Yangroup logo Yangroup logo

MİLLET'in Görüşü | İçte ve dışta barış isteniyorsa yapılacak bellidir: Hukuka uymak

Analiz 24 Şubat 2022
MİLLET'in Görüşü | İçte ve dışta barış isteniyorsa yapılacak bellidir: Hukuka uymak

Yeni yılla birlikte Yunanistan’da özel ve resmi kuruluşlarda yılbaşı çöreği kesme etkinlikleri yapılır. Bu etkinlikler Yunanistan Anayasasının 3. maddesi gereği devletin dini olan Ortodoks Hıristiyanlığın resmi teamül haline getirdiği ritüellerdendir. Kilise, devletin içine bu ayinlerle sızmış ve varlığını sağlamlaştırmıştır. Buna değinmemizin sebebi, devletin içine sızmış olan kilisenin etkisinin kendi gibi olmayan ve özellikle Türk ve İslam olana karşı yürütülen devlet siyasetinin önemli kaynaklarından birine dikkat çekmektir. Bunun, "Yunanistan neden böyle yapıyor?" sorusunun cevaplanmasına yardımcı olacağına inanıyoruz. 

Kilisenin yılbaşı çöreklerine değinmemizin sebebi, Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropulu’nun geçtiğimiz günlerde yapılan Makedonya-Trakya Gökçeadalılar Birliği’nin yılbaşı çöreği etkinliğine gönderdiği mesajdır.

Peki, bu Gökçeadalılar kim? Merak edenler için biraz açalım. 

Gökçeadalılar ismini Gökçeada’dan alır. Gökçeada, Türkiye’nin en büyük adası ve Çanakkale ilinin bir ilçesidir. Lozan Antlaşması ile Türkiye’de bırakılan Rum Ortodoks Azınlığın bir bölümü burada yaşıyordu. Yunan kaynaklarına göre bugün Türkiye dışında 10 bini Yunanistan olmak üzere 15 bin civarında Gökçeadalı Rum yaşadığı belirtiliyor. 1960'lı yıllarda Gökçeada'da 7 bin civarında Rum'un yaşadığı tahmin ediliyor. 1955'te adada 7 ilkokul ve bir ortaokula toplam bin öğrenci devam ediyordu.

Kıbrıs olayları ile birlikte Türk-Yunan ilişkileri gerildikçe adadaki Rumlar zamanla Yunanistan’a göç etmiş ve sayıları 60’lı yıllara kadar önemli ölçüde azalmıştır. Atina’daki Gökçeadalılarla yapılan röportajlara bakıldığında göçün en büyük nedenlerinden biri Rumların Türk ordusunda askerlik yapmak istememesi olduğu görülmektedir. Yunanistan’a göç eden adalılar örgütlenmiş ve biri Atina diğeri ise Selanik merkezli Gökçeadalılar (İmrozlular) dernekleriyle örgütlenmişler. 

Yunanistan'da yaşayan Gökçeadalı (İmroz) Rumlar, 16.2.2013’de Zeytinli köyündeki Özel Rum İlkokulu'nun yarım yüzyıl sonra açılmasına izin verilmesini memnuniyetle karşılamıştı. İlkokulun 2 öğrenci ile faaliyete geçmesinin heyecanını yaşayan Atina'daki Gökçeadalılar, bazı ailelerin adaya dönme isteklerinin gerçekleşmesi için destek vereceklerini belirtmişti. Zeytinli köyü, Patrik Bartholomeos'un doğduğu köy olması dolayısıyla da önem taşıyor. Nitekim yıllar içerisinde çok sayıda Rum adaya dönmeye başlamış ve sayıları çoğalarak kendilerini hissettirmeye başlamışlardır. 

Bu noktada şu gerçekleri belirtmekte yarar var: Türkiye’de durum buyken, Yunanistan’da yönetim Batı Trakya Türklerine tam tersi uygulamalara hızlandırmakla uğraşıyordu. Türkiye okul açarken Yunanistan kapatmanın yollarını arıyordu. Türkiye’de Patrik ve din adamları kendi iradeleriyle seçilirken, Yunanistan’da devlet müftülüklere el koyarak seçilmiş müftülere baskı uyguluyordu. Türkiye bunlara tepki gösterirken Yunanistan şiddetle tepki gösteriyor ve Türk Azınlık iddiasıyla Türkiye’yi içişlerine karışmak ve barışı tehdit etmekle itham ediyordu. 

Türkiye’de sorunlarından biri olan ilkokul meselesinin çözüme kavuşturulmasından umutlanan Gökçeadalılar, kendilerine göre miras ve mülkiyet gibi diğer problemlerine de somut çözüm bulunmasını istiyor. Rum Azınlık, Türkiye taleplerine karşılık verdikçe onlar yenilerini ekliyorlar. Hatta Lozan’da belirlenen hakların dışında da taleplerde bulunuyorlar ve Adalılar bunları dernekleri vasıtasıyla ulusal ve uluslararası platformlarda ve düzenledikleri etkinliklerde dile getiriyorlar. Hatta etkinliklerine katılan Yunan devlet yetkilileri de üst perdeden bu talepleri Türkiye’ye yönelik bir çağrı şeklinde dillendiriyorlar. Batı Trakya Türk azınlığının hakları ile ilgili olarak Lozan Antlaşması maddelerini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını uygulamayan Yunanistan’ın Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Dışişleri Bakanı, bu etkinliklerdeki konuşmalarında Türkiye’den Rum azınlığın haklarına saygı göstermesini istiyorlar. 

Bahsekonu yetkililer 16 Ocak’ta Gökçeadalılar Derneği’nin düzenlediği bir etkinlikte bir araya gelmişti. Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropoulou’nun konuşma yaptığı çevrim içi etkinlikte, Başbakan Kiryakos Miçotakis ve Dışişleri Bakanı Nikos Dendias da katılımcıları selamladı. Verilen mesajlarda, Yunan yöneticilerin Türkiye’ye ilişkin iddiaları dikkat çekmişti. Etkinlikte konuşma yapan Sakellaropoulou ve Miçotakis, Türkiye’nin Lozan Antlaşması hükümlerini ihlal ettiğini iddia etmişti. Dendias da “her fırsatta Türkiye’nin taahhütlerini hatırlatmayı ve Gökçeada Helenizm’inin uğradığı adaletsizlikleri vurgulamayı sürdüreceklerini” ifade etmişti.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın benzer mesaj ve söylemini 19 Ocak’ta da sergilediğine şahit olduk. Cumhurbaşkanın “Sevgili Soydaşlar” diye başlayan mesajına bakıldığında Türk Azınlık insanının aklına birçok soru işareti oluşuyor ve tepki gösteriyor. 

Cumhurbaşkanı Sakellaropulu mesajında, Gökçeadalılar Birliği’nin Patrik Bartholomeos’la birlikte Gökçeada Helenizm’i için ne kadar önemli hizmetlerde bulunduğunu anlatmış. Gökçeadalıların birlik ve beraberlik bilincinin canlı tutulduğunu belitmiş. Gökçeada’daki Rum azınlık okullarının yeniden faaliyete başlamasının Gökçeadalıların desteği sayesinde olduğunu anlatmış ve bunun ne kadar önemli olduğunun altını çizmiş. Helenizm’in Patrikhane ve Rum Azınlık Okulları sayesinde Türkiye’de nasıl yaşatılmaya devam edildiğini vurgulayan bir konuşmayı İstanbul’daki Patrikhane ziyaretinde Yunanistan Eğitim ve Din İşleri Bakanı da yapmıştı. Yunan devlet yetkililerinin ortak söylem ile dünyanın her yerindeki Rum ve Yunan Ortodoks soydaşlarına nasıl sahip çıkmaya çalıştıklarının açık bir göstergesi olarak bu noktaya dikkat çekmek isteriz. 

Türkiye topraklarında Helenizm’in Rum Azınlık tarafından yaşatılması önemine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Sakellaropulu, “Adadaki Gökçeadalıların varlığının artması ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi noktasında uygun şartların sağlanması için Türk makamları tarafından başka önlemler de alınmalıdır. Bu bağlamda Türkiye, daha önce de söylediğim gibi, Rum azınlığına karşı tutumunu değiştirmeli, Lozan Antlaşması'nda ve insan haklarının korunmasına ilişkin uluslararası sözleşmelerde öngörülenleri eksiksiz bir şekilde uygulamalıdır. Yunan Devleti'nin, Gökçeadalıların zaman içinde maruz kaldığı adaletsizlikleri gidermek için gösterdiğiniz yorulmaz çabalarda sürekli yardımcı olacağına sizi temin ederim.” diye eklemiş.

Bunları duyan Batı Trakya Türk Azınlık mensupları, doğal olarak Yunan yetkililerinin Lozan Antlaşması ile karşılıklılık ilkesi ve aynı haklarla Türkiye ve Yunanistan’da bırakılmış Türk ve Yunan Azınlıklarına eşit ve adil yaklaşımda bulunmamasına tepki gösteriyor.

Türk Azınlık insanı doğal olarak soruyor: 

Türkiye’den Lozan Antlaşması’na ve insan haklarına saygı göstermesini talep eden Cumhurbaşkanı Sakelaropulu, Yunanistan’da yaşayan Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı için de aynı şeyi dillendiren Avrupa adalet mekanizmalarının çağrılarına neden kulak tıkıyor? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Batı Trakya Türkleriyle ilgili Yunanistan’ı mahkûm eden kararlarını neden yok sayıyor? 

Yunanistan, İskeçe Türk Birliği gibi adında Türk ve Azınlık tanımlaması geçen derneklerin yasaklanmasından dolayı AİHM’nin mahkûmiyet kararlarını uygulamayarak hukuk tanımaz tavrını ne zamana kadar sürdürecek? Böyle bir ülkenin yetkilileri, başka bir ülkeyi hukuksuzlukla nasıl suçlayabiliyor ve hukuku uygulamaya davet edebilme cesaretini bulabiliyor?

Türkiye Cumhurbaşkanı ve devlet yetkilileri Batı Trakya Türklerinin Lozan ve uluslararası anlaşmalarla kazanılmış haklarının iadesi için Yunanistan’a çağrı yaptığında Yunan yetkililer buna neden karşı çıkıyor? 

Türkiye’yi “Türk Azınlık” söylemiyle içişlerine karışmak ve Türklük propagandası ile suçlayan Yunanistan, Türkiye’de “Rum Azınlık” söylemiyle Helenizm propagandası yaparken kendisiyle çelişmiş olmuyor mu? Bu şekilde Lozan’da geçen adıyla “Gayrımüslim Azınlıkları” kullanarak Türkiye’nin içişlerine karışmış olmuyor mu? Yoksa Yunanistan, ben yaparım, ben ayrıcalıklıyım, benim yaptığım sorgulanmaz, çünkü ben dünyanın en üstün milletiyim mi demeye çalışıyor? Eger böyleyse, bu, hastalıklı ve tehlikeli bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzun bir işaretidir. 

Batı Trakya Türklerinin kimliğini “Lozan’da zikredilmiyor” iddiasıyla inkâr etmek, ama diğer taraftan aynı antlaşmaya tabi “Gayrımüslim Azınlıkları” etnik olarak tanımlamak ayrımcı ve çelişkili bir yaklaşım değilse nedir? 

Türkiye’deki Rumları “gayrimüslim” olarak tanımlayan Lozan’ı görmezden gelen Cumhurbaşkanı rahatça “Rum Azınlığı” diyor. Bize göre “Rum Azınlığı” diyebilir. Fakat biz “Türk Azınlığı” deyince neden aynı kişiler tarafından “hainlik” olarak değerlendiriliyor?

Türkiye vatandaşı Fener Rum Patriği ve ona bağlı din adamları, Yunan Ordu Fonu’nun da desteğiyle Türkiye’de Helenizmin yükselmesi için çaba sarf ederken, Batı Trakya Türk Azınlığının seçtiği müftüler neden tanınmıyor? Dini ve milli değerlerimize sahip çıkmaya çalışan müftülerimiz AİHM tarafından haklı bulunmalarına rağmen neden kovuşturmaya tabi tutuluyor? 

Cumhurbaşkanı Sakelaropulu, Yunan devletinin Türkiye’deki soydaşlarının maruz kaldığı haksızlıkların giderilmesi için her zaman yanlarında olacağını vurgularken, aynı şeyi Türkiye Cumhuriyeti Yunanistan’daki soydaşları için söyleyince neden tepki gösteriyor?

Sayın Sakelaropulu ve diğer Yunan devlet yetkilileri Türkiye’nin garantörü olduğu Batı Trakya Türklerine ilişkin hukuku uygulama çağrısından rahatsız olmak istemiyorsa üzerine düşen görevi yapmalı ve hukuka riayet etmelidir.  

Türkiye son yıllarda Lozan ile hakları garanti edilen bütün azınlıklara yönelik çok büyük adımlar attı. Geçmişin yanlışlarından büyük ölçüde dönüldü ve dönülmeye devam ediyor. Bunu Başbakan Miçotakis başta olmak üzere Yunan devlet yetkilileri de dile getiriyor. 

O yüzden Yunanistan açısından yapılacak en doğru şey, Türkiye’nin Azınlık politikalarını örnek alıp ve hatta Türkiye ile dostluk ve diyaloğu geliştirerek bu anlamda birlikte daha büyük adımların atılmasıdır. Ancak bu şekilde gerçek huzur ve barışa ulaşılabilir. 

Günümüz dünya dinlerinin pek çoğunda ve altın kural diye tanımlanan bir prensip var: “Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma.” İncil’de; “İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.” şeklinde yer alan bu kural, İslâm’da; “Bir kimse kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçek manada iman etmiş sayılmaz.” formülü ile ifadeye konmuştur. 

İnsanlığın kulağına küpe olması durumunda huzur ve barışın her daim kaim olacağı şu anlamlı ifadeyle bitirelim: 

Yurtta sulh, cihanda sulh

Millet gazetesi logo
© 2022 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA O.E.
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ & ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ Ο.Ε.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr