Dünya barışı için Türkiye ve misyonu: Yeni bir Nizam-ı Âlem davası
Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, geçen hafta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katıldığı AK Parti Konya İl Kongresi'nde
Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, geçen hafta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katıldığı AK Parti Konya İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada, AK Parti'nin son 10 yıl içinde tarihi bir dönem başlattığını, bu tarihi dönemle birlikte milletin temsilini üstlenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dünyanın en itibarlı devleti haline geldiğini söyledi.
Davutoğlu’nun en can alıcı cümlesi ise şu oldu: “Ülkeyi yöneten parti, siyasi şartlarda çıkmış konjonktürel bir hareket değil, aziz milletimizin tarihi yürüyüşünde bir küresel gücün doğuşunu, yeni bir nizam-ı alem davasının misyonunu işaret eder'' dedi.
Ülke ekonomisinin, gayrisafi milli hasılasının yaklaşık 4 misli büyüyerek, güçlendiğini ifade eden Davutoğlu, ''Millete olan güven arttı, milletin kendi iradesini belirleme kudreti arttı. Tarihte her zaman özne olarak ağırlığını koymuş bu millet, devletiyle beraber tekrar kudret ve şefkatine kavuştu. Artık, dünyanın her yerinde Somali'den Bosna'ya, Afganistan'dan Suriye'ye kadar 'yardım eden yok mu-' diyenlere dönüp cevap verebilecek kudrette bir devlet var'' dedi.
Bu tesipterden sonra gel de “Ne mutlu Türk’üm diyene” deme. Sayın Davutoğlu’nun bu veciz ve derinlikli izahatıyla Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya ait olan bu sözün içi mana bakımından gerçek anlamda doluveriyor.
Din kardeşlerimiz, bu yazdıklarımı sakın yanlış anlamasın. Benim Türk’ten kastım, Allah’a inanan ve bu inancın gereklerini yerine getiren kardeşlerimizdir. Benim için Müslüman olmayan ve İslâm’a göre yaşamaya gayret etmeyen Türk, Türk de değildir. Veya en azından işe yaramayan boş bir Türk’tür. Böyle bir Türk’ün ne milletine, ne ülkesine ve ne de insanlığa bir faydası olmaz kanaatindeyim. Nitekim tarih de bunun böyle olduğunu göstermiştir. Allah’sız ve imansız kalabalıklar, belli bir süre sonra tarih sahnesinden silinmişlerdir. Bunlar ister Türk, isterse Yunan olsun hiç fark etmez. Allah’ın tabiatta koyduğu kurallar herkes için aynı çalışır.
Türklük’ten ve İslâm’dan bahsettiğim için yine birileri bana her zaman olduğu gibi faşist ve dinci diyeceklerdir, ama inanın umurumda değil. Çünkü onların ne dediği değil, ancak hakikatin ne dediği önemlidir. Hakikatin gerçek sahibi olan Allah’ın ne dediği önemlidir benim için.
Gece-gündüz Allah’ın Kuran’ına ve onun Peygamberine küfretmeyi veya İslâm’ı işine geldiği gibi yorumlamayı ilericilik sananların ne dediği benim için hiç ama hiç önemli değil. Ben ve benim gibi inananlar, sadece işimize bakarız. İnsanlarımız başta olmak üzere bütün insanlara Allah rızası için hizmet etmeye gayret ederiz.
Yazı yazarken, olayları değerlendirirken hep bu pencereden bakarız. İnsanlar bir şey yaparken, Allah’ın rızasına uygun yapıyorlar mı? Hangi dinden ve miliyetten olursa olsun insanlara iyi davranıyorlar mı? Onların haklarına riayet ediyorlar mı? Onları insan yerine koyuyorlar mı? İşte bu anlayışla yaklaşır ve değerlendiririz kişi ve olayları.
Neden böyle yaparız biz? Çünkü İslâm; din ve bilim böyle diyor da ondan. Çünkü inancımıza göre Müslümanlar olarak bizim diğer insanlardan en büyük farkımız, yeryüzündeki sorumluluğumuzun daha fazla olmasıdır. Türkiye’nin yükselişi hakkında Davutoğlu’na “aziz milletimizin tarihi yürüyüşünde bir küresel gücün doğuşunu, yeni bir nizam-ı âlem davasının misyonunu işaret eder'' sözlerini dedirten işte bu sorumluluktur. Ve her şeyden önce bu sorumluluğu meydana getiren şuurdur.
Milletimiz, yıllardır küstürüldüğü inancıyla barıştıkça, uzaklaştırıldığı İslâm’a kavuştukça ve bilimle yeniden buluştukça, bu sorumluluğunun şuuruna/farkına varacak ve bunun gereğini yerine getirmek için 8 milyar insana barış getirmek için aklıyla, canıyla ve malıyla cihad/gayret edecektir.
Türk-Yunan dostluğunu getirecek olan da işte ancak bu cihad olacaktır. Yunanistan’ın inatçı bir kesimi istemese de, eninde sonunda Türkiye ile Yunanistan’ı gerçek müttefik ve dost iki ülke haline getirecek olan yegâne anlayış ve insanlık projesi, işte bu sırf Allah rızası için, yani menfaat beklemeksizin sadece Allah’ın yarattığı irade sahibi iki ayaklıların insan gibi yaşaması için çalışan Müslüman Türklerin projesidir.
Bunu karşılıksız olarak, sadece Allah’ın kulları insan gibi yaşasın diye yapacak tek ümmet, İslâm ümmetidir. Bu ümmetin içinde bunun başını çekecek olan millet Türk milleti, devlet ise Türkiye’dir. Bunun sebebi, Allah’ın Türkler’i kayırması veya onlara özel bir görev yüklemesi değildir. Böyle bir şey ileri sürmek, ancak aşırılık ve sapıklık olur. Böyle bir iddia’nın İslâm’la bir alâkası olamaz. O zaman işin doğrusu nedir?
İşin doğrusu, insanlığa kalıcı barış getirmenin Allah’ın bütün kullarına yüklediği bir sorumluluk olduğu, ancak bunu gerçekleştirmeyi onların arasından en çok çalışanlarına nasip ettiğidir. Başarının şartı budur... Hayırda yarışmak... Hayırda yarışanların hepsi kazanırken, şerde yarışanların hepsi kaybediyor. Birinciler aziz, ikinciler ise zelil oluyor. İşte, “Aziz Türk milleti” derken, bu kastedilir.
Türkler, Allah’ın ipine sarılarak tarih boyunca çok çalışmışlar ve İslâm’a büyük hizmetler yaparak yücelmişlerdir. İnsanlığa yaptıkları hizmetle Allah’ın rızasını kazanmışlar ve insanlıkla birlikte kendilerini de yüceltmişlerdir. 300 yıllık Selçuklu, 700 yıllık Osmanlı bunun en büyük delilleridir. Bunlardan önce de daha niceleri. Ben burada en uzun soluklu olanlarını saydım.
Günümüz dünyasının kapanmayan yaralarına da tek ilâç, dün olduğu gibi günümüz sorunlarına da Kuran’ı konuşturacak olan; İslâm’dan alarak ilhamını içinde bulunduğu asra söyletecek ve binlerce yıllık şanlı insanlık tarihi yazan milletin torunlarının koyacağı yeni medeniyet projesi olacaktır. Davutoğlu’nun yukarıda adını da koyduğu proje işte bu projedir; Yeni bir Nizam-ı Âlem (= Yeni Dünya Düzeni).
Bunu ABD’nin Yeni Dünya Düzeni ile eşleştirenler var. Ancak ben bunları karıştırmıyorum. Bu iş ayrıdır. Türkiye ABD’nin düzeninin taşeronluğunu yapıyor, diyenelere cevabım var. Bırakın ABD öyle sansın. Onlar öyle sanarken bir de bakmışsınız ki İslâm’ın öngördüğü Nizam-ı Âlem gelmiş. Ben inanıyorum ki, Türkiye, Davutoğlu gibi çağdaş Alperenlerle ABD başta olmak üzere bütün dünyaya gerçek küreselleşmenin ve dünya düzeninin nasıl olması gerektiğini öğretecek ve 8 milyar insan barışa kavuşacaktır.
Bu iş böyle olmak zorundadır. Çünkü dünyamız için, insanlık için başka çıkar yol yok. ABD ve diğer Batılı yönetimlerin mevcut anlayışlarıyla bir yere varamadığımız ortada. Bunun için Yunanistan’daki ve onun bağlı olduğu AB’deki çöküşe ve kaosa bakmak yeterlidir. Sömürüye dayalı dünya düzenlerinin sonu hüsran olduğu bir kez daha ortadadır.
Son söz: Tek çözüm Türkiye ve onun yol göstericiliğinde çizilecek Yeni Nizam-ı Âlem Projesi.