Milletimiz Bu Seçimlerde de Gerekeni Yapacaktır.

Bu hafta, Türk şiirinin üstadı Necip Fazıl Kısakürek’in ölümsüz ifadelerinden esinlenerek başlık attık. Çile çekmeyen insandan adam olmaz, diyor üstad. O, bunu

Köşe Yazıları 12 Haziran 2012
Milletimiz Bu Seçimlerde de Gerekeni Yapacaktır.

Bu hafta, Türk şiirinin üstadı Necip Fazıl Kısakürek’in ölümsüz ifadelerinden esinlenerek başlık attık. Çile çekmeyen insandan adam olmaz, diyor üstad. O, bunu diyor ve her zaman diyecektir. Kendisi öbür aleme göç etse de, sözleri bu alemde yaşıyor ve yaşatıyor.

Bakın bir başka vecizesinde ne diyor şairimiz:

Rabbim, Rabbim, bu işin, bildim neymiş Türkçesi; senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi.

Anlayan için ne muhteşem ifadeler…

Bu dizelerinden anlıyoruz ki, adam olan veya adam olmak isteyen insanoğullarına sürekli yakınmak, bu dert de beni mi buldu, demek yakışmıyor. Ağlanıyorsak eğer, bu demektir ki henüz adam olamamışız. Bilmemiz gerekir ki, çile çekmeden adam olunmaz ve aslında çile bu dünyada adam olanlar için Mevla’nın bir nimetidir.

Adam olanlar için nimet, iki ayaklılar için külfettir çile... Onun için Azınlık olarak bilmek lazım gelir ki, mazlum insanlar olarak çektiğimiz eza ve cefalar, boşuna değildir. Azınlık toplumu olarak yıllardır insan hakları için verdiğimiz mücadeleler insanlığımızın bir gereği ve göstergesidir. Bizim bu topraklarda maruz kaldığımız onca zulme ve hayvanî muameleye rağmen inatla ve ısrarla insan gibi yaşayabilme azminin bir nişanesidir mücadelemiz ve uğrunda çektiğimiz çileler. 

Hakkımızla beraber şerefimizi de yitirmemek için yürüdüğümüz bu meşakkatli yol, Rabbimizin ateşten gül bahçesine giden yoludur. Ne kadar yansak da, ne kadar hayatımız çileli bir hal alsa da, bilmeliyiz ki, bu çileli yangın yolunun sonu selâmettir. Bu dünyada göremediğimizi öbür dünyada mutlaka göreceğiz. Bizler burada göremesek de evlatlarımız görecektir, olmadı, onların evlatları görecektir. Kesindir ki, müminin buradaki cefası, oradaki sefasıdır.

Onun için bazılarının zaman zaman yaydığı kafa karıştırıcı söylemlerine toplum olarak aldırmıyoruz. Bu dünyanın tadını çıkar, hevesini al, keyfine bak, gerisi yalandır; hayat şimdi var sonrası uydurmadır, diyenlerin propagandalarına kanmıyoruz.

Böyle diyenlerin kime hizmet ettikleri ortadadır. Sadece bu geçici dünyaya ait olan bu insanlıktan nasibini alamamış iki ayaklıların tek bildikleri, her iki dünya için de çalışanların önünü kesmek ve onlara her fırsat ve vesileyle kötülük yapmaktır. Çamur atmak, hile yapmak, düzen kurmak, her türlü düzenbazlığı ve hınzırlığı sergilemek onların uzmanlık alanıdır.
Hınzırlıkta, hınzıra bile taş çıkartırlar. Bazıları hınzır yer, ama hınzırlık bilmez, bazıları da hınzır yemez, ama hınzırdan beterdir.

Biz mesela hangi konuda yazsak, mutlaka inancımızdan, kültürümüzden, manevi değerlerimizden bahsederiz. Referansımız, en başta bizi var eden Allah’ımızın kutsal kitabı Kur’an ve onun canlı hali Efendimiz Hz. Muhammed’in Sünnetidir. Çağın icaplarına uygun; hem bilimsel gelişmelere uygun, hem de maneviyattan ırak düşmeden her iki kıymeti dengeli bir biçimde yürüterek zaten zıt olmayan din ve bilimden aynı anda yararlanmak, evrende cârî olan ikili bir sistemle hayatı kolaylamaya gayret etmekteyiz. Hayat dediğiniz şey, din ile bilimin bileşkesinden ibarettir.

Evrende bir ahenk vardır. Her şey ikili bir denge üzerine oturtulmuştur. Bu dengeyi gözetmeden bir şeylere kalkışmak, tabiatın kurallarına aykırılık arz eder. En basit örnek olarak insana bakmak bile yeterlidir. Ayakta durabilmek için iki ayağa ihtiyacı vardır. Tek ayak üstünde çok fazla dayanamaz, tüm vücudun dengesi bozulur ve hastalanır. Bu hastalıklar hem fizikî ve hem de manevî olarak kendisine tesir eder.

Vücut fizikî açıdan iki ayak üstünde ayakta ve dengede durduğu gibi, manevi olarak da ruhuyla ayakta ve dengede durur. İkisinden birini ihmal etmeye gelmez. Bu yüzden bu dengeleri iyi korumazsak, hayatın tüm dengeleri altüst olur, mutsuz oluruz.

Ben şimdi bu şekilde yazıyorum diye, bazıları bana ve benim gibi yazan ve bu yazılanları okuyup itibar eden değerli okurlarımıza gerici diyorlar. Onlara yine üstadın diliyle cevap veriyorum:

Bize gerici diyorlar, evet gerideyiz. Biz bize gerici diyenlere ancak ”deh” demek için gerideyiz!

İlericilere cevabı çok üstadın:

Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici. Üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici?

Bize gerici diyenler bizim memlekette iki kısımdır. Birinci kısım, hem hınzırla beslenen ve hem de hınzırlık yapan bazı çoğunluk ilericileridir. İkinci kısım ise, bunlardan beslenen azınlık mensubu sözde ilericilerimizdir. Bu beslenme her açıdan olabilir. Ağız yoluyla da olabilir, akıl yoluyla da... İkisinden biriyle de olabilir, her ikisiyle de... Ama asıl hınzırlık hınzır yemek değil, hınzır tabiatlı olmaktır. Konumuz itibariyle bizleri ilgilendiren de bu hınzırlıktır.

Son zamanlarda Yunanistan'ın ırkçı Altın Şafak zihniyetli ulusal gazetelerinin hedefi olduk. Bizleri açık hedef gösterdiler. Sonra bölgemizdeki ırkçı gazeteler hedef haline getirdi. Neymiş? Seçimlerde Türk’ün oyu Türk’e, oylarımız bölünmesin diye de özellikle güçlü Türk adaylara oy verelim ki milletvekilsiz kalmayalım, dediğimiz için Batı Trakya’yı Kosovalaştırmak isteyenlere hizmet etmekle, hainlikle ve Türk-Yunan savaşına zemin hazırlamakla itham edildik. Bütün bunların bir neticesi olarak da Türkçü-İslamcı gericiler olarak “mimlendik”.  Deyim yerindeyse “ölü veya diri olarak arananlar listesinin” en üst sıralarında yerimizi aldık.

Bu birinci kısım hınzırlardan, yani hem hınzır yiyen ve hem de hınzır olan “ilerici” kafalardan başka bir şey beklenmez, ama bizim uzaktan kumandalı bazı sözde ilerici Hasan ve Mehmet’ler  de var ki, bunlara rahmet okutuyor. Çoğunluk hınzır ilericileriyle uğraştığımız yetmezmiş gibi bir de onların içimizdeki köstebekleriyle/beslemeleriyle uğraşıyoruz. Bir de bizim “ilericiler” var. Daha doğrusu “ilerici hınzırlarımız” var. Gerçi bunlar kaç kişi, bunlardan ne olur, uğraşmaya değer mi? diyeceksiniz. Vallahi sinek ufaktır, ama mide bulandırır. Bu da öyle bir şey işte. Ayrıca unutmamak lâzım gelir ki, büyük felâketler, zamanında alınmayan küçük önlemlerin toplamıdır.

Kanımca bunlarla mücadele etmenin en etkili yolu, onları deşifre etmektir. Gizli kapaklı karanlık yapılanmaları çözmenin ve etkisiz hale getirmenin en kolay yolu, onların kim olduklarını açıklamak ve kamuoyu vicdanına havale etmektir. Millet ondan sonra gerekeni yapar. İster aziz eder, ister zelil…

Bizler biz kaldıkça, hınzırlıktan uzak durdukça onlar her zaman toplumun dışında kalacak ve deşifre olacaktır. Müslüman’ın, hınzır hayatta işi olmaz. Türk’ün, inancıyla yoğrulmuş kültürüne aykırı ortam ve oluşumlarda bulunması onun bünyesine uygun düşmez.

İslâm’ın manası barış, Türk’ün manası kuvvettir. Biz Türkler, kuvvetimizi Allah’tan ve birlikten alırız. Hangi ülkede yaşarsak yaşayalım, bölücülük ve gericilikle işimiz olmaz. Yaşadığımız toprakları vatan beller ölümüne savunuruz. Bu toprakların adı Yunanistan da olsa aynı şey geçerlidir. Biz vatanımızı seviyoruz, ama köklerimizi de unutmayız. Zaten bu sevgimiz köklerimizden geliyor. Bizler insanları ilerici-gerici, azınlık-çoğunluk, fakir-zengin diye bölenlere karşıyız. Her şeyden önce insan gelir ve herkesi en önce insan olduğu için severiz.

Ancak bizim resmi bir Azınlık statümüz var ve bunu da kimseye çiğnetmeyiz. Kazanılmış haklarımızı kimseye yedirmeyiz. Hakkımızda hınzırlık düşünenlerin oyunlarına gelmeyiz. Bizi tanımayan ve hakkımızı yemek isteyen art niyetli zihniyetlere de kayıtsız kalacak değiliz. Bizleri ortadan kaldırma çabalarının olduğu bir ortamda elbet gereken önlemleri alacağız. Parlamentoda temsilcisiz kalmamak için bazı ilerici çoğunluk hınzırlarının ortalığı ayaklandırdığı bir seçim arefesinde bizler de azınlığımızı dikkatli olmaya davet edeceğiz. Ne yani, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlar gibi mi olalım? Asla!

Rodop’ta 3, İskeçe’de 2 Azınlık adayı partileri tarafından listebaşı gösterilmiştir. Geçen seçimlerde 3 milletvekili seçebildik. Şimdi ise hedefimiz 4 ve hatta mümkünse 5 milletvekili seçmek olmalıdır. Azınlık KKE’ye oy vermezmiş, yok şöyleymiş, yok böyleymiş, bunları geçelim. Zaman böyle konuşma zamanı değil. Her şeyin bir zamanı var. Biz KKE’ye değil, liste başı aday gösterdiği Azınlık mensubuna oy verme anlayışıyla hareket edeceğiz. Tabii o da bu oylara sahip çıkacak şekilde hareket edecek. Yoksa havasını alır. Yanlış yapanları Azınlık seçmeninin nasıl cezalandırdığını yakın geçmişte gördük.

Ne olursa olsun, oyumuzu Azınlık olarak kendi adaylarımıza giden oylar içerisinde muhafaza etmeliyiz. Dışarıya oy kaçırmamamız gerek. Nasılsa İskeçe’de Hüseyin seçilecek, başkası da yok, onu için dur biraz da Aleksis’e de atalım, demek büyük bir gaflettir. Bu söylediğimin de gericilikle alâkası yoktur. Bu bir var olma mücadelesidir, o kadar. Çoğunluk basını ve politikacıları böyle yazınca gericilik olmuyor da biz yazınca mı oluyor?

Tarih, ibretlerle doludur. Milletimiz, gerici değildir ve sözde ilericilerle gerçek ilericileri ayırt etmesini her zaman bilmiştir. Milletimiz vicdanlıdır ve bu vicdanı da inancından alır. Dinine, millî ve manevî değerlerine bağlıdır. En azından saygılıdır ve kendisini ayakta tutan kültürüne, değerlerine düşmanlık içeren ilericiliği fark ederek gerekeni yapmıştır ve yapacaktır. Bundan kuşkumuz yoktur.

Yine üstatla bitirelim:

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir;
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Millet gazetesi logo
© 2021 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA O.E.
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ & ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ Ο.Ε.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr