Çakma Yunan muftisler, diktatör Sisi’nin Atina büyükelçisini Batı Trakya’ya davet etmişler
Ulusal ve yerel basında yer alan haberlere göre, çakma muftisler, Atina’da bulunan Arap misyon şeflerine, Batı Trakya Müslüman Türk Toplumu aleyhinde, bir takım
Ulusal ve yerel basında yer alan haberlere göre, çakma muftisler, Atina’da bulunan Arap misyon şeflerine, Batı Trakya Müslüman Türk Toplumu aleyhinde, bir takım fitne fesat temaslarında bulunmak için, Atina yolunu tutmuşlar. Yaşları seksene dayanmış papa’lar gibi zor adım attıkları halde, hâlâ Bizans amaline hizmet için oraya buraya sürükleniyorlar. Biri, üç ayak, diğeri dört ayak üzerinde yürüdüğü halde, hâlâ fitne fesat peşinde koşmaya devam ediyorlar.
Pensilvanya’daki terörist başı FETÖ gibi, Ehl-i Sünnet Cemaatini içten ve dıştan tahrip etmek için, Ehl-i Salip ile ortak mesai yapmayı görev bellemişlerdir. 1400 yıldan beri İslâm dini’nin gelişmesine engel olamayan Ehl-i Salip, tarihin değişik dönemlerinde ve değişik coğrafyalarında, sahte peygamberler, sahte Mesihler, sahte mezhepler, sahte tarikatlar, sahte şeyhler, sahte müftüler ve din kisvesi altında her türlü şer odaklarını organize ederek, Müslümanlar arasında kaos’a sebebiyet vermek için, maşa olarak kullanmışlardır.
Altın suyuna bandırılmış teneke misali, saf Müslümanları, çeşitli vaatlerle geçici bir zamana kadar, kandırabilmişler ise de, çok geçmeden sahtekârlıkları ortaya çıkınca, teneke üstündeki altın yaldız soyuluyor ve değersiz bir teneke olduğu ayan beyan ortaya çıkıyor. Altın olarak kendilerini pazarlamaya yeltenen, bu tür din baronları, ibreti âlem için, değersiz bir teneke olarak tarihe geçmeye mahkumdurlar.
Kur’an-ı Kerim’de de belirtildiği gibi, geçici bir meta’ karşılığında, Allah’ın ayetlerinin yerlerini değiştirmek, satmak, veya te’vil etmek, sadece Yahudi ve Hıristiyan din baronları için geçerli değildir. Kıyamete kadar, Allah’ın ayetlerinin yerlerini ve anlamlarını değiştirme cüretini gösterecek sözde Müslüman din baronları için de geçerlidir.
Geçici dünya menfaati için, kendi milletine ihanet etmiş, sırtını kendi din kardeşlerine değil, şer güçlere dayamış, Bizans amaline hizmet eden, İskeçe ve Gümülcine çakma muftisleri, Allah’tan korkmadan, insandan sıkılmadan, bölgemizde Batı Trakya Müslüman Türkleri aleyhinde oynanan çirkin oyunlardan habersiz, Müslüman ve gayri Müslim misyon şeflerini, kendilerine öğretilen cambazlıklarla yanıltma tiyatrosunu, otuz küsur yıldan beri oynuyorlar. Düpe-düz yalan söylüyorlar, her şeyden habersiz insanları, göz göre-göre kandırıyorlar.
Kendi verdikleri yalan beyanlarda ve yaptıkları açıklamalara göre, Yunanistan’da yaşayan Müslümanlar, -Türk değil- Yunan Müslümanları olduğunu, Trakya Müslümanları, -Batı Trakya Müslüman Türkleri değil- dağlık kesimde farklı dil kullananlar, Roman’lar ve başkaları olarak üç sınıfa ayırıyorlar.
Dağlık kesimde yaşayanların kullandıkları farklı dilin ne olduğunu belirtmiyorlar, aynı şekilde, başkaları derken, bu başkaları kimdir nedir belirtmiyorlar, sadece Romanları açıktan belirtiyorlar. Trakya’da, –Batı Trakya’da değil- yaşayan Müslümanlar,- Müslüman Türkler değil- Hıristiyanlar ve Müslümanlar, Sünniler ve aleviler, gayet uyumlu bir şekilde, hiçbir sorun yaşamamaktadır. Her türlü hak ve özgürlüğe sahiptir, müftülükler, Trakya Müslümanlarının, -Batı Trakya Müslüman Türklerinin değil- her türlü din hizmetlerini mükemmel bir şekilde yürütüyorlar. Bu da, kuyruklu yalan! Zira, camilerimizde ne mütevelli, ne imam, ne müezzin, ne hatip, ne vaiz, ne de Kur’an Kursu hocalarına hâkim değillerdir. Ne bir camiye gidebiliyorlar, ne kürsülere çıkabiliyorlar, ne toplu bir merasime katılabiliyorlar, ne düğüne, ne cenazeye ne de topluma karışabiliyorlar. Uzaylı gibi varlıklarını sürdürüyorlar. Ancak, İskeçe, Gümülcine ve Dimetoka bölgeleri için 120 paralı yerodidaskali sözde din öğreticisine hükmediyorlar. Bu paralel yerodidaskalinin de, hangi paralelleri çağrıştırdığını anladınız!
Yunanistan'ın yeni icadı olan, bu yerodidaskaloslar, hiçbir görev yapmadıkları halde, uyuyan hücre olarak zamanı geldiğinde kullanılmak üzere üretilen zehirli hücrelerdir. Şimdilik, Yunan Müslümanlarının mukaddeslerini, yunanca öğreteceklermiş. Artık, bunun da nasıl bir tezgâh olduğunu kısmetse hep birlikte göreceğiz.
Yeni ihdas edilen bu mesleğin bilimsel olarak uygulanması imkânsızdır. Çünkü tezi, hipotezi, sentezi, anti tezi olmayan bilimsel çalışmadan bahsetmek mümkün değildir. Kaynağı, kitabı olmayan, müfredatı ve bu müfredatı uygulayacak eğitimciler olmadan bir program uygulamak mümkün değildir. Her konuda olduğu gibi, bu konuyu da, ellerine yüzlerine bulaştıracaklardır.
Her seferinde eğitimden, pedagojiden dem vuran bakanlar ve başbakan, bu yerodidaskalosların çoğunun, ilkokul mezunu ve hiçbirisinin pedagojik formasyonu olmadığını bilmiyorlar mı? Batı Trakya Müslüman Türklerinin kursları, çocuk kulüpleri sudan bahanelerle kapatılırken, bu yerodidaskaloslara gelince sus pus oluyorlar.
Durum ve manzara bundan ibaret iken, muftis’ler, otuz yıldan beri, her yerde, saygın din kisvesi olan, sarık ve cübbenin altına gizlenerek, şer güçlerin kendilerine öğrettiği yalanları tekrar etmeye devam ediyorlar.
En son olarak, 22-23 Şubat tarihlerinde Atina’da, başta diktatör Sisi’nin büyükelçisini ve diğer bazı Müslüman ülkelerinin büyük elçiliklerine, Trakya’nın Müslümanları adına, Batı Trakya Müslüman Türkleri aleyhine aynı yalanları tekrar etmek için temaslarda bulunmuşlardır.
Hatırlayacağınız gibi, geçtiğimiz Kasım’da da, yine Mısır’a gitmişlerdi. Azılı Türk ve İslam düşmanı olan, diktatör Sisi’nin adamlarıyla, Lozan antlaşmasını ve eğitim protokollerini ayaklar altına alarak, Batı Trakya Müslüman Türklerinin din eğitimi ve yönetimi hakkında, işbirliği anlaşmaları yapmışlardır. Aynı zamanda, diktatör Sisi’nin Atina büyükelçisini Trakya’da Müslümanların İslâmi eserlerini ve muftislerin faaliyetlerini yerinde incelemek için davet etmişlerdir.
Sarık ve cübbe giymiş bu zavallıların rezilliklerini yazmaktan ve söylemekten artık gına gelmeye başladı. Ne hayâ kalmış ne perde, utanmak sıkılmak hiç yok, bir mahlükun düşebileceği en derin çukurlardan, esfel-i sâfilinden beter bir haldir bunların hali.
Biz de, elimizden geldiği kadar, 30 yıldan beri, Batı Trakya’nın bütün kasabalarında, köylerinde en ücra mahallelerinde, vaazlarımızla, konuşmalarımızla, yazdıklarımızla hakikatleri, oynanan kirli oyunları ifade etmeye çalışıyoruz.
İnşallah 30 yıldan beri, gayet medeni ve iyi niyetli bir şekilde, hukuk çerçevesi dâhilinde, haklı davamızı sürdürdük, sürdürmeye devam edeceğiz. Hep ümitle, Batı Trakya Müslüman Türklerinin talepleri doğrultusunda iyi niyetli bir çözüm bekledik, hâlâ bekliyoruz. Ancak olumsuz sinyaller gelmeye de devam ediyor.
Halktan gelen taleplere karşı kulak tıkamaya devam ediliyor. Sürekli sabrımız test ediliyor, yanlış yaptırmak için sürekli tahriklere maruz kalıyoruz. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar, Allah’ın izniyle yanlış yaptıramazlar.
Unutulmaması lâzım ki, hakikatten daha büyük güç yoktur. Hakikat karşısında, güç ne kadar büyük olursa olsun, ezilmeye ve yenilmeye mahkumdur. Zulüm eden, kötülük yapan kim olursa olsun, fert olsun devlet olsun, cürüm olarak kendisine ve gelecek nesillerine yeter artar bile!