Tarih, kimin haklı olduğunu gösterecektir!

Ciddi bir kavram olan bilimin bu kadar küçük düşürülmesi, kirletilmesine gönlüm razı olmadığı için uluslarararsı geçerliliği olan araştırmalara ve gerçeklere da

Köşe Yazıları 17 Ekim 2014
Tarih, kimin haklı olduğunu gösterecektir!

Ciddi bir kavram olan bilimin bu kadar küçük düşürülmesi, kirletilmesine gönlüm razı olmadığı için uluslarararsı geçerliliği olan araştırmalara ve gerçeklere dayanarak bugüne kadar dünyanın ve tarihin genel kabul gördüğü gerçekleri hatırlatmayı bir görev kabul ediyorum.

Yıllardır kimliğimizle uğraşan şahısların bilimsel çalışma kisvesiyle tarihi gerçekleri bugüne kadar Büyük İskender’in bile yapmaya teşebbüs etmediği bir barbarlıkla tahrif etmeye çalışmışlardır. Bilimsel çalışma adıyla kimlik dayatma ve gerçek kimliklerimizi inkâra yönelik çalışmaları konu alan kitaplarda yansıtılmak istenen zihniyeti gazetemizin birçok sayısında işlemiştik.

Bilimi istismar ederek bizleri Yunan Pomakları olarak lanse eden zihniyete hep“değişmeyen zihniyet” dedik, çünkü gerçekten bunların değişmeye, zulmetmekten vazgeçmeye niyeti yok. Batı Trakya Türklerini öteden beri milli tehlike olarak gören bu zihniyet, kimliklerimizi değiştirterek bizleri güya tehlike olmaktan çıkaracakları vehmine kapıldılar. Devlet ve orduda halen hakim olan bu zihniyet, milli kimliğimizi uluslararası antlaşmaları ve insan haklarını hiçe sayarak inkâr etmeye devam ediyor. Bunlar, bizim Pomak sıfatımızı ön plana çıkararak ayrı bir ırkmışız gibi, Türklerle bir alâkamızın olmadığını ve Helen olduğumuzu iddia ederek, dil ve kimlik yönünde dayatma usulüyle faaliyet göstermektedir. Bu tür çalışmalar çok yeni ve hiçbir bilimsel dayanağı olmayan tamamen siyasi ve politik iddialardır.

Biz Türkler, balkanların yerlisiyiz. Sonradan her gelen, sahip çıkmak, kendine benzetmek ve değiştirmek istemiş ise de hiçbir zaman bunu başaramamıştır. Büyük İskender’den Bulgarlara ve seksen küsür yıldan beri yönetimdeki “değişmeyen zihniyet” olağanüstü çabalar gösterdiği halde köklerimizden koparmayı başaramamışlardır. Her gelen istilâcı geçici olarak Büyük İskender’in yaptığı gibi, dilimizi biraz değiştirmiş ise de bizi köklerimizden tamamen koparamamıştır. Bulgarlar buraları her istilâ edişlerinde dedelerimizin isimlerini ve dinlerini zorla değiştirtmiş ise de onlar da başarılı olamamıştır. Ülkemizde “değişmeyen zihniyet” de, seksen küsür yıldan beri bizi hiçe sayarak, eğitimden mahrum bırakarak kimlik ve tarih dayatmak suretiyle bizi köklerimizden koparmak istemiş, ancak başarılı olamamıştır.

Bizim bu topraklardaki binlerce yıllık köklü geçmişimiz ve asil duruşumuzdan rahatsız olan ve yok sayan hasta ruhlu zihniyet, istediği tahrifatı gerçekleştirmede başarısız oldukça çileden çıkıyor ve çirkefleşiyor. Suçlu bizmişiz gibi tabiat kanunlarını değiştirmeye yeltenen bu zihniyetin temsilcileri, düştükleri garabetin farkında değiller. Kendi milletinin hizmetinde olan, dinini, dilini, kültürünü korumak için gayret gösterenleri susturmak ve engel olmak için milli seferberlik ilân etmişler. Basınından bilim adamına, siyasilerden ordu mensuplarına kadar koro halinde herkes “milli tehlike” karşısında görev başında. Genlerine işlemiş olan bu hastalıktan kurtulma yönünde de en ufak bir çaba ve gayret de göstermiyorlar. Bu insanlar, bir türlü Türklerin tarih boyunca işlenen suç, girişilen ihanetler ve yapılan her türlü tahribata rağmen, hiçbir dini ve hiçbir milleti ezeli düşman ilan etmediğini öğrenemediler. Türklerin katil ve zalim oldukları tarihen ispatı mümkün değildir. Ancak, Türklerin her zaman düşmanlarına karşı bile yardımsever olduğu tarihi gerçeklerle sabittir.

Türkler tarih boyunca yerleştikleri her coğrafyada çok az istisnalar hariç tek tanrılı vahye dayalı dinlere inanmıştır. Hakim güçler, iklim ve coğrafi şartlar zaman zaman bazı değişikliklere sebebiyet ise de bu şeklen olmuş ve sürekli olmamıştır. Değişik sebeplerden dolayı zahiren hakim güçlerle beraber gözükseler de, içlerinden her zaman inançlarını ve kimliklerini muhafaza etmiştir. Bugün Drama, Serez, Yanya, Larisa, Adalar ve Yunanistan’ın her yerinde Lozan mübadelesinden sonra buralarda kalmış olan Müslüman Türkler din ve kimliklerini değiştirmiş iseler de azımsanmayacak sayıda gizli Müslüman Türklerin mevcut olduğu sabittir. Dışarıdan baskı ile, zulüm ve dayatma ile bedenlerine sahip olanlar, inanç ve kimliklerini de satın alabileceklerini düşünmüşlerdir, ama nafile. Bütün milletleri kendileri gibi zannediyorlar. Belki kendi ataları, Perslerden kim biraz daha fazla altın aldıysa kardeşlerine ihanet etmiş ve arkadan vurmuştur, ama gerçek Türklerin ne satılacak imanı ne de vazgeçecek kimliği vardır. Tabii diyeceksiniz ki bugün var olan manzara bu gerçeği yansıtmamaktadır. Kimin kimi sattığı belli olmayan bir ortam görünümü mevcuttur. Önder ve kahraman konumunda olanlar zaman zaman işbirlikçi, gafil ve hatta hain olabiliyor. Buna cevaben büyük Türk düşünürü merhum Attila İlhan’ın çok yerinde bir tespiti vardır: “Bu tür insanlar her millette vardır. Her milletin, her devirde  hain kontenjanı vardır.” Emperyalistler, böylelerini öteden beri büyük bir maharetle tespit edip, zaafiyetlerine göre para, makam, mevki ve konfor vaadederek kandırıyor, yetiştiriyor ve kendi milletlerine musallat ediyor.

Bizim bölgemizde bu tür insanları elde ettiklerini ve kandırdıklarını zannediyorlar, ancak bu insanlar bizim insanlarımız, din kardeşlerimiz ve kan kardeşlerimizdir. Bizim onlara, onların bize birilerinin arzuladığı manada  birnirimize düşman olmamız düşünülemez. Böyle düşünenler zamanla ne kadar aldandıklarını kendi gözleriyle göreceklerdir. Güvendikleri ve elde ettiklerini zannettikleri insanlarımızın onlardan nasıl nefret ettiklerini biz biliyoruz. Onlar sadece şerlerinden ve ailelerinin nafakalarıyla oynayabileceklerinden korktukları için kendilerine tahammül ediyorlar. 

Buna rağmen çok istisna hallerde kendi dininden vazgeçen ve kimliğini inkâr eden insanlar çıkabilir. Böyle insanlar öz kimliğini ve dinini inkâr edebiliyorsa yeni kabul edeceği dine ve kimliğe karşı ne derece samimi olabilir, bunu da sizin takdirinize bırakıyorum.

Son zamanlarda Türk ve İslam kültürden arındırılmış “Ortodoks Slav Pomaklık” sadece bölgemizde değil Balkanlar çapından moda haline geldi. Demek ki bir yerlerden “uluslararası düğme”ye basılmış ve bu konuda sağlam kaynaklar aktarılıyor. Bilimsel çalışma adı altında bilimsellikle uzaktan yakından alâkası olmayan konu ve şahıslar tespit edilerek Pomakların Türk olmadığı, helen oldukları gibi iddialarla psikolojik olarak kimlik propagandasında bulunarak sinsi bir şekilde Batı Trakya Müslüman Türklerinin kafaları karıştırılmak istenmektedir, kimliklerine bağlı samimi insanlar incitilmektedir.

Kendi kimliğimize sahip çıkmamız onlara göre insan haklarına aykırıdır. Onlara göre “Slav Pomak” demek bilimsellik, “Pomak Türkleri” demek bilim dışı ve haksızlık addediliyor. Kendilerine sesleniyoruz:

Birkaç mesnedsiz bilimsel çalışmaya dayanarak ortaya attığınız iddialarla bizi ve dünya kamuoyunu yanıltmaya çalışıyorsunuz. Bu tür çalışmalar ve kaynaklar inanabilecek olanlar için muteber olabilir. Ancak bizim için gerçeklere ve tarihe ters düştüğü için bu tür çalışmaları bilimsel çalışma olarak kabul etmemiz mümkün değildir. Bu tür yayınları hangi profesör ve hangi üniversite yaparsa yapsın, ister nobel ödülü almış olsun bizim için geçerli değildir. Bu tür çalışmalar günümüzde Batı üniversitelerinde ve kütüphanelerinde oldukça büyük yer işgal ediyor. Bilimsel gerçekleri tahrif eden tonlarca eser mevcuttur. Düşünebiliyor musunuz, gizli servislerin ısmarlama kitapları bile bu raflarda yer alıyor. Doğrudürüst okuma yazma bilmeyen sözde folklorcuların kitapları bile mevcut. Bilim ne hallere düştü!

Batı dünyasının her yerinde buna benzer, İslâm’ın “terör” dini ve müslümanların “terörist”, Türkler’in “barbar” olduğunu yazan ve iddia eden yazar ve eser vardır. Ancak gerçekler böyle midir? Şüphe yok ki zaman, hangi dinin terör dini, hangisinin şefkat ve merhamet dini, hangi milletlerin barbar ve hangilerinin hoşgörülü ve yardımsever olduğunu gösterecektir.

Son olarak ülkemizde Pomaklarla ilgili bilimsel çalışma yaptığını iddia eden kiralık, bulanık ve hasta zihniyetli Türk ve İslam düşmanlarına birkaç sorum olacak.

Pomakların Türk olmadığını, Helen olduklarını iddia ediyorsunuz. Ancak bildiğiniz gibi Balkanların yerlileri olan bu millet sadece Yunanistan’da yaşamıyor. Batılı ağabeyleriniz ve amcalarınız bizi parçalarken bir kısmımızı Bulgarlara, bir kısmımızı Makedonlara bir kısmımızı da Arnavutlara terk etmiştir. Sizin bu iddianıza göre Arnavutluk, Bulgaristan ve Makedonya’da yaşayan Pomaklar da Helen midir?

Lozan antlaşmasından önce Batı Trakya’nın dışında yaşayan Pomak Türkler, Drama, Kılkış, Serez, Florina ve Yanya’dan bu kardeşlerimizi hangi ülkeye teslim ettiniz? Eğer bunlar Helen Müslümanlar idiyse niçin sahip çıkmadınız? Bu konuda pişmanlık duyuyorsanız onları tekrar öz yurtlarına niye davet etmiyorsunuz? Kalanların akıbeti ne oldu?

Bu soruyu şöyle de sorabiliriz: Bulgaristan, Makedonya ve Arnavutluk’ta yaşayan Pomak Türklerini Slav veya İlir vaftiz edenler ne diyecek? Yunanistan’da yaşayan Pomak Türkleri Slav veya İlir midir? Onlara sahip çıkmak için ne yaptınız?

Haydi kolay gelsin...

Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr