Çavuşoğlu’nun Batı Trakya ziyareti ve kopartılan fırtınalar

Batı Trakya’da doğmuş ve büyümüş olan hemşerimiz Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, 2 ve 3 Kasım 2017 tarihlerinde Atina ve Batı Trakya’ya

Köşe Yazıları 28 Kasım 2017
Çavuşoğlu’nun Batı Trakya ziyareti ve kopartılan fırtınalar

Batı Trakya’da doğmuş ve büyümüş olan hemşerimiz Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, 2 ve 3 Kasım 2017 tarihlerinde Atina ve Batı Trakya’ya çok önemli bir ziyarette bulundu. 2 Kasım Perşembe günü ilk olarak Türkiye Cumhuriyeti Atina Büyükelçiliğini ziyaret etti. Büyükelçilik görevlileriyle görüştükten sonra, İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu ve İmrozlular Derneği üyeleriyle de yaklaşık bir saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Atina’da resmi temasları çerçevesinde, mevkidaşı Yunanistan Başbakan Yardımcısı Yannis Dragasakis, Dışişleri Bakanı Nikos Kocias ve Eğitim, Araştırma ve Din İşleri Bakanı Konstantinos Gavroğlu ile görüşmeler gerçekleştirdi. Programda Başbakan Çipras ile de görüşme söz konusu iken, son anda programdan çıkarıldığı iddia edildi. Basına sızan bilgilere göre, Yunanistan'ın Mısır ile Ege’de Uluslararası antlaşmalara aykırı olarak gerçekleştirdikleri askeri tatbikatı, Türkiye’nin sert bir şekilde kınaması üzerine Çipras, Çavuşoğlu ile gerçekleşmesi programlanan görüşme iptal edilmiş.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, resmi temaslarının ardından basın mensuplarına bir dizi açıklamalarda bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı olarak, Yunanistan’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ettikten sonra, Yunanistan’da doğmuş büyümüş bir bakan olarak, her iki ülkenin iyi komşuluk ilişkilerini geliştirmek için büyük bir fırsat olduğunu, gündemi devamlı meşgul eden bir takım sorunları, iyi niyetle, inisiyatif alarak, çözüme kavuşturulması yönünde üstün gayretler sarf edileceğini, neticede iyi komşuluk ilişkilerinin her iki tarafın da kazancına olduğuna söyledi.

İstanbul kökenli bir Rum olan Eğitim ve Din İşleri Bakanı Gavroğlu ile görüşmesini dile getirirken Çavuşoğlu şöyle devam etti: “İyi bir görüşme oldu. Çünkü her iki ülkede yaşayan azınlıkları ilgilendiren konuların görev kapsamlarına girdiği bakanlar olarak bir araya geldik. Gavroğlu ile görüşmemizde, ikimiz de ne kadar yükümüz varsa masanın ortasına koyduk. Benim Batı Trakya Müslüman Türk mensubu olmam, Gavroğlu’nun da İstanbullu Rum azınlık mensubu olması, azınlıkların beklentileri ve taleplerine ilişkin uzun süredir devam eden ve kronik hale gelen sorunların çözümü için bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Eğer biz çözmezsek, biz inisiyatif almazsak bunu kalbinin en derininde hisseden insanlar olarak yapmazsak, bize bu görevi verenlere ve içinden çıktığımız topluluklara haksızlık olur.” dedi.

Ayrıca Çavuşoğlu, “Biz artık meselelerimizi kapalı kapılar ardında birbirimizin ardından konuşmuyoruz. İlk ağızdan oturup konuşabilecek seviyedeyiz. Acı çeken ağrı hisseden iki kesim var; Batı Trakya’daki ve İstanbul’daki azınlıklar. Bizim bu acıları dindirmek gibi bir görevimiz var. Bunu yaparken de keser gibi ‘hep bana, hep bana’ değil, testere gibi ‘bir sana, bir bana’ denmesini istiyoruz." dedi.

Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, 2 Kasım Perşembe akşamı Atina’dan Batı Trakya’ya hareket etti. 3 Kasım sabah erken saatlerden itibaren Gümülcine ve İskeçe’de hemşerileri ve soydaşları ile hasret giderdi ve kucaklaştı. Gittiği her yerde büyük bir ilgi ve coşku ile karşılandı.

Batı Trakya’nın bağrından kopmuş, Anavatan’da en yüksek rütbeye ulaşma şerefine nail olmuş bir öz kardeşiyle hasret gidermek, kucaklaşmak Batı Trakya Müslüman Türkleri için tarihî bir an ve en büyük mutluluktur. Zira onun şahsında bu mübarek toprakların saf ve çalışkan insanlarına, biraz imkân tanındığı takdirde, nice Hakan Çavuşoğulları yetiştirme potansiyeline sahip olunduğunu müşahede etme fırsatı bulmuştur. Batı Trakya Müslüman Türklerinin ufkunu açan, cesaretini güçlendiren ve bir nebze olsun acılarımızı dindiren bu tür ziyaretlerin tekrarlanması en büyük arzumuzdur.

Başbakan Yardımcısı Sayın Hakan Çavuşoğlu, gerek Atina’da, gerek Batı Trakya’da gittiği her yerde, verdiği bütün beyanatlarında, tam bir devlet adamı duruşu ve bilinciyle hareket etmiştir. Gayet mütevazi, yapıcı, ümit verici ve kucaklayıcı konuşmalar yapmıştır. İyi vatandaş, iyi komşuluk, birlik ve beraberlik içerisinde beraber var olma prensiplerine sürekli vurgu yapmıştır.

Hal böyle iken, Sayın Hakan Çavuşoğlu’nun 24 saatlik Batı Trakya ziyareti, Yunanistan’da "Millî" bir krize dönüştürülmesi için yeterli olmuştur. Otomatik olarak düğmeye basılmış gibi, en üst düzey devlet erkânından, en alt sivil toplum kuruluşlarına ve basın yayın organlarına kadar, bir şeyleri örtme ve kaçırma telâşıyla, aynı merkezden çıkmış, benzer ifade ve kelimelerle tertemiz havayı karanlık dumanlara boğma kampanyaları yürütülmüştür. Adeta öküz altında buzağı aranmıştır. İncir çekirdeğini doldurmayacak bahanelerle kriz üretme yarışına girişilmiştir.

Hakan Çavuşoğlu’nun, Batı Trakya ziyareti sırasında, kendisini büyük bir hasret ve coşku ile karşılayan hemşerilerine hitap ederken; “kardeşlerim”, “soydaşlarım” diye seslenmesi, azınlığımızın sıkıntılarından, problemlerinden bahsederken de; “Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı”ndan bahsetmesi, Yunan kamuoyunda krizlere sebep olacak kadar, büyük rahatsızlıklar için neden sayılmıştır.

Bu konuda ilk tepki en tepeden geldi. Cumhurbaşkanı Sayın Pavlopulos, yaptığı açıklamalarda: “Batı Trakya’da sadece dinî bir azınlık vardır.”, “maalesef dün sözde Türk Azınlığı açıklamaları duyuldu, bu tür akıl almaz ve kabul edilmez açıklamalar, Lozan antlaşmasını doğrudan ihlâl etmek anlamına gelmektedir.” türünden beyanatlarda bulundu.

Gerçekten tam bir “Eşek uçuyor mu? Uçuyor” hikâyesi. Sayın Pavlopulos’un akıl ve mantıkla izahı mümkün olmayan, Batı Trakya Müslüman Türkleri tarafından asla kabul edilemez bu tür beyanatları, Batı Trakya Müslüman Türk camiasında büyük bir endişe ile karşılanmaktadır. Zira Cumhurbaşkanı olarak, Uluslararası Antlaşma ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinden kaynaklanan hak ve özgürlükler çerçevesinde, kendini “Türk” olarak tanımlayan bir grup vatandaşın, bu hakkını tanımamak ve inkâr etmek, öngörülmeyen tehlikeli sonuçları doğurma potansiyelini barındırmaktadır. Bir ülkenin en tepesindeki sorumlu kişilerden yapılan bu tür provokatif beyanatlar, vatandaşlar arasında bölücülük ve ayrımcılığa sebep olmaktadır. Azınlığı doğrudan hedef göstermek anlamına gelmektedir. Kaostan beslenen şer odakların daha rahat hareket etmelerini ve saldırılarını artırmalarına zemin hazırlamaktadır.

Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı, bu vatan parçasına 1967 Albaylar Cuntası döneminden sonra, Mısır’dan veya Suudi Arabistan’dan buraya göç etmiş ve yerleşmiş Müslüman Arap bir azınlık değildir. Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı bu mübarek vatan parçasında, yüzyıllara dayanan, hiçbir gücün yok edemeyeceği ve hiçbir kanunun inkâr edemeyeceği köklü bir maziye sahiptir. Onun için özellikle, sorumlu makamları işgal eden yöneticiler, verdikleri beyanatların doğurabileceği sonuçları da iyi hesap etmeleri gerekmektedir. Ayrıca 30 yıl öncesine (4 Kasım 1987) kadar, Yunan Yargıtay’ı, maksatlı ve siyasî bir kararıyla, Batı Trakya Müslüman Türklerinin Türklüklerini inkâr edene kadar, bu topraklarda, bütün kurum ve kuruluşlarında, okullarının ve derneklerinin tabelâlarında Türk ifadesi yer almıştır.

