Hayatın muhasebesi
Her milletin inanç ve kültürel değerlerine göre takvim düzenlemesi ve kutlamaları vardır. Yıllık ve aylık işlerin düzenlenmesi, tarihî olayların kayda alınması,
Her milletin inanç ve kültürel değerlerine göre takvim düzenlemesi ve kutlamaları vardır. Yıllık ve aylık işlerin düzenlenmesi, tarihî olayların kayda alınması, senenin belli dönemlerinde bazı olayların yıldönümlerinde çeşitli anma etkinliklerinin düzenlenmesi gibi faaliyetler, köklü ve düzenli bir toplum olmanın gereklerindendir.
Bölgelere göre bazı farklı takvimler kullanılsa da, günümüzde yaygın olarak kullanılan takvim, güneş sistemine göre düzenlenmiş takvimdir. Bu takvim tahminî olarak Hz. İsa’nın doğumunu esas alan milâdî takvimdir.
Takvim, günlük sosyal ve iktisadî işlerin düzenlenmesinin yanısıra, millî ve dinî kutlamalar da takvimlere göre düzenlenir.
Ay sistemine veya güneş sistemine göre düzenlenmiş takvimler, sadece rakam, gün, ay veya yıl itibariyle birbirinden farksızdır. Zira günü 24 saat, haftayı 7 gün, ayı 29 -30 gün, yılı da 12 ay, güneş sistemine göre 365 gün, ay sistemine göre 354 gün olarak takdir eden kâinatın yegâne yaratıcısı yüce Allah’tır. Bu sisteme insanoğlunun müdahale etmesi, bir saniye eklemesi veya eksiltmesi mümkün değildir.
Günleri ayları ve yılları anlamlı ve değerli zaman dilimleri kılan bu zaman dilimlerinde meydana gelmiş olaylardır. Dünya tarihinde önemli dönüşüm ve değişimlere sebep olan olaylar vardır. İnsanlık tarihinin en tesirli ve en etkili hadiselerinden biri insanoğlunun yeryüzünün halifesi olarak yaratılması ve insanların en mükemmel örnekleri peygamberlerle desteklenmesidir.
Bu mükemmellik zincirinin en son halkasını oluşturan Hz. Muhammed (s.a.v)’in dünyaya teşrifleri hiç şüphesiz insanlık tarihinin en önemli hadiselerinden biridir. Bunun gerçek önemini kavrayamayan ve takdir edemeyen müslümanlar, zaman içerisinde taklide yönelerek farklı hadiseleri ön planda tutmaya ve daha önemli saymaya başladılar.
Tarihî olayları toplum hafızasında yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak, aidiyyet duygusunu geliştirmek, özellikle bilgi kirlenmesi yaşadığımız bu çağda büyük bir ihtiyaçtır.
Farklı din ve kültürlerle iç içe yaşanan günümüz dünyasında günlük işleri, tatilleri, eğlence ve kutlamaları düzenlerken, çok dikkatli ve seçici davranılması gerekiyor.
Sonradan icat edilen ve moda haline gelen bazı kutlama günleri ve kutlama şekillerini körü körüne taklid etmekten uzak durulaması gerekir. İslâm inancı ve kültürüyle bağdaşmayan başka inanç ve kültürlerin kutlama şekillerinin temel yapısı dikkatle incelendiğinde, görülecektir ki, kutlamaların çoğu kişiyi ön plâna, toplumu ise hiç hesaba katmayan bir özelliğe sahiptir.
Bazı çıkar çevrelerinin, hiçbir inanca dayandırmadan uydurdukları; sevgililer (Valentine) günü, anneler- babalar günü ve yeni yıl-yılbaşı (Noel) gibi kutlamalar, bütün toplumların yararına, bütün inanç ve kültürlerin ortak değeriymiş gibi pazarlanıyor.
Kendi inanç ve kültürüne yabancılaşmış bazı soydaşlarımız da, diğerleriyle yarışırcasına bu kutlama günlerini ve şekillerini taklid etmekte maalesef bir sakınca görmüyorlar. Oysa müslüman kimliğine ve kültürüne ait insanların kutlayacakları günleri ve kutlama şekilleri, kendi kültürleri ve tarihleri çerçevesinde belirlenmiştir.
Bir müslümanın kendi tarih kültürüne ait kutlama günleri ve şekillerini arka plâna bırakıp, başka din ve kültürlerin icat ettiği kutlama günlerini ön plâna çıkarması ciddi bir şekilde inanç ve kültür erozyonuna yol açar.
Çok basit ve önemsiz gibi görünen bazı kavram ve sembollerin, zaman içerisinde hayata yön veren inanç ve kültürü nasıl etkilediğini, günümüzde yeni nesillerin karşılaştıkları yabancılaşmadan daha iyi anlayabiliriz.
Tarihin derinliklerine inmeyen, toplumla kaynaşmayan, hayatı ciddiye almayan bir hayat tarzına özendiriliyor. Doğrudan doğruya misyonerlik değil, dolaylı ve sinsi bir misyonerlik politikasıyla, rengârenk ışıklarla, yüksek desibelli müziklerle, dikkat çekici resimlerle insanların dikkatlerini başka yönlere çekerek kendi inanç ve kültüründen soğutmak ve uzaklaştırmak hedeflenmektedir.
Dikkatleri iyice dağılan yeni nesilleri uyarmak ve kendi yönlerine çekmek için sorumlu davranmazsak zaman içerisinde büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktan kurtulamayız.
Hayatı ciddiye alarak, sorumlu ve bilinçli davranarak ömrü tüketmenin en akıllı ve kârlı bir yatırım olduğunu unutmamak gerekir. Krizleri ancak bu şekilde fırsata dönüştürmek mümkündür.
Hicri ve milâdî yeni yılların daha huzurlu ve bereketli olması dileğiyle...