PROVAKASYON VE MUKADDES DEĞERLERE SALDIRI
İnsanlık tarihi boyunca inançsız fertler ve toplumlar müminlerin her türlü mukaddesatına saldırmaktan büyük haz duymuşlardır. Son zamanlarda Batı dünyasında İsl
İnsanlık tarihi boyunca inançsız fertler ve toplumlar müminlerin her türlü mukaddesatına saldırmaktan büyük haz duymuşlardır. Son zamanlarda Batı dünyasında İslam dininin mukaddes değerleriyle alay etmek ve alemlere rahmet olarak gönderilen evrensel dinin temsilcisine en çirkin bir şekilde hakaret etmek ve dil uzatmak moda haline geldi.
İslam dünyası bu tür olaylara hiç yabancı değildir. Tarih boyunca ilâhi dinlerden sapmış şeytani ve nefsâni duyguların esiri olmuş, insanlar ve toplumlar azdıkça çirkefleşmişlerdir. Kendileri gibi inanmayan ve kendileri gibi yaşamayan insanların inançlarını yaşam tarzlarını ve mukaddes değerlerini alay konusu yapmışlar ve saldırılarda bulunmuşlardır.
Orta çağ cahiliyyet dönemini çağrıştıran bu tür davranışlar, acziyetin ve çürümüşlüğün belirtisidir. Bunlar, inançları ve fikirleri ile mücadele edemeyen insanların sıkça başvurduğu insanlık dışı davranışlardır.
İslam dininin yayıldığı ve güçlendiği dönemlerde kurulu düzenleri bozulan azgın ve çılgın sömürücüler, meydan okumaya sürüklenmişlerdir. İslam tarihinde bunların örnekleri çoktur. İslam dini İran Bizans ve Hindistan gibi geleneksel medeniyet merkezlerine doğru yayıldıkça bu tür saldırılara ve meydan okumalara sahne olmuştur.
Bugün inkar edilmez bir gerçektir ki, yeryüzünde en hızlı yayılan din İslam dinidir. Bu gelişmenin ve ilerlemenin önünü bir türlü kapatamıyorlar. Alışagelmiş oyun ve entrikalar eskisi gibi tutmuyor. İslam terör dinidir, Müslümanlar teröristtir, dediler tutmadı. Türkler barbardır dediler, soykırımcıdır dediler yine tutmadı. Dünyada provokasyonların ardı arkası kesilmiyor, her gün daha çılgın yöntemlerle yenilerini deniyorlar. Hikmet-i ilâhi, bütün oyunlar ters tepiyor. Her olay insanları İslam’dan uzaklaştıracağı yerde daha da yakınlaştırıyor.
İslam toplumları içinde süre gelen problemlere rağmen, Batı medeniyetinin dayattığı Batılılaşma projelerine karşı her devirde en büyük direniş İslam medeniyetinden gelmiştir. İslam’ın dışında diğer geleneksel medeniyetler hemen hemen tümü bir çöküş yaşamış ve tarihi varlıklarını yitirmişlerdir. Bundan olsa gerek statükocu Batı ve onların İslam toplumları içindeki uzantıları, saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Tarihin kaydettiği, Batı’nın da çok iyi bildiği en güzel ve güvenli hayatın tek garantisi İslam’dır. İslam’ın yön verdiği ve etkili olduğu yerlerde, insana zulümden, insan hak ve özgürlüklerinin ihlalinden söz etmek mümkün değildir. Çünkü İslam zulmün defterini asırlar önce dürmüştür. Ama ne yazık ki, kısa bir süre sonra zulüm, zalim güçlerin eliyle diriltilmiştir. Giderek daha da şiddetlenip günümüzde olduğu gibi insanların nefesini kesecek boyuta ulaşmıştır.
Allah’ın insanlara bir lütuf olarak sunduğu nimetler, zalim güçler tarafından öfkeli teknolojiye dönüştürülerek bir nevi kin ve kan aracı yapılmıştır. Kur’an-ı Kerimde Rûm suresi 41. ayetinde; ‘’İnsanların kendi elleriyle işledikleri günahlar yüzünden fesat, karada ve denizde zuhûr etti’’ buyuruluyor. Bu ayeti kerime orta çağda müşrikler, Yahudiler ve Hırıstiyanların sosyal durumunu, dünyanın her tarafında hüküm süren fesadı, bozulmayı bildirmektedir. Milâdi yedinci yüzyılda orta çağda cahiliyyet devrinde bozulma, çürümüşlük ve aşağılığın her tarafı kaplamış olduğu tarihi bir gerçektir. Doğunun eski irfan kaynağı bulunan Hindistan korkunç bir durumdaydı. Faziletli ve mübarek insanları bile en çirkin renkler ve şekillerle gösteriliyordu. Çin İran ve Bizans aynı durumdaydı. Günümüzde yapılmak istenen nedir? Yoksa orta çağ mı hortlatılmak istenmektedir? Yirmi birinci asırda medeni(!) Batının özgürlük adı altında her türlü değer ve mukaddesata en ağır bir şekilde hakaret ediliyor. Sorumsuzluk hat safhada. Önlem alınacak yerde suskun kalarak veya provokatörlere destek vererek cesaretlendiriliyorlar. Bu şekilde Batı, gerçek yüzünü ve karakterini en bariz bir şekilde sergilemiş oluyor.
Batı medeniyetin beşiği sayılan Yunanistan’da da İslam’a ve eserlerine saygısızlık hat safhadadır. Büyük şehirlerde binlerce Müslüman yaşadığı halde ne camilerin yapılmasına müsaade ediliyor ne cenazelerini defnedecek mezarlıkları nede dinlerini ve kültürlerini yaşatacak imkânları veriliyor. Eski eserler tarihten silinmiş, ayakta kalabilenler ya müze veya amaçları dışında kullanılıyor.
Batı Trakya’da provokasyon ve mabedlerimize saygısızlık had safhadadır. Farklı yerlerde ya bir camiye saldırı olmuş camları kırılmış, duvarlarına çirkin ifadeler yer alan yazılar yazılmış veya türk okuluna saldırı olmuş, mezar taşları kırılmış veya vakıf malları talan edilmiştir. Bütün bu provokasyon ve saldırılarla Batı Trakya Türklerinin milli ve manevi değerlerine hassasiyetini ölçülmek istenmiştir. Mabetlerimize ve mukaddesatımıza el uzatılamayacağını yeri ve zamanı geldiğinde en medeni bir şekilde tepkimizle ortaya koymuşuzdur. 29 ocaklar, müftülük olayları, arazi istimlaklerine tepki yürüyüşleri ve en son da Gazze için yapılan destek yürüyüşü bunun en büyük göstergesidir.
Azınlığımız, camilerimizde dansöz kıyafetleriyle film çekmek isteyen provakatörelere karşı da tepkisini koymuş ve mukaddesatımıza el uzatılamayacağını bütün dünyaya ilân etmiştir.
Biz medeni ve yumuşak başlı olabiliriz, ama uysal koyun da değiliz.