüzdeki süreçte siyaset arenasında tutunması ve ülke siyasetinde söz sahibi olması pek de kolay olmayacaktır. Çünkü dünyanın artık bu tür siyasetlere tahammülü kalmadı.

Son söz: Kin ve nefret  “düşmanı” değil, sahibini yok eder...

Millet gazetesi logo
© 2021 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA O.E.
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ & ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ Ο.Ε.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr