The Espressor

Türk Azınlığa aslan kesilenler Kilise karşısında dut yemiş bülbül gibi

Yunanistan’da geçen yıl mayıs ayında koronavirüs baş gösteriğinde Yunan medyasının sergilediği iğrenç tutumu hiçbir Türk Azınlık ferdi unutmuyor. Bu ülkede Türk

Türk Azınlığa aslan kesilenler Kilise karşısında dut yemiş bülbül gibi

Yunanistan’da geçen yıl mayıs ayında koronavirüs baş gösteriğinde Yunan medyasının sergilediği iğrenç tutumu hiçbir Türk Azınlık ferdi unutmuyor. Bu ülkede Türk ve İslam karşıtı siyaset ve medya, Ortodoks ve Yunan olmayanlara karşı her daim dışlayıcı, küçümseyici, ayırımcı, kışkırtıcı bir tavırla saldırmak için fırsat kollamıştır. Hastalık gibi en insani durumu bile kirli emellerine alet etmiştir.

Koronavirüsün ilk dalgasında ülkenin birçok bölgesinde virüs yayılarak can almaya başlamış ve karantina uygulamalarına gidilmişti. Bu bölgelerden biri de Batı Trakya Türk Azınlığı’nın büyük köylerinden Şahin’di. İskeçe’nin birçok bölgesinde ve özellikle askeri kışlalarda subaylar koronavirüs nedeniyle ölmüş ve çok sayıda asker virüse maruz kalmışken, ülke medyası ve bazı siyasiler sadece Şahin ve Batı Trakya Türkleri’ni gündeme taşıdı. Şahin’deki durumu fırsat bilen ırkçı medya, iğrenç bir yayın anlayışıyla Batı Trakya’yı adeta virüsün ülkedeki merkez üssü ve Türk Azınlık insanını da virüs gibi lanse etti, hedef gösterdi.

Yunan medyasında Türk Azınlık’a günlerce virüs muamelesi yapıldı. Yetmedi, virüsün Yunanistan’a bulaşması Azınlık üzerinden Türkiye’ye bağlandı. Bunu Yunan Çözümü Partisi Başkanı Velopulos twitter hesabındaki paylaşımıyla yaptı. Türk Azınlığın asimilasyon politikalarına karşı verdiği yiğitçe Türklük mücadelesi yüzünden kuduran Velopulos, karantinayı fırsat bilerek yaptığı paylaşımında şu ifadelere yer verdi: “Şahin Karantina’da! Orada, Türkiye’ye girip çıkan Ankara’nın casusları yaşıyor! Bir de Erdoğan’ın Türkiye’sinde olanları düşünün!”

Türk ve İslam düşmanı Velopulos’un bu nefret suçu sayılan kindar söylemini de paylaştım ki, nasıl bir insanlık dışı zihniyetle karşı karşıya olduğumuz unutulmasın. Mecliste Velopulos’un temsil ettiği bu zihniyet, adeta gece gündüz İslam’a ve Türklere nefret diliyle saldırmayı ibadet sayan Yunan Kilise babalarından beslenmektedir. Kilise Mitropolitlerinin Türk Azınlık ve İslam’a yönelik nefret söylemlerine ilişkin haberlere gazetemizin ve sanal ortamın arşivinden ulaşabilirsiniz.

İşte bu Türk ve İslam düşmanı fanatik Yunan Ortodoks Kilise babaları, ülkede uygulanan pandemi tedbirlerine uymayacaklarını ve bu kutsal günlerde bildikleri gibi hareket edeceklerini duyurdu. Pandeminin ilk döneminde de kanun tanımaz tavrı ve başına buyruk çıkışlarıyla dikkat çeken Yunanistan Kilisesi Kutsal Sinod Meclisi, yaptığı açıklamayla hükümetin "Theofania" (Acısu) törenlerinde kiliselerin kapalı kalması kararına uymayacağını belirtti.

Devlete adeta meydan okuyan Sinod Meclisi’nin açıklamasına hükümetin yanıtı, “Yasa, isteğe bağlı olarak geçerli değildir, istenildiği gibi uygulanamaz” şeklinde oldu.

Yunanistan Kilisesi Kutsal Sinod Meclisi’nin ülkenin sosyal düzenini ve kamu sağlığını hiçe sayan kararına ilişkin hükümet yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"Hükümet, salgının her aşamasında halk sağlığına ve halkın inancına saygı göstererek kilise ile hizmetler konusunda sürekli istişare içindedir. Bu kapsamda. Noel ve Yeni Yıl ayinleri düzenlendi. Özellikle okulların yeniden açılması göz önünde bulundurulduğundan dolayı virüse karşı mücadelenin istikrarlı hızını tehlikeye atmamak için bu hafta, toplumda önceki kısıtlama rejimine geri dönülmesine neden oldu. Tapınaklarda inananların katılımı olmadan bireysel ibadetlerin yapılmasına devam edilecek.

Kutsal Sinod Meclisi, aldığı kararla yeni önlemlere rıza göstermemektedir. Ancak yasa, aynı fikirde olmayan herkesin görmezden gelebilmesi için istenildiği gibi uygulanamaz. Umuyoruz ki kilise, bugüne kadar sorumlu bir şekilde yaptığı gibi, toplum için aciliyetinin farkına varacaktır. Önleme ve ihtiyati tedbirlerin uygulanması bir zorunluluk ve aynı zamanda hepimizin sosyal dayanışma ve sorumluluk eylemidir” denildi.

Hükümetin bu açıklamasına rağmen Yunan kilisesi, kiliselerin kapalı kalması kararına uymayacağını ve sınırlı sayıda katılımla kiliselerde ayinlerin yapılacağını duyurdu. Kilise sözde iyi niyet göstergesi olarak Başpiskopos İeronimos'un kutsal sinod meclisinden aldığı vekaleti kullanmayarak herhangi bir deniz alanına gitmeyeceğini duyurdu. Daha önce hükümetin kararlarının iptali için Yunan Ortodoks Kilisesinin Danıştay'a başvuracağı bildirilmiş olsa da, neticede üç vatandaşın böyle bir başvuru yaptığı ve bunların Danıştay Genel Kurulu tarafından reddedildiği görüldü.

Yunan basınında yer alan haberlerde ise emniyet müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada polisin bu durumda vatandaşlarla karşı karşıya gelmek istemediği, sadece gerekli tedbirlerin uygulanması için uyarılar yapacağını ve sadece aşırı durumlarda para cezalarının uygulanacağını belirttikleri bildirildi.

Sol basına göre, Yunan Ortodoks Kilisesi'nin hükümetin tedbirlerine yönelik yaptığı bu "kutsal başkaldırı" karşısında hükümetin ve dolayısıyla emniyet birimlerinin fazla direnemediği ve "yumuşak" bir pozisyon izlemeyi tercih ettiği görüldü. Kamuoyunda da doğal olarak şu sorular gündeme geldi: Bu devleti gerçekte kim idare ediyor? Devlet yöneticileri mi, kilise babaları mı? Bunlar kilise babası mı, yoksa mafya babası mı? 

Devletin yasalarını, sosyal düzeni ve kamu sağlığını yok sayan bu kanun tanımaz ve “devlet benim” der gibi açıklama yapan Kilise’ye ana akım medyada doğru dürüst bir tepkiye rastlayamadık. Özellikle Batı Trakya'da sürekli Türk Azınlığı hedef alan malum yerel medyanın "cesur" ataklarını göremedik. Ne yazık ki, bu ırkçı zihniyet devletin derin mekanizmasında başat rol oynamaya devam ettiği sürece ne medya ve ne siyasi kuruluşlar gerçek anlamda tepki göstermeye cesaret edemeyecek gibi görünüyor.

Kaldı ki, mevcut durumda Kilise haksızdır. Açıklamaları suçtur ve doğal olarak hem eleştiriyi hem de cezayı hak ediyor. Ancak Batı Trakya Türk Azınlığı’nın asla Kiliseninki gibi bir tavrı söz konusu olmamıştır ve olmaz. Azınlık, topyekün devletin pandemiyle ilgili yasalarına uymuştur ve bu konuda örnektir diyebiliriz. Türk Azınlık bu pandemi sürecinde en büyük mücadeleyi vermiştir. Çünkü hem koronavirüsle hem de ırkçılık virüsüyle mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Radikal çıkışlarıyla ülkenin huzurunu tehdit eden Kilise ise pandemide Türk Azınlığa yönelik ırkçı söylem ve saldırıların başını çekmiştir. Zira pandeminin ilk döneminde camilerimizi hedef alan da, ardından ezanlarımızı susturmaya çalışan da Kilise oldu. Başpiskopos, salgın nedeniyle kiliselerin toplu ibadete kapatılmasına karşı çıkmış ve “camiler açıkken bizden kiliselerimizi kapatmamızı isteyemezsiniz” demişti. Derdi virüsle değil cami ve Müslümanlarla. Papazlar daha sonra Batı Trakya’daki ezanlarımıza sardı. “Kiliselerin çanları susturulacaksa önce ezanlar sussun” söylemiyle camilerimizi hedef aldı. Küçük istisnalar hariç yerel ve ulusal medya da buna çanak tuttu.

Salgın nedeniyle Batı Trakya Türk Azınlığı’na virüs muamelesi yaparak adeta aslan kesilen medya ve siyasiler, Kilise söz konusu olunca dut yemiş bülbüle dönüyorlar. Bunun nedenine inilmeli ve bu korku kimden diye sorulmalıdır. Yoksa “Kilise bu devletin içinde devlettir diyenler” haklı olabilir mi?

Biz bu koronavirüsle bir şekilde mücadeleyi kazanacağız, ama tüm insanlığı tehdit eden ırkçılık virüsüyle ne yapacağız? Buna odaklanmak lazım. Yunan Ortodoks Kilisesi radikalizm ve ırkçılıktan arınmadıkça ülkemize ve coğrafyamıza gerçek barış ve huzurun hakim olmasından söz etmek mümkün görünmüyor.