İskeçe Tabakhane Camiini yık, Gümülcine Tabakhane Camii ile üstünü ört!
Bu yazıyı, Helen Müslümanları Muftisleriyle ilgili yazdığım yazılar bağlamında, eksik kalan bazı bölümleri tamamlaması açısından kaleme alma ihtiyacını hissetti
Bu yazıyı, Helen Müslümanları Muftisleriyle ilgili yazdığım yazılar bağlamında, eksik kalan bazı bölümleri tamamlaması açısından kaleme alma ihtiyacını hissettim. Çünkü Batı Trakya Müslüman Türkleri aleyhine oynanan oyunlar, oluşturulmaya çalışılan algı operasyonlarının çirkin yüzünü ortaya çıkarmadan gerçekleri kavramamız imkânsızdır.
Bizim görevimiz, maskeleri yırtmak, oyunları bozmak ve maskelerin arkasında gizlenmeye çalışılan gerçekleri ortaya çıkarmaktır. Bildiğiniz gibi ülkemiz Yunanistan’da, karnaval kültürü meşhur olduğu için, maskelerin arkasında gizlenen gerçek yüzleri fark etmek pek mümkün olmuyor. Bilhassa Batı Trakya’da, gerçekleri gizleme yönünde çekilen algı operasyonlarının haddi hesabı yoktur.
En son şu meşhur Tabakhane Camii’nin çatı tamiri ve boya-badana işlerinden sonra, tuhaf bir açılış merasimi tertiplendi. Ben ilk defa, çatı tamiri ve boya-badana işlerinden sonra açılış merasimi düzenlendiğini duyuyorum. Her neyse, işin asıl ilginç tarafı, son bir yılda bu boya-badana ve mezarlık temizleme işleri, Yunan yerel basınının gündeminden ne hikmetse hiç düşmüyor. Bu oyunların boyası da yakında dökülecek, bakalım altından ne enkaz ortaya çıkacak.
Asıl konuya geçmeden önce tarihten bir örnek vererek, kıyaslama yoluyla, oynanmak istenen oyunları daha iyi kavrayabilelim. Örneğimiz, Gümülcine Tabakhane Camii ile aynı ismi taşıyan İskeçe Tabakhane Camii'dir. İskeçe saat kulesinin bitişiği ve çevresi tamamen vakıf malıdır. Saat kulesinin bitişiği, İskeçe Pazar Yeri Camii ve Haziresi, yan tarafı mezarlık, kuzey tarafı medrese ve batı tarafı hamam, hanlar ve dükkânlar, hepsi vakıf malı. 1943 yılında Pazar Yeri Cami ve Medrese yıkıldıktan sonra, İskeçe Tabakhane camii daha büyük önem kazanıyor ve İskeçe’nin en merkezi camisi konumuna geliyor.
Ancak, onun da ömrü pek fazla sürmüyor. 1972 yılında aniden istimlâk ediliyor ve çok kısa bir sürede 22Aralık 1972 Cuma günü aniden yıktırılıyor, birkaç saat zarfında enkazı kaldırılıyor ve bu şekilde izleri tamamen siliniyor. Bir tarafta yakılan yıkılan ve tarihten silinen cami örnekleri, diğer yandan boya badana şovlarıyla örtbas edilmeye çalışılan kültürel miras cinâyetleri.
Gelelim asıl konumuza: Yunan basınında şişire-şişire reklâmları yapılan ve Helen Müslümanları Müftülüğünden yayınlanan davetiye ile Gümülcine Tabakhane Camii açılış merasimi için davet yapılıyor. Gümülcine’nin tarihî Tabakhane Camiinin tadilat çalışmalarının tamamlanması münasebetiyle, 29.3.2017 tarihinde bir açılış merasimi düzenlenmiştir. Tabi ki, görünüşte çok güzel ve hayırlı bir etkinlik gibi görünüyor ve bizim gibi saf ve art niyeti olmayan Müslümanlar tarafından takdire şayan bulunması gerekir diye düşünüyor insan.
Ancak tarih, bize bugüne kadar şu acı gerçeği öğretmiştir: Herhangi bir işin arkasında Azınlık karşıtı olan bazı Yunanlıların parmağı varsa, bu iş ne kadar hayırlı gibi görünürse de, burada bir nokta koyup, feraset ve basiretle incelemeye tabi tutulması gerekiyor. Zira bunlar, zehri altın tasta sunarlar. Ecdadımız Osmanlı, her milleti kendi gibi güvenilir addederek, Rumlara millet-i sadıka muamelesi yapmış ancak, Osmanlı tarihinde pek çok can, mal ve toprak kaybına sebep olmuştur.
Allah’a binlerce şükürler olsun, şanlı tarihimizden ve 90 yıllık azınlık tarihi tecrübelerimizden aldığımız derslerle de, bu tür Helen zihniyetinin Müslüman ve Türklere yönelik tutumlarını ve gerçek niyetlerinin ne olduğunu gayet iyi biliyoruz.
Yine, sen de çok ileri gidiyorsun, işin gücün komplo üretmek ve çamur atmakla uğraşıyorsun diyenler, kulaklarımı çınlatıyor. Zararı yok, otuz yıldan beri bu kulak çınlamalarına alıştık. Bu çınlamalar bizi rahatsız etmiyor, sadece din kardeşlerimizin hakikatler üzerine düşünme yerine, işin gırgırında olup oynanan oyunları fark etmemeleri çok üzüyor.
Ne yazık ki biz Müslümanlar herkesi kendimiz gibi iyi niyetli, saf ve temiz zannediyoruz. Oyun, yalan ve hile peşinde koşanlar, her zaman bizim bu saflığımızı istismar ederek bütün mukaddes değerlerimize saldırdılar ve saldırmaya devam ediyorlar. Bu perişan durumda olmamız, tahrifat ve tahribat peşinde koşanlar kadar, bizzat kendimizin ve özellikle içimizden fakat bizden olmayanların suçu ve vebali daha büyüktür.
Şu garip cami açılış merasiminin analizini tahlil etmeye devam edelim.
MERASİM GÜNÜ DİKKAT ÇEKEN HUSUSLAR
Otuz yıldan beri, çok mülâyim ve sevilen bir muftis algısı balonunu şişirmeye çalışanların balonları patlamıştır. Zira, ne halktan ciddi bir katılım, ne de Azınlık karşıtı Yunan âmaline hizmet eden sözde din görevlileri açılış merasiminde yok, Dimetoka Helen Müslümanları Muftisleri yok, medrese hocaları yok, vakıf yönetiminin bir kısmı yok, daha başarılı eski vakıf yöneticilerinden hiç yok, say-say bitmez. Katılanların yarıdan fazlası medrese öğrencileri, bir kısım halk ve o esnada yoldan geçen insanlar göze çarpıyor.
Açılış kordelasının rengi bile özenle düşünülmüş. Hadi kırmızıdan korkuyorsunuz, hiç olmazsa İslâm’ın renk sembolü olan yeşil veya barışın sembolü olan beyaz renk değil de illâ mavi olacak. Minberde ay ve yıldızın yan yana gelmemesi için özen gösterilmiş, ay başka tarafta, yıldız başka tarafta. Minarenin âleminde niye yıldız yok sorusunu sormak ise abes olur.
Asıl ilginç olan, azınlık tarihinde belki de bir ilk, yüksek rütbeli emniyet ve askerî erkân ile bürokratların yoğun ilgisi. Sızan bilgilere göre, Dimetoka’da tarihi Çelebi Sultan Mehmet camii kundaklandıktan sonra, bu yangın cinâyetini örtbas etmek için, Gümülcine Tabakhane camiinin açılışını büyük bir şova dönüştürüp, ulusal ve uluslar arası plâtformda, "Yunanistan Müslümanların mabetlerine sahip çıkıyor" algısını oluşturmak için büyük çabalar sarf edilmiş, ancak hükümet ortakları bir türlü anlaşamamış. ANEL’cilerin başbakanın katılmasını bile önerdiği iddia ediliyor fakat SİRİZA’cılar bu işe pek yanaşmamış, sadece yazılı tebrikle yetinmişler.
Bu cami açılışının bir de trajikomik yanı var ki, akıllara ziyan. Yine yerel basında yer alan bilgilere göre, tamirat esnasında tesadüfle ortaya çıkan 37 metre uzunluğundaki 999’luk tespih. İddialara göre, dünyanın en uzun tespihi imiş. Bunun için Gümülcine vakıf idaresi, 22.12.2016 tarihinde, Guiness World Records dünya rekorlar kitabına kayıt olmak için başvuruda bulunmuş.
Bütün bunları şaka olsun diye yazmıyorum, içinde bulunduğumuz dünya ve gerçeklerin vahametini daha iyi izah etmek için bütün bu örnekleri veriyorum. Bir yanda camilerimiz yakılıyor yıkılıyor, camilerin ve mezarlıkların ortasından yollar geçiriliyor, vakıf arsaları, vakıf arazileri ve mezarlıklar çeşitli bahanelerle istimlâk ediliyor. Bunların yerine yollar, parklar yapılıyor, binalar, apartmanlar, üniversiteler ve kiliseler dikiliyor. Bu kadar kültürel miras ve vakıf katliamları, yakıp-yıkma ve tahribatlar varken, yoktan bir tamirat ve boya badana işini büyük bir şova dönüştür, Guiness rekorlar kitabına gir, bütün kültürel cinâyetlerin ve vakıf gayri menkulleri katliamlarının üzerine sünger çek ki, uslu Helen Müslümanı olabilesin. Aksi takdirde ajan, provokatör ve düşman sayılırsın.
Yunanlılar, ecdadının maddî-manevî mirasını reddeden, yok olup gitmesine, tarihten silinmesine göz yuman böyle Müslümanların sırtını sıvazlar, çok sever, madalyalar takar ve öve-öve de bitiremez. Mukaddes değerlerini hiçe sayan, az bir menfaat karşılığında satan köksüz, kimliksiz maşalar belli bir süre için bulabilirler. Ancak zulüm hiçbir zaman baki olmamıştır, gelip geçicidir. Ecdadının millî manevî mukaddes değerlerini ne pahasına olursa olsun koruyan ve koruyacak olan helâl süt emmiş erlerin artarak var olmaya devam edeceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.