Batı Trakya Müslüman Türklerini bütün dünya Türk olarak bilmekte ve tanımaktadır. Aksini iddia etmek, bütün dünyayı aptal yerine koymak anlamına gelmektedir. Bütün dünya aptal olmadığına göre…

Benzer beyanatlar Başbakanlık kaynaklarından da yapıldı. İsmi açıklanmayan bir hükümet yetkilisi Real.gr’ye şu açıklamaları yapmıştır: “Trakya’daki Müslüman Azınlığın meseleleri, Başbakanın vatandaşlarına karşı sorumluluğunu yerine getirme meselesidir. Hiçbir şekilde, Türkiye ile istişare edilecek bir konu değildir.”

Hoppala! Cumhurbaşkanı ve Başbakan kaynaklarından yapılan bu tür beyanatlar, Batı Trakya Müslüman Türklerinin onurunu ve şerefini zedeleyici, üzücü ve ziyadesiyle kalp kırıcıdır. Kraldan çok kralcı, art niyetli bir takım çevreler ve basın yayın organları, devlet yetkililerinin bu tür sorumsuz beyanatlarını fırsata çevirerek, medenî bir insana yakışmayacak, ahlâk dışı hatta çirkefliğe varan saldırılar için bahane yapılmasına fırsat tanımıştır.

Real.gr, yine bir hükümet yetkilisine dayandırarak yaptığı yorumda, "Atina, Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan’ı ziyareti esnasında Trakya’yı istismar alanına dönüştürmesini istemiyor. Yunan hükümeti, Tayyip Erdoğan’ın Trakya’yı ziyaret etmek isteyebileceğini tahmin ediyor. Ancak bu gergin ortamın biraz sakinleşmesi için gerginliklerin azaltılması gerekiyor. Bunun için bu ziyaretin 7-8 Aralık’ta programlandığı gibi değil, 2018’e ertelenebileceği" iddiasında bulunmaktadır. Kontrollü bir şekilde kopartılan bütün bu gürültülerin hedefinde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan ziyaretini mümkünse iptal ettirmek, mümkün değilse erteletmek, o da mümkün değilse Batı Trakya’ya gelmemesi için bahaneler üretmektir. Yani her zamanki malum Yunanistan’ın, modası geçmiş, klâsik Bizans oyunlarının kısa metrajlı bir filmini izliyoruz.

Batı Trakya’daki dört Mitropolit’in, gerçeklerden uzak, bölücü, çelişkili ve tahrik edici beyanları, fitne ateşini daha fazla körüklemiştir. Yeni Sağ Partisi başkanı Failos Kranidyotis gibi fanatik ırkçı açıklamalar yapan çevreler, bütün Yunan kamuoyuna Batı Trakya Müslüman Türklerini potansiyel millî tehlike olarak hedef göstermişlerdir. Kranidyotis, Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu’nun Batı Trakya ziyaretinden duyduğu rahatsızlığını iğrenç bir şekilde ifade etmiştir: “Kendisine domuz postu hediye ederek, nehrin karşı tarafına, ahmak efendisine göndermemiz en doğrusu olacaktı.” Ayrıca burada ifade edemeyeceğimiz daha çirkin yayınlar günden güne artmaktadır. Devlet adamlarının, kilisenin ve topyekün Yunan medyasının kışkırtıcı ve hedef gösterici yayınlarını, adalet bakanlığı ve savcılar görmüyor. Mahkemeler ve savcılar sadece bizim yazdıklarımıza davalar açabiliyor. Güçleri sadece bize yetiyor.

Batı Trakya Müslüman Türkleri bu tür tahriklere ve hezeyanlara hiç bir zaman değer vermemiş, aldırış etmemiştir. “Üslûb-u beyan ayniyle insandır.” Bir insanın içinde ne varsa dışarıya onu yansıtırmış derler. Kötü söz sahibinindir diyerek işine bakmıştır. Bu tür hezeyanlar bitmişliğin, çaresizliğin ve acizliğin en somut örnekleridir.

Aynı beyefendi en son (8 Kasım 2017) yayınladığı mesajla, bütün partileri Tayyip Erdoğan’ın Atina ziyaretinin iptali için ortak kampanya yürütmeye davet ediyor. Ne yazık ki, Yunanistan’da iktidarlar değişse bile, hep aynı zihniyet hâkim olmuştur. Günümüzde de bu böyledir. Benim bilebildiğim kadarıyla, tecrübelerime dayanarak söylüyorum, inşallah yanılırım ama Yunan derin devleti ne yapıp edip Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan ziyaretinin gerçekleşmesini engellemeye çalışacaktır.

Bütün zalim emperyalist güçlere ve terör örgütlerine karşı koyan, dünya’daki bütün mazlumların umut kaynağı, Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Medâr-ı iftiharımız, hemşerimiz, Hakan Çavuşoğlu’nun şahıslarında, bütün Türk dünyasına ve özellikle Batı Trakya Müslüman Türklerine kaşı fütursuzca hakaretlerde bulunan, insanlıktan nasibini alamamış bedbahtları, kin, nefret ve fesatlarıyla baş başa bırakıyoruz.

Âcizane bu fakir, 1980’li yıllardan beri, sayısı belli olmayan zulümlere, hakaretlere ve küstahlıklara bizzat şahit olmuştur. Millet gazetesi ve Çınar FM radyosu da aynı karanlık güçlerin sürekli hedefindedir. Bu karanlık örgütün elemanları tarafından radyomuzun antenleri ve cihazları sık-sık tahrip edilmekte, haftalık olarak yayınlanan ve sayısı 50 centten satılan yerel gazetemiz (1.000.000) bir milyon evronun üzerinde astronomik rakamlarla ifade edilen tazminat davaları açılmaktadır. Bunun yanı sıra, Yunan derin devletinin himayesinde, Patrikhane’nin muftisleri de davalar açmaktadırlar.

Batı Trakya’da sergilenen bu tür zalim Bizans oyunlarından nice senaryolar yazılır, nice filmlere konu olur, nice diziler çevrilir, nice tiyatrolar ve dramlar oynanır. Torunlarımıza bu konuda bol-bol malzemeler vardır. Azınlık tarihi boyunca, Batı Trakya Müslüman Türkleri, zalim Roma’nın torunları olan Yunan yönetimleri tarafından her gün Hz. İsa ve Havarileri gibi çarmıha gerilmektedir. Bu zulümler günümüzde de bütün şiddetiyle artarak devam etmektedir. Hz. İsa’nın temsilcileri olduklarını iddia eden kilise babaları, bugün emperyalistlerin kucağına oturmuş, zulümlere sadece seyirci kalmıyorlar, bizzat zalimlere önderlik yapıyorlar. Müslümanlara, özellikle Türklere karşı amansız mücadele verenlerin çevrelerine bakıldığı zaman, hep aynı adreslere çıkarıyor.

Yeni Sağ Partisi Başkanı Failos Kranidyotis ismi üzerinden örnek verecek olursak, Batı Trakya Müslüman Türkleri, Kranidyotis’i 30 yıldan beri yakından tanımaktadır. İsmi ilk defa, Mayıs 1988’de İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’ın Atina ziyareti sırasında duyuldu. 1980’li yıllarda Özal dönemiyle başlayan Türk-Yunan yakınlaşması, emperyalist güçleri çok rahatsız etmişti. Çünkü emperyalist güçlerin her zaman gerginlikten ve kaostan beslendiklerini bütün dünya çok iyi bilmektedir. Bunun için, Türk-Yunan dostluğunu engellemek için, emperyalist güçler tarafından, sürekli kumpaslar kuruluyordu.

Bu kumpaslardan biri de Bedrettin Dalan’ın Atina ziyareti sırasında gerçekleşmiştir. Bedrettin Dalan Sintagma’daki “meçhul asker anıtı”na çelenk koyma töreni esnasında, Ermenilerden, Kürtlerden ve İstanbul Rumlarından oluşan bir grubun protestosuna uğramıştır. Daha henüz 23 yaşında hukuk öğrencisi olan Kranidyotis, çelengi kaparak, Bedrettin Dalan’ın bir Türk olarak “meçhul asker anıtı”na çelenk koymasına engel olmuş ve Krandyotis artık Millî kahraman ilân edilmiştir. Bunun için, Tayyip Erdoğan’ın Atina ziyareti programından bahsederken, sözde güvenlik gerekçesiyle, “meçhul asker anıtı”na çelenk koymayacağı iddia ediliyor.

Her zaman emperyalist güçlere hizmet eden Yunan derin devleti, Kranidyotis gibi nadir bulunan kabiliyetli bir eleman keşfetmişti. Helen Ortodoks ve Yunan Millî menfaatleri kisvesiyle, uluslararası emperyalist güçlerin himayesine girdi. Öğrencilik yıllarından beri, içinde bulunduğu Ermeni ve Kürt terör örgütü üyeleriyle temaslarını sürdürdü. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra terör örgütlerinin avukatlığını üstlendi. Teröristbaşı Öcalan’ın ve diğer üst düzey terör kadrolarının özel avukatlığını yıllarca sürdürdü. Muhtemelen halen Türkiye’nin aleyhinde faaliyet gösteren terör örgütlerinin ve azınlıkların avukatlığını yapmaya devam etmektedir.

Kranidyotis, siyasi hayatı boyunca, Antonis Samaras’a yakınlığı ile bilinmiştir. Yunan derin devletinin bütün kadrolarının aynı çatı altında buluştukları 1997 yılında kurulan “Ağ 21 (Diktio 21)”in en aktif elemanlarından biri oldu. Antonis Samaras'ın Dışişleri Bakanlığı döneminde, 27 Ocak 1990 tarihinde, Gümülcine’ye çok kritik bir ziyarette bulunmuştur. Bu kritik ziyaret, Batı Trakya tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri sayılan, kanlı, yağmalı, kırmalı, dökmeli 29 Ocak olaylarından sadece üç gün önce gerçekleşmiştir.

Gümülcine Mitrpoliti'nin manevî riyasetinde, Dışişleri Bakanı Antonis Samaras ve diğer derin devlet elemanlarıyla yapılan gizli toplantıda, meşhur 29 Ocak provokasyonlarının plânları yapılmış, kesin karara bağlanmıştır. Kavala’dan getirilen özel kuvvetlerin öncülüğünde, Mitropolit Damaskinos’un Yunan radyolarında yaptığı kışkırtıcı anonslarla, Gümülcine çarşısında bulunan bütün Türk esnafının dükkânları kırılmış, yağma edilmiş, yüz milyonlarca drahmi zarara uğratılmıştır. Pek çok soydaşımız da hastanelik olmuştur. Yunan polisleri, engel olmak yerine, yağmacılara Türk esnafının dükkânlarını ve evlerini işret ederek hedef göstermişlerdir.

Batı Trakya’da yaşanan bütün olumsuz olayların ve provokasyonların arkasında, karşımıza her zaman aynı mihraklar ve aynı karanlık güçler çıkmaktadır. Batı Trakya Müslüman Türkleri onların Bizans entrikalarını ve bağlantılarını tamamen çözmüştür. Yunan derin devleti, emperyalist güçler ve ekümenik başmason her zaman karşımıza çıkmaktadır. Taliban zihniyetli Mitropolitlerin, “Diktio 21”in, terör sevici Sguridis’lerin, Kranidyotis’lerin, Pavlidis’lerin kudurmalarının sebebi, yıllardan beri oynadıkları oyunları ve kurdukları bütün tezgâhlarını Batı Trakya Müslüman Türklerinin, feraset, basiret ve iman gücüyle çökertmiş olmasıdır.

Kırk yıldan beri Müslümanlıkla, Türklükle mücadele ettiklerini, bütün Yunanistan’ı Türklerden koruduklarını iddia eden, Helen Ortodoks Palikaryalar olarak bütün dünyaya kendilerini böyle pazarladılar. Batı Trakya Müslüman Türklerinin uysallığını ve hoşgörüsünü istismar ederek bu sahte kahramanlıklarıyla haksız yere makamlar, mevkiler elde ettiler. Astronomik rakamlarla ifade edilen servetler edindiler. Yani  “Ellinarades”likleri ve kuru “Mangia”lıkları Yunanistan’ı ve Avrupa’yı sömürmek içindir.

Yıllardan beri herkesi nasıl dolandırdıkları ve kandırdıkları ortaya çıkınca, şimdi hesap veremiyorlar. Kendi suçlarını ve başarısızlıklarını kabul edecekleri yerde, panik içerisinde suçlu arama telâşına girdiler. Her şeyi çaldılar, çırptılar, vatanı sömürdüler, vergileri kaçırdılar, servetlerini yurt dışındaki banka hesaplarına aktardılar, şimdi yavuz hırsız misali, koşun evde hırsız var, vatan elden gidiyor naralarıyla paçalarını kurtarma telâşına düştüler. Ne yazık ki, her şeyin bir sonu vardır. Artık maskeler düşmüş, oyun bitmiştir.

Daha fazla uzatmamak için, 29 Ocak sürecine giden yolu ve son zamanlardaki bire bir benzerliklerini, sonraki yazılarımızda izah etmeye çalışacağız.

Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr