‘‘Müslümanlardan kaç, İslam’a sığın”
Son yıllarda eylemlerimize uygun iman modeli diye bir şey yaygın hale geliyor hayatımızda. Müslüman kimliği İslâmî ruhun önünü kapatmış durumda. İslam’ı Müslüma
Son yıllarda eylemlerimize uygun iman modeli diye bir şey yaygın hale geliyor hayatımızda. Müslüman kimliği İslâmî ruhun önünü kapatmış durumda.
İslam’ı Müslümanların yaşantısından yola çıkarak öğrenme yaklaşımı sonu hüsranla bitebilecek çok büyük bir yanılgıdır. Müslümanların İslami bir model olmaktan ziyade yeniden İslam’ı öğrenmeleri şarttır. Muhammed İkbal’in diliyle söylersek; ‘‘Müslümanlardan kaç, İslam’a sığın”, Mehmet Akif’in deyişiyle ifade edecek olursak “Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile!”
Her iki şaire Müslüman kimliği ile ilgili böylesine yılgın ve ümitsiz sözler söyleten şey Müslümanlığın Müslümanlarda eyleme ve harekete dönüşmeyen halidir. Avrupa ve Amerika’da Müslüman olanlar Müslüman oluş hikâyelerini aşağı yukarı şu cümleyle özetlerler: “Ben Müslümanlara bakarak, Müslüman olmadım. Kuran-ı okuyup anlayarak Müslüman oldum!”. Bu insanlar şayet mevcut Müslüman manzarasını esas almış olsalardı, acaba kaç tanesi hidayete erip İslam’a teslim olurlardı?
Bunun için, daha fazla zarar etmemek, sürekli ilerlemek için imanımızı güzel amellerle parlatmak ve kuvvetlendirmek için mübarek üç ayların ve kandil gecelerinin kaçırılmaması gereken fırsatlar olduğunu unutmamak gerekir. Bu şekilde her kıldığımız namaz, her yaptığımız hayır, daha önceki amellerimizden daha değerli ve faziletli olur. Günahlardan sakınan ve kulluk vazifesini aksatmayan kimse, iki günü eşit olmamış olur, her gün daha fazla kâr etmiş olur. Aksi takdirde bugün düne göre zararda olur. Gıybet, yalan, iftira, haset, kibir gibi günahları işleyenler de sevapları azalacağından yine ziyandadırlar.
Bu örneklerden de anlaşıldığına göre, bugün on rekat namaz kılanın aldanmaması için, ertesi gün on rekattan fazla kılması gerekmez. Zarar etmemesi için günah işlememesi ve samimiyetle kulluk vazifesini yerine getirerek imanının parlaklığını ve kuvvetini kaybetmemesi gerekir.
Rahmet, bereket ve mağfiret ayı olarak idrak edeceğimiz mübarek Ramazan ayı, geleceğe yönelik arzu ve isteklerimizi, emel ve tutkularımızı gözden geçirme imkânı veren mübarek bir aydır. İlahi rahmete fazlasıyla mazhar olan bu mübarek gün ve gecelerde kendimizi Yüce Dinimiz İslâm’ın manevi ikliminde gönül huzuru, istikamet ve öz güven kazanmaya, ihtiraslarımızı dizginleyip menfaat ve çekişmelerden uzak kalmaya ihtiyacımız daha da artmaktadır.
Öyleyse bu mübarek zaman dilimini fırsat bilerek, aramızdaki çekişmeleri ve kırgınlıkları, şahsi menfaat hesaplarını bir tarafa bırakıp, Yüce Dinimizin bizden istediği, sevgi, saygı ve hoşgörü ortamının kurulmasına, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin güçlenmesine, insani ve ahlâkî meziyetlerin yaygınlaşmasına gayret gösterelim.