Provokasyonlara doymayan zihniyet -2-
Daha önceki yazımda fanatik “Helenlerin” karakteristik özelliklerinden olan; provokasyon yapmak, tahrik etmek, kumpas ve tezgâh kurmaktan bahsetmiştim. O yazıda
Daha önceki yazımda fanatik “Helenlerin” karakteristik özelliklerinden olan; provokasyon yapmak, tahrik etmek, kumpas ve tezgâh kurmaktan bahsetmiştim. O yazıda, Yunan Savunma Bakanının son provokasyon oyunlarını anlatmaya çalışmıştım.
Bu yazımda ise, Allah’ın izniyle İstanbul-Haliç sahilinde Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin bu sene (06.01.2018) Theofania Bayramı (suların kutsanması) münasebetiyle düzenlediği “dinî” törende, çok profesyonel bir şekilde sergilenen, tahrik ve provokasyon oyununu analiz etmeye çalışacağım.
Hıristiyan dünyasının en önemli sakramentlerinden biri vaftizdir. Hz. İsa’nın Ürdün nehrinde vaftiz edilişi münasebetiyle suların kutsanması ayinleri her yıl düzenlenmektedir. Bu Hıristiyan yortusunu farklı kiliseler farklı tarihlerde kutlamaktadır. Helen Ortodoks Kilisesi bu yortuyu her yıl 6 Ocak tarihinde kutlamaktadır.
Bu yıl (2018) Theofanya yortusunda, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi, -ne hikmetse- önceki yıllara göre daha heyecanlı, daha gösterişli, daha provokatif ve daha kışkırtıcı bir tören tertip etmeyi lüzum görmüştür. Dünyanın her yerinden, özellikle Yunanistan’dan ve Amerika’dan Patrikhane’nin önemini ve özel(!) misyonunu çok iyi bilen farklı alanlarda uzman Patrikhane muhiplerinin katılımı için özel gayret sarf edildiği gözden kaçmamıştır.
Dinî törenlere her yıl olduğu gibi, Fener Rum Patrikhanesinin büyük kilisesinde normal bir şekilde başlandı. Patrikhane’den yine dinî tören eşliğinde dua ve mezmurlar okuyarak Haliç sahiline doğru ilerlendi. Deniz kenarında hazırlanan kürsüde ayin ve dualar tamamlandı. Sözde Patrik Efendi, Kutsal Haç’ı Haliç sularına atarak dinî tören tamamlanmış oldu.
Adet olduğu üzere, Hıristiyan müminler kendilerini soğuk sulara bırakarak, suya atılan Kutsal Haç’ı yakalama yarışına girdiler. Soğuk suları en hızlı yaran ve Kutsal Haç’ı ilk yakalayan Hıristiyan mümin, “sözde” Patrik Efendinin kendi elleriyle yarışmacının boynuna astığı altın haç ödülünü kazanma şerefine nail olmuş oluyor.
Tabi “sözde” Patrik Efendi, bu arada barış için güvercin uçurmayı da ihmal etmedi. Yunanistan devlet kanalı ET3 Patrikhane’den ve Haliç’ten Yunanistan’a ve bütün Helen diyasporasına canlı yayın yapmakta idi. Buraya kadar her şey çok normal, gayet tabii ve Hıristiyanların kendi inançlarına göre samimi bir dinî tören görüntüsü vardı.
Ancak perde arkasında tezgâhlanan oyunlar, oluşturulmak istenen algı operasyonları ve verilen subliminal mesajlara dikkatle bakıldığında vaziyetin hiç de öyle üstten göründüğü gibi masum olmadığı açık ve net bir şekilde görülecektir. Sanki, düzenlenen bütün ayinler ve törenlerin, çok önemli bazı şeyleri kamufle etmek için, maskeler olduğu anlaşılacaktır.
“Sözde” Patrik Efendi bir yandan “sözde” barış için güvercinler uçururken, diğer yandan savaşa bile neden olabilecek bir provokasyona imza atılıyordu. “Sözde” Patrik Haliç’in soğuk sularına dualarla attığı Kutsal Haç’ı yakalamak için buz gibi soğuk sulara giren Hıristiyan Helen “palikaryalar” mayolarında gizledikleri Yunan bayrağını denizin ortasında açarak Yunan millî marşını okumaya başladılar. Sahildeki diğer Yunan “palikaryalar” da İstanbul’un göbeğinde, Yunanistan bayrağını dalgalandırarak ve koro halinde Yunanistan millî marşını söylemeye devam ettiler.
“Sözde” Patrik Efendi ve Yunan hükümetini temsilen İstanbul’da Fener Rum Patrikhanesindeki Theofanya törenlerine katılmak için hazır bulunan Dışişleri Bakan Yardımcısı I. Amanatidis “pontiarası” bütün bu olup bitenlerden habersizmiş gibi, duymazlıktan gelerek havaya bakıyorlardı. Hiçbir şey olmamış gibi, barış için güvercin uçuran “sözde” Patrik Efendinin cambazlığını seyrediyorlardı.
Hakikaten tam bir büyücü ve illüzyonist! İstanbul’un göbeğinde, bütün dünyanın gözleri önünde, hemen yanı başında Yunan “palikaryalar” Yunan bayrağını dalgalandırıyor ve Yunanistan millî marşını söylüyorlar, Patrik Efendi bütün bunları duymazlıktan gelerek, barış için güvercinler uçuruyor. Yani var ya! İnanın Firavunların sihirbazları bile sınıfta kalır bunun yanında.
Şimdi yine bazıları çok ileri gittiğimi, abarttığımı söyleyecekler. İnanın eksik var fazla yok. Getirin bana dünyanın en maharetli illüzyonistleri büyücüleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nde İstanbul’un göbeğinde güpegündüz canlı yayınla bütün dünyanın gözü önünde Yunan bayrağını açtırsın ve Yunanistan millî marşını herkesin gözünü boyayarak çaktırmadan bunu becersin, bütün bu söylediklerimin hepsini geri alırım ve özür dilerim.
Evet, ne yazık ki, yüzyıllardan beri Patrikhane hep aynı şeyi yapıyor. En iyi bildikleri oyunları bir daha sahneye sürüyordu. Provokasyon, kışkırtmak ve kaos çıkararak, karşı eyleme zorladıkları tarafı hileyle ve sinsice sebep oldukları felâketlerin bütün suçunu karşı tarafa yüklemekte çok mahirdirler. Haklarını teslim etmek lâzım.
Yunanlılar, 200 yıldan beri (1821) emperyalist baronların şımartması ve teşvikiyle, bağımsızlık kazandırılarak aynı yöntemlerle topraklarını defaatle genişlettiler. 97 yıl önce (1921) İngilizlerin ve Fransızların kışkırtması ve teşvikiyle, İzmir’den Ankara’ya kadar bütün köyleri ve kasabaları yakarak ve yıkarak vahşi bir şekilde kadın, yaşlı, çocuk demeden katliamlar yaptılar ve işgallerde bulundular.
Türkler, vatanını, kadınlarını, namuslarını ve çocuklarını korumaya kalkınca, vay efendim! Türkler barbar, Türkler soykırımcı diyerek yalan ve iftiralarla bütün suçu Türkiye’ye yüklemeye çalıştılar. Küçük Asya Felâketi (Mikrasyatiki Katastrofi) yalanlarıyla çocuklarını, torunlarını büyüttüler. Kendi uydurdukları yalanlara kendilerine ve çocuklarına, torunlarına zorla inandırmak istediler. İnanmadıklarını söyleyen, gerçekleri haykıran tarafsız bilim adamları, din adamları hain ilân edildi, dışlandı, işinden mesleğinden oldu. Hâlâ aynı zihniyet hüküm sürüyor. İşlerine gelmeyen yarım hakikatlere bile tahammülleri yok. Gülünç şeyler için bakanları azlediyor, hükümetleri düşürüyorlar. Ülke olarak maalesef tam tımarhanelik...
Küçük Asya’da sergiledikleri vahşetleri, 50 yıl önce, Patrikhane’nin Kıbrıs’taki Başpiskopos’u Makaryos yaptı. Kıbrıs adasını tamamen Yunanistan’a bağlamak için ENOSİS, Kıbrıs Türklerine karşı giriştikleri soykırımın faturasını yine Türkiye’ye ödetmeye çalışıyorlar. Türkiye garantör devlet olarak Kıbrıs Türklerinin canını, ırzını ve namusunu korumaya kalkınca, vay efendim! Türkiye Kıbrıs’ta işgalci Kıbrıs’ta ne işi var diye feryatları koparıyorlar.
Aynı saçmalıklar Batı Trakya’da, Yunanistan bütün azınlık haklarımızı gasp ettiği için, Türkiye garantör devlet olarak, haklarımızın korunması için çaba sarf ederken, vay efendim! "Batı Trakya’da Türk yok" saçmalığına sarılarak, Batı Trakya’daki Müslümanlar Yunan, Türklerin buraya karışmaya hakkı yok, bu konular Yunanistan’ın iç meselesidir diyerek, kendi akıllarınca Türkiye’ye meydan okuyorlar.
Daha bir buçuk ay önce, (8 Aralık 2017) Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Batı Trakya’yı ziyaret ettiğinde, Gümülcine Celâl Bayar Lisesi öğrencilerine konuşma yapmak isteyince, Patrikhane’nin şımarık çocuğu, Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Amanatidis “pontiarası” misafirperverliğe ve diplomasiye hiç yakışmayan; terbiyesiz, saygısız, haddini bilmez ve diplomatik krize sebebiyet getirecek bir tavırla, engel olmak istemiştir.
Aynı Amanatidis “pontiarası” ve “sözde” Patrik’in hazır bulunduğu mecliste, İstanbul Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin düzenlediği, Suların Kutsanması (Theofanya) yortusu etkinlikleri sırasında, İstanbul’un göbeğinde, Yunan bayrağının dalgalanmasına ve Yunanistan millî marşının okunmasına şahit oldukları halde herhangi bir müdahaleye ihtiyaç duymamışlar.
Şimdi burada bir parantez açarak, Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Amanatidis efendiye sormak lâzım: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Batı Trakya’yı ziyaretinde, Gümülcine Celâl Bayar Lisesi öğrencilerini ziyareti sırasında Batı Trakya Müslüman Türk öğrencileri Türk Bayrağını dalgalandırsaydı ve Türkiye İstiklâl Marşını söyleseydiler Amanatidis Efendi nasıl karşılardı acaba? Tahminlerimde pek yanılmam ama büyük bir ihtimalle al bayrağın karşısında “pontiara” dahil, bütün Yunanlılar kızgın boğaya dönerlerdi.
Tekrar Fener Rum Patrikhanesi tiyatro sahnesine dönecek olursak, Yunan “palikaryalar” Yunan bayrağını dalgalandırırken ve Yunanistan millî marşını söylerken, orada bulunan Türk güvenlik güçleri, Türk basın yayın organları ve meraklı Türk halkı dinî törendir diye herhangi bir tepkide bulunma gereğini duymamışlar. Hakikaten Türk halkı çok saf, çok temiz kalpli, kin ve nefret gütmeyen bir millettir. Dünyada eşi ve benzeri yoktur. Onun için Allah da yardım ediyor.
Bir an için hâşâ Türk milletinin barbar, kötü niyetli, kin ve nefret güden bir millet olduğunu farz edelim. İstanbul’un göbeğinde Yunan bayrağı dalgalandıran ve Yunan millî marşını söyleyen “palikaryalara” orada bulunan Türkler bunların üzerlerine yürüse, hepsini denize dökse veya Türk güvenlik güçleri bu “palikaryaları” tutuklasa, bu provokasyondan da Yunan hükümetini ve “sözde” Patrik Efendiyi sorumlu tutsa ne olur acaba?
Al sana nur topu gibi bir kriz daha. Vay Efendim! Türkler dinî ayin yapan Hıristiyanlara saldırdı, Türk hükümeti ayine iştirak edenleri tutukluyor yaygaralarıyla bütün dünyayı ayağa kaldırırlar. Gel de anlat anlatabilirsen dünyaya, bu kaosun Patrikhane’nin bir kumpası ve tezgâhı olduğunu. Kimseye inandıramazsın. Herkes peşinen ön yargılı yaklaştığı için kimin suçlu ilân edileceği de baştan belli.
Zaten tarih boyunca Patrikhane’nin ana gayesi de bu olmuştur. Türkiye’ye zarar vermek, sıkıntıya sokmak ve algı operasyonlarıyla dünya çapında Türkiye’yi küçük düşürme. Patrik Efendi, Bizans İmparatoru havalarıyla dünyayı arşınlarken, Türkiye’de Patrik Efendiyi her gün çarmıha gerdiklerini, büyük haksızlıklara uğradıklarını, büyük baskılar gördüklerini gittiği her yerde abarta-abarta anlatıyor.
Diğer yandan Patrik Efendiye bağlı ve onun emirleri doğrultusunda faaliyet gösteren Batı Trakya’daki Makaryos ve Papaflesa zihniyetli Mitropolitlerin yayındıkları düşmanlık, kustukları kin ve nefreti kim unutuyor? Bilhassa İskeçe Mitropoliti Batı Trakya’da Türk nüfus artmasın diye elinden gelse yeni doğan Türk çocuklarının hepsini kendi elleriyle vaftiz edecek.
Yahu düşünebiliyor musunuz? Adam diyeceğim ama adam değil, bu insanlıktan nasibini almamış kindar papaz, Batı Trakya’da yeni doğan Yunan çocuklarından iki üç katı daha fazla Türk çocukları dünyaya geldiğini öğrenince aklını yitiriyor ve apar topar papazlar meclisini acil toplantıya çağırarak, Batı Trakya’yı kaybediyoruz, acil tedbirler almamız lâzım feryatlarıyla bir dizi tedbirler için kararlar alıyorlar. Ama hepsi nafile!
Bu din baronları, güya İncil okuyorlar, güya Hz. İsa’nın kilisesini temsil ettiklerini iddia ediyorlar. Vallahi bunların hiç birinin din, iman, sevgi, saygı ve barış ile uzaktan yakından alâkaları yoktur. Bunlar eski Yunan medeniyetinin de Hıristiyanlığın da yüz karasıdır. Tam bir din ve medeniyet sömürücüleri. Hıristiyanlığı da, Kiliseyi de, eski Yunan medeniyetini de bu tip din ve medeniyet sömürücülerinden kurtarmak lâzımdır.
Saf ve temiz Hıristiyanlar ve medenî Yunanlılar, günümüzde Kiliselerin başında bulunanlardan nefret ediyorlar. Gençler bu tür din baronlarını görmek de duymak da istemiyor. Çünkü o rasaların (papaz giysilerinin) altında ne oyunlar ne tezgâhlar döndüğünü bizden daha iyi biliyorlar.
Zannetmeyin ki, bu tür din baronları sadece Hıristiyanlarda vardır. Bizde de alâları vardır. Alın Şinik’i alın Meço’yu alın Fethul-Lât vel-USSA’yı hepsi birbirinden beter. Allah’ın lâneti hepsinin üzerine olsun! AMİN